26 Temmuz 2021

Giysilerimizde Neden Hala Bu Kadar Çok Plastik Var?

YAZI: EMİLY CHAN

DERLEYEN: DİLRUBA KARAKÖSE

21-07/26/210531_sydney-fw-resort22_003-728-credit-dan-roberts.jpg

Fotoğraf: Dan Roberts

Birçoğumuz mümkün olduğunca plastik kullanımını bırakmaya çalışırken, hayatımızda hala büyük miktarda sorunlu materyaller içeren bir kısım var. O da kıyafetlerimiz… Aslında polyester gibi sentetik lifler, dünya çapında üretilen liflerin yüzde 60'ından fazlasını oluşturuyor. Bazı markalar alternatiflere yönelmeye başlasa da, yakın zamanda yapılan bir araştırma, hızlı modanın yüzde 50'sinin şu anda saf plastiği kullandığını ortaya koyuyor. Bu da, endüstrinin dünyaya giren çok büyük miktarda yepyeni plastiğin sorumlusu olduğu anlamına geliyor.

En başta plastiğin iklim değişikliğinin başlıca itici güçleri olan fosil yakıtlardan geldiğini hatırlamak önemli. Fast Fashion's Plastic Problem gazetesinin yazarlarından ve Londra Kraliyet Sanat Topluluğu'nun (RSA) rejeneratif tasarım başkanı Josie Warden, Vogue'a “Sentetik kumaşlar petrol ve gaz şirketlerinin iş modelinin büyük bir parçası.” diyor.

Haziran ayında yayınlanan ve sentetik malzemelerin 2030 yılına kadar tüm tekstil ürünlerinin yaklaşık yüzde 75'ini oluşturacağını tahmin ayrı bir raporla, hala yanlış yöne gittiğimiz ortada aslında. Warden, "Bu materyaller petrol ve gaz şirketleri için büyüyen bir üretim alanı olarak görülüyor, bu da sorunlu bir süreç çünkü fosil yakıtların çıkarılmasını azaltmamız gerektiğini biliyoruz." diye ekliyor.

Sadece bu da değil. Sentetik kumaşlar, onları yıkadığımızda okyanuslarımıza ve su kaynaklarımıza milyonlarca mikroplastik salarak deniz yaşamı için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Sentetiklerin biyolojik olarak parçalanamadıkları göz önüne alındığında, 200 yıla kadar kalıcı olabiliyorlar ve her zaman çevreye daha zararlı mikro lifler ve potansiyel olarak toksik kimyasallar yayıyorlar. 2017 Küresel Moda Gündemi raporuna göre, her yıl üretilen 92 milyon ton tekstil atığı şok edici bir şekilde çöplükte kendine yer buluyor veya yakılıyor. Sonuç olarak durumun aciliyeti küçümsenemez noktada.

Kâr amacı gütmeyen Textile Exchange'in Avrupa ve malzeme stratejisi direktörü Liesl Truscott, “Plastik her yerde ve bu konuda bir şeyler yapmalıyız.” diyor. “Atık ve mikroplastiklerin, doğaya, biyoçeşitliliğe ve besin zincirimize olan etkisine uyanmalıyız. Bu bir sorun ve hızla geçmiyor.”

Modanın sentetiklere bağımlılığı

Modanın sentetiklere olan güveni, naylon ve polyesterin pamuk, yün ve ipeğe rakip olarak piyasada ilk kez ortaya çıktığı 1940'lar ve 1950'lere dayanıyor. Günümüze geldiğimizde ise bu lifler her zamankinden daha kolay erişilebilir durumda. Truscott, "Esnek lifler, nispeten ucuz ve güvenilirler." diye açıklıyor. “Oysa pamuk ve diğer doğal lifler, bulunabilirlik, hava koşulları veya iklim değişikliğine karşı biraz daha savunmasız olabilir.”

