Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Özge Gürel başrolünde yer aldığı “44” ve “Medeni Haller” isimli filmleriyle iki farklı kadının hikâyesinde buluşuyor. Biri savaşın ortasında hayata tutunurken diğeri kendi duygularından kaçıyor.
Üretiyor olmak, bir sürecin parçası olmak bana her zaman iyi hissettiriyor. Yeni insanlar tanıdığım, bambaşka hikayelerin içine girdiğim ve yeni şeyler öğrendiğim bir dönemdeyim. Hem kendime hem de hayata dair keşfedecek çok şey bulduğum bir süreçten geçiyorum.
İlk anda aklıma gelen cevap, özdeşleşen imajı kırmak diyebilirim. Seyirci sanıldığı kadar önyargılı değil, aksine çok daha açık fikirli. Onların önceliği hikâyeye inanmak ve bence en doğrusu bu. Ancak işin derinine indiğinizde, bu imajı kırmak zorunda kalmanız da ilginç. Oyunculuğu kategorize etmek, türlere ayırmak bana kalırsa oldukça garip bir önyargı.
Süreci bizzat yaşayan insanlarla bir arada olmak benim için oldukça duygusal bir deneyimdi. Çekimlerimiz uzun bir süre devam etti ve bu süreç bana çok kıymetli bağlar kazandırdı. Duyguların, acıların ve mutlulukların evrensel olduğuna inanıyorum. Bu ortak hikâyede de bunu çok güçlü bir şekilde hissediyoruz.
Aslında aradığınız şeyi tam olarak içinizde buluyorsunuz; bunu size kimse veremez. Bazen tüm hayatınızı önünüze koyup “Şimdi nereden devam etmeliyim, hatta devam etmeli miyim?” diye soruyorsunuz. Bu soruların yanıtlarını kendiniz bulmalısınız. Çünkü inandığınız ya da güvendiğiniz şeyler yıkılabilir; dışarıda bulduğumuz hiçbir şeyin güvencesi yok. Ama kendi içinize döndüğünüzde o gücün nerede olduğunu bir kez keşfederseniz, bir sonraki belirsizlikte ayağa kalkmanız çok daha kolay olur.

Fotoğraf: Ertuğrul Taban
Bazı fedakârlıkların karşılığını hiçbir zaman ödeyemeyiz. Tarihsel olarak da bu böyle; birileri bizim bugünümüz için çabaladı, emek verdi. Bu yüzden kıymetini bilmeli ve gerektiğinde bizden sonraki nesiller için elimizden geleni yapmayı kendimize borç bilmeliyiz.
İbrahim inanılmaz çalışkan ve çok yetenekli bir oyuncuydu. Ayrıca çalışması, beraber üretmesi keyifli bir insan. Duygular hikayede önceliğimizde. O yüzden ortak dil konusunda zorlanmadık, hikaye zaten bize yeterli malzemeyi verdi.
Özellikle ana akımda, bir şeyleri yetiştirme telaşı zaman zaman yorucu olabiliyor. Burada ise bir oyuncu olarak duygularımı yönetebilmek için kendime yeterli alan bulduğumu hissettim. Hepimiz hikâyeye çok fazla dahil olduk; sahneler öncesinde yönetmenlerimle ve diğer oyuncularla uzun uzun konuştuk. Bu süreç de kendimi oldukça iyi hissetmemi sağladı.
İletişimi hem zorlaştırıyor hem de karmaşıklaştırıyoruz. Oysa her şey iki taraf için de çok daha kolay olabilirdi.

Fotoğraf: Karl Dagher
Yüzleşmek daha zor gibi görünse de sanırım asıl zor olan kaçmak. Yüzleşmek hızlı ve acılı bir yöntemken kaçmak, bizi yavaş yavaş tüketen ve bu süreçte yeni yaralar açan bir yol. Aylin de kendini sabote eden ama bunu kendini korumakla karıştıran bir karakter. Tam da bu nedenle, kendisi için çok daha acı verici olan kaçmayı seçiyor ve bu tercih, içinde bulunduğu durumu giderek daha da zorlaştırıyor.
Acıları yarıştırmak ya da kıyaslamak mümkün değil; mutluluklar ve hayaller için de aynı şey geçerli. İkisinin de gerçekliği birbirinden çok farklı ve kendi gerçeklikleri içinde karşılarına çıkanlarla mücadele etmek zorundalar. Üstelik bunu yaparken ellerindekinin en iyisini yapmak durumundalar. Çünkü ikisinin de hayatına dokunup her şeyi bir anda değiştirecek sihirli bir değnek yok.
Müthiş bir yolculuk. Hikâyelerin peşinden giderek bambaşka yolları deneyimlemek ve her yolculuğun sonunda sinemanın gücüne yeniden hayran olmak… Söz konusu hikâye anlatıcılığı olduğunda yerin ya da zamanın hiçbir önemi yok; geriye kalan tek gerçek, hikâyenin kendisi ve size hissettirdikleri.

Fotoğraf: Ertuğrul Taban