Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


2026 yılının nişan yüzüğü trendlerini inceliyoruz
2000’lerin başında ve 2010’larda nişan yüzüğü estetiği adeta otomatik pilota alınmıştı: Parlak beyaz yuvarlak pırlantalar, mikro pavé bantlar ve prenses kesimler sahneyi domine ediyordu. 2025’te ise pırlanta yüzüklerin her yerde oluşuna dair yeni bir savla karşı karşıyayız: TikTok’ta defalarca kopyalanarak kendi algoritmasını yaratan, dev oval tektaşlardan oluşan sözde “90210 yüzüğü”. Ortaya çıkan sonuç, her şeyin birbirine benzediği, tekdüze bir gelinlik estetiği. Diğer uçta ise görkemli ama ayırt edici olmaktan uzak ünlü mega yüzükler yer alıyor. Tüm işaretler 2026'nın, gelinlerin nihayet bu düzene karşı çıktığı yıl olacağını gösteriyor.
Klasik siluetler hâlâ geçerliliğini koruyor. Tiffany & Co.’nun 1886’da tanıttığı tektaş yüzüğün ders kitaplarına geçen imgesi hâlâ gündemi belirlerken; Elizabeth Taylor ve Grace Kelly’den Beyoncé ve Amal Clooney’e uzanan bir liste tarafından tercih edilen zümrüt kesim pırlanta da 'ikonik' konumunu sürdürüyor. Dört tırnaklı yüzükler ise daha az metal görünümü ve taşı öne çıkaran minimal yapısıyla, daha modern bir seçenek olarak öne çıkıyor. Peki, geleneksel tektaş döngüsünden çıkıp daha kişisel bir seçim yapmak nasıl mümkün?
Yeni bir ruh hâli şekilleniyor. Daha sıcak, daha dokunsal ve yapay zeka ürünü değil de gerçekten tasarlanmış hissi veren yüzüklere duyulan arzuyla biçimlenen bir yaklaşım bu. New York merkezli mücevher tasarımcısı Sarah Dyne, “İnsanlar, işleriyle gerçekten bağ kurabildikleri tasarımcılara yöneliyor” diyor, cilalı bir tekdüzelik yerine, emek yoğun ve el işçiliği barındıran tasarımlara ilginin arttığı yönündeki gözlemini dillendirirken. Sotheby’s Mücevher Bölümü Kıdemli Başkan Yardımcısı Frank Everett da aynı değişime dikkat çekiyor: “İnsanların bugün yöneldiği taşlar, uzmanların yıllardır sevdiği, karakter sahibi, antika kesimler.”
Eğer 2000’ler kusursuz bir ışıltıyla tanımlanıyorsa sıradaki dalga kişilikle şekillenecek. Carrie Bradshaw’un sarı altın bir bant üzerindeki armut kesim pırlantaya burun kıvırdığı günleri hatırlıyor musunuz? Bugün o yumuşatılmış siluet ve sıcak ton yalnızca kabul görmekle kalmıyor, arzu edilen bir estetik hâline de geliyor. Modada ve iç mekanlarda hüküm süren eklektik ve kişisel yaklaşım, gelin mücevherlerine de sirayet etmiş durumda. Antika tekstiller, zanaatkar üretimi seramikler, Bode imzalı patchwork ceketler ve genel anlamda el işçiliğine dönüş, kusursuzluktan ziyade düzensizliği yücelten bir neslin estetik anlayışını şekillendiriyor.

Zendaya’nın nişan yüzüğü, Fotoğraf: Getty Images
Antika pırlantaların yani Old Mine, Old European ve uzatılmış antika yastık kesimlerin yükselişi hız kesmeden devam ediyor. Bu taşlar, düzensizlikten ve elde kesilmiş oranlardan kaynaklanan bir yumuşaklık, sıcaklık ve mum ışığını andıran bir ışıltı sunuyor. Doğal asimetrileri ve nadir bulunmaları, günümüz gelinlerinin tam olarak aradığı özellikler.
Bu dönüşümün merkezinde Jessica McCormack yer alıyor. Gümüş kaplamalı altın montürleri ve imza niteliğindeki eski kesim pırlantalarıyla yeniden ortaya koyduğu 19. yüzyıl stillerini, Zendaya ve Dakota Johnson'ın da dahil olduğu yeni bir kitleyle buluşturdu. McCormack’in tasarımları, antika kesimlerin nostaljik değil modern görünebileceğini kanıtlıyor ve tasarımcılara çağdaş yadigarlar için yeni bir yol haritası sunuyor.