Polyester, gücünü ve dayanıklılığını artırmak için genellikle pamuk ve diğer doğal liflerle karıştırılır. Ancak bu, ömrünün sonuna geldiğinde ek bir soruna neden olur. Truscott, “Muhtemelen en kötü seçeneklerden biri, çünkü doğal bir malzemeyi sentetikle karıştırmış oluyorsunuz.” diyor. “Bunu geri dönüştürebilmek ve malzemeleri farklı geri dönüşüm akışları için ayırabilmek açısından şu anda bu oldukça imkansız.”

Günümüzde kıyafetlerimize yüklediğimiz talepler, plastiğin gardıroplarımızdan tamamen çıkarılmasının zor olduğu anlamına geliyor. Truscott, “Sentetik lifler, hafif, yüksek mukavemetli özellikleri ve nemi dışarı atabilmeleri için kullanılıyor. Aktif giyim ve iç giyim, bu çok önemli esneme ihtiyacı nedeniyle plastikten tamamen uzaklaşmanın zor olduğu alanlardır.” diyor.

Çözüm nedir?

Gezegenimizde halihazırda var olan plastik miktarı göz önüne alındığında, genellikle plastik şişelerden veya atılmış balık ağlarından yapılan geri dönüştürülmüş polyester, şu anda saf plastikten daha iyi bir seçenek sunuyor. Ancak uzun vadeli bir çözüm olarak görülmemeli. Warden, "Giysilerdeki geri dönüştürülmüş plastik, ikinci ömrünün sonunda hala yakılmaya veya çöp sahasına atılmaya devam edecek, bu yüzden bu oldukça kısa bir döngü." diye açıklıyor durumu.

Warden, "Sentetik elyafların geri dönüşümü için çok az altyapı var." diye devam ediyor. Tekstillerin parçalandığı mekanik geri dönüşüm, genellikle elyafın kalitesini düşürürken, malzemeleri kimyasal forma ayırmayı içeren kimyasal geri dönüşüm, ayrıca toksik maddelerin salınmasına neden olabiliyor.

Bu nedenle Pangaia gibi markalar, okaliptüs, deniz yosunu ve hint yağından yapılmış biyo-bazlı naylon kullanarak yüzde 90 biyo-bazlı yeni Gym koleksiyonuyla plastikten tamamen uzaklaşmak istiyor. “Pangaia Gym, biyolojik olarak parçalanabilen bir aktif giyim profili oluşturmak için birlikte çalışan en iyi sürdürülebilir elyaf ve tedavi seçeneklerini bir araya getirirken maksimum işlevsel performansı optimize ediyor.” diyor Pangaia'nın inovasyon şefi Dr Amanda Parkes. 2022'de naylonun yerini alacak “biyo-bazlı biyolojik olarak parçalanabilen sentetik” üzerinde çalıştıklarını ve sonunda bunu spor giyimde geleneksel elastan yerine kullanmayı amaçladıklarını da sözlerine ekliyor.

Bu tür yenilikler heyecan verici olsa da, bu yeni tekstillerin büyümesi zaman alacak. Ayrıca, yaşamlarının sonunda biyo-tabanlı malzemelere ne olduğunu düşünmeye de ihtiyaç var. Truscott ise buraya bir soru ekliyor; “Bir kez ürettikten sonra geri dönüştürebilir mi?"

Bu arada, bazı sürdürülebilirlik savunucuları, sentetik içeren giysilere bir uyarı etiketi konulmasını talep ediyor ve böylelikle modanın doğrudan plastik tüketimini ele alması gerektiğini ifade ediyor. Changing Markets Foundation adlı kampanya grubu gibi diğerleri, şirketleri plastiğe bağımlılıktan uzaklaşmaya zorlamak için mevzuat ve plastik vergisine ihtiyaç olduğunu söylüyor. Truscott, "Geleneksel fosil bazlı plastikten bir çıkış yoluna ihtiyacımız var ve somut hale getirmeye başlayabileceğimiz bazı iddialı hedefler belirlememiz gerekiyor." diyerek düşüncelerini belirtiyor.

ETİKETLER: SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK , SÜRDÜRÜLEBİLİR MODA