Los Angeles merkezli tasarımcı Maggi Simpkins “Antika kesim taşlar için çok fazla talep alıyorum” diyor, “İlginç ya da benzersiz kesimlere, tonlara ve karaktere sahip; dikkat çekici inklüzyonları ile doğallıklarını ortaya koyan taşlar özellikle isteniyor.” Simpkins, Old Mine ve uzatılmış yastık kesimlere yönelik taleplerde belirgin bir artış gözlemlediğini de ekliyor. Prounis’in kurucusu Jean Prounis de aynı görüşte: “Müşteriler bu hikayesi olan taşların tarihine, bireyselliğine ve 'elde kesilmiş cazibe'sine giderek daha fazla çekiliyor. Üstelik bu antika kesimler yalnızca doğal pırlantalarda bulunduğu için, bu taşlar çok daha nadir ve özel olduklarını hissettiriyorlar.”
Everett, bu artışı sosyal medyanın yarattığı tekdüzeliğe ve aşırı kusursuzluğa doğrudan bir karşı çıkış olarak yorumluyor. Kültür, bu değişimi eş zamanlı olarak benimsedi. Taylor Swift’in antika yastık kesim nişan yüzüğü, tüm bir nesli Old Mine taşlarla tanıştırdı ve bu tarihî kesimlerin ana akıma dönüşünü hızlandırdı.

Dua Lipa’nın nişan yüzüğü, Fotoğraf: @dualipa
2010’lar zarif, ince ve daha çok “yardımcı oyuncu” gibi kalan yüzük bantlarıyla anılıyorsa bu yeni onyıl, ağır basmayı ve güçlü bir mevcudiyeti benimsiyor. İnce pavé dizilimlerinin yerini kalın altın bantlar, heykelsi formlar ve belirgin bezel montürler alıyor. Bu tasarımlar seri üretimden ziyade bilinçli olarak kurgulanmış, sağlam ve iddialı bir his yaşatıyor.
Prounis, “Daha kalın, daha dolgun alyanslar sıkça gündeme geliyor; müşteriler tek bir merkez taşla eşleşen, daha güçlü bir altın profil tercih ediyor,” diyor. Geleneksel tırnaklı montürler yerine, altının baskın olduğu ve bezel montürlü olan yüzüklere yönelimin arttığını da ekliyor. Elde üretilmiş 18 ve 22 ayar altın bantlarıyla tanınan Los Angeles’lı tasarımcı Jenna Katz da benzer talepler aldığını söylüyor: “Gelin adayları dolgun ve chunky duran, fazla narin olmayan parçalar istiyor.”
Bu görünüm neredeyse 70’ler enerjisi taşıyor: Cesur, heykelsi, sıcak tonlu altınlar... Kostüm hissine kaçmayan, bilinçli ve hafif retro bir duruşu var.
Yüzük bandı artık başlı başına bir tasarım ifadesine dönüşüyor. Tasarımcılar basit bir 'bant + taş' formülünün yerine yumuşatılmış mühür yüzükleri, dalgalı kıvrımları, erimiş hissi veren dokuları ve erken modernist mücevherlere gönderme yapan formları keşfediyor.
Kişiye özel çalışmaları giderek daha fazla “eriyik, kusurlu” dokulu, mühür yüzüklerinden ilham alan siluetler içeren Simpkins, “Şu anda keskin ya da geometrik formlar yerine daha yumuşak ve pürüzsüz hatlar trend” diyor. Çalışmalarının merkezinde elde oyulmuş semboller yer alan Dyne ise dokunsal yüzeylere artan ilgiyi vurguluyor: "Fırçalanmış altın, yüksek parlaklıktaki altından uzaklaşmanın bir işareti."
Bu heykelsi ve çoğu zaman kıvrımlı şekiller, 20. yüzyılın başındaki modernist kuyumcuların ve Suzanne Belperron ve Calder gibi sanatçıların eğrisel formlarına ve Art Moderne döneminin yumuşak, heykelsi metal işçiliğine uzanıyor. Bu soy ağacı, Everett’in “tüm zamanların en büyük mücevher başarı hikayelerinden biri” diye andığı Jessica McCormack gibi tasarımcılara kadar kesintisiz biçimde devam ediyor. McCormack’ın Georgian ile moderni buluşturan siluetleri, gümüş kaplamalı altın montürleri ve imza dalga bantları, 1930’ların görsel dilinin çağdaş uzantıları: Yuvarlatılmış, elde işlenmiş, dokunsal ve karakter odaklı.
Moda ve iç mekan trendleriyle paralellikler açık. Yükselişteki vintage tekstiller, batik desenler ve düzensiz seramiklerle dolu coastal elite iç mekanlar ve Lisa Eisner’ın The Row için ortaya koyduğu organik formlar aynı estetiği yansıtıyor. Heykelsi metal, elde şekillendirilmiş kusursuz bir vazonun mücevherdeki karşılığı gibi.

Fotoğraf: Backgrid USA
Yuvarlak kesimler hâlâ her yerde, ancak 2026’yı uzatılmış formlar tanımlayacak: Oval kesimler, uzatılmış antika yastık kesimler, markiz taşlar ve doğu-batı (east-west) yerleşimler.
TikTok ve Hailey Bieber’ın etkisiyle yükselişe geçen oval kesimler, artık “ne kadar büyük, o kadar iyi” ruh hâlinin sembolü. Parmakta maksimum alan kaplıyorlar. TikTok’taki 90210 trendi, dev oval tektaşın popülerliğini öyle bir ivmelendirdi ki durmaksızın yeniden paylaşılarak adeta büyük ebatlı pırlantaların kısa adı hâline geldi. Everett, “Oval kesimler güçlü bir geri dönüş yaptı” diyor ve oranları sayesinde iki karatlık bir taşın neredeyse üç karat gibi görünebildiğini vurguluyor.
Uzatılmış yastık kesimler de aynı derecede belirleyici; Swift’in antika yastık kesimli yüzüğünün etkisi bunda büyük. Parlaklıktan ziyade tarihsel bir his veriyorlar ve oval kesime kıyasla daha yumuşak bir ihtişam sunuyorlar. Uzatılmış form trendi bununla da sınırlı değil. Katz, taş şekli taleplerinin giderek daha spesifik hâle geldiğini, özellikle ucu yumuşak ve yuvarlatılmış antika armut kesimlere güçlü bir ilgi olduğunu söylüyor.
New York merkezli Dezso markasının kurucusu Sara Beltran (okyanus esintileri ile zanaatkar teknikleri birleştiren tasarımlarıyla biliniyor) hiç tırnaklı montür kullanmıyor. Bunun yerine, taşları yatay yerleştirilmiş uzun formlarla çalışmayı tercih ediyor ve bu görünümü “modern ve seksi” olarak tanımlıyor. Markiz ve zümrüt kesimlerde doğu-batı yerleşimler de yeniden yükselişte; alışıldık dikey yönelime kıyasla daha incelikli ama kendinden emin bir alternatif sunuyorlar. Everett de bu geri dönüşe dikkat çekiyor: “Bir zamanlar kimse markiz istemezdi” diyor, “Şimdi ise özellikle Maggi Simpkins’in yaptığı gibi doğu-batı yerleşimlerde yeniden popülerler.”
Renk, beyaz pırlantaların yerini almıyor; ancak palet belirgin şekilde ısınıyor. Tasarımcılar şampanya tonlu pırlantalara, açık sarılara, bal rengi nüanslara ve dumanlı kahverengilere artan bir ilgi olduğunu söylüyor.
Katz, “İnsanlar artık sıcak tonlu pırlantalara çok daha açık” diyor. “Şampanyalar, sarılar ve hatta kahverengi tonlar. Çok güzeller ve aşırı parlak, aşırı beyaz görünümden uzaklaşıyorlar.” Dyne’a göre ise kilit nokta, “taşı takacak kişi için doğru sıcaklık ve derinliği seçmek.” “Çamurlu renkler de var, gerçekten güzel de renkler” diyor. Ayrıca pek çok müşterinin, görünümü laboratuvar üretimi taşlardan uzaklaştırdığı için özellikle daha sıcak tonlu taşları tercih ettiğini de vurguluyor.
Beltran’ın sitrin ve akuamarin kullandığı tasarımlar her ne kadar klasik nişan yüzüğü kategorisine girmeseler de daha dingin, daha toprak tonlarına yakın renklere yönelişi yansıtıyor. Gökkuşağı gibi değil; ton sür ton. Güneş ışığıyla ısınmış, sıcak bir etkiye sahip.
