Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Tanıdık bir parça daha ne kadar yeni olabilir? Cevap, yeniden giyinme isteğini uyandırmaya yetiyor.
“Güzellik, tanıdık olana yeniden bakmakta” yazıyordu Prada 2027 İlkbahar/Yaz koleksiyonunun şov notlarında. Bir kadının dolabındaki belki de en temel parçalardan biri olan eteği 63 farklı şekilde ele alabileceğimizi gösteriyordu eş kreatif direktörler Miuccia Prada ve Raf Simons. Ve sonra devam ediyordu; “güzellik bildiğimiz bir şeyin kaç farklı biçim alabileceğini, içinde ne kadar çok olasılık barındırabileceğini sorgulamakta yatıyor.” Prada koleksiyonu bir kez daha sezon koleksiyonlarının tonunu, yaklaşımını belirliyordu. Modanın hayatımızda kapladığı yeri ya da önemini sorguluyordu. Gerçekliğin bir yansımasını, günlük dolaplarımızın ta kendisini gördük defilelere bakınca. Nasıl giymeliyiz, hangi kıyafetleri yan yana getirmeliyiz? Farklı olasılıkları yan yana getirdiğimizde denklemde her seferinde farklı bir kişilik ve karakter ortaya çıkabilir. Matthieu Blazy de benzer düşünüyordu: “Bu şekilde dönüşebiliriz. Moda da kıyafetler de zamanla şekil alır, zaman içinde ortaya farklı hallerimiz çıkar.”

Fotoğraf: Getty Images
2027 İlkbahar/Yaz koleksiyonlarına baktığımızda devrimsel bir yaklaşımla karşılaşmadık, herhangi bir siluet bizi sarsmadı. Miu Miu 2022 İlkbahar/Yaz koleksiyonundaki şok edecek kadar kısa etekler ya da Jonathan Anderson’ın Loewe’deki kavramsal yaklaşımı gibi. Miuccia Prada o koleksiyonda oranları değiştirip giyinme biçimimize, üniformalara yenilik getiriyordu, Anderson ise kıyafetlerin alabileceği biçimlere dair deneylerde bulunuyordu her defasında. Bu sezon tüm bunların aksine gerçeklikle yüzleştik. 2020’lerin ikinci yarısında hızla ilerlerken 10 yıllık dönemin izleri kendini hafiften belli etmeye başladı. Yakın zamanda moda endüstrisi hem işin ekonomik hem de yaratıcı tarafında iki büyük reset’le imtihan verdi. İlki Covid-19 pandemisiydi. Hayatımıza getirilen kısıtlamalar tasarımcıların yaklaşımlarında değişikliğe gitmelerine sebep olmuştu. Pek tabii koleksiyonlara sportif kıyafetler eklemek dışında onları daha alışılmadık şeyler denemeye ve “uçuk” olmaları konusunda teşvik etmişti. Kıyafetlerin “meme”leştiğini gördük veya pop yıldızlarının sahnede taşıyacakları kadar gösterişli ama gerçek hayatta karşılığı olmayan fikirlere tanıklık ettik. İkinci büyük reset geçtiğimiz sene Eylül ve Ekim aylarında 15 modaevinde, 16 tasarımcının ilk koleksiyonlarını sergilemeyle başladı. İlk senenin sonuna geldiğimizde bu sezon aralarından bazılarının artık o modaevlerinde olmadığını gördük ya da bazılarının kısa süre sonra ayrılacaklarını biliyoruz. Yazın takip ettiğimiz erkek koleksiyonlarının ana mevzusu hava sıcakları olurken bu kez yeniden tasarımcı değişikikleri fısıltılar halinde yayılıyordu. Herkes Anthony Vaccarello’nun son defilesi olduğuna emindi (nitekim haber cuma sabahı geldi ve 10 sene boyunca yazdığı hikayenin son bölümünü izlediğimizi gördük). Dantel bluzların büyük balıkçı yağmurluklarla birlikte sunulduğu Chloé’de de kısa süren bir bölümün sonuna gelmiş olabileceğimizi ima etti Chemena Kamali. Kamali’nin Chloé’de en sevdiği şeyleri bir araya getiren koleksiyonun şov metni bir veda mektubu gibiydi: “Umarım bu koleksiyon modaevinin kalbini ve ruhunu yansıtıyordu. Daima Chloé. Sevgiler, Chemena”. Elbette daha birtakım başka dedikodular defilelerin başlamasını bekleyen konukların arasındaki small talk tercihiydi. Değişimlerde ikinci raund yaklaşıyor.
Kısacası, endüstride olduğu gibi dünyada da devam eden tüm ekonomik belirsizlik, toplumsal kargaşanın yanında moda yeniden güzel şeylerle meşgul olmamız için bize seçenekler, fikirler sunuyor.

Tory Burch 2027 İlkbahar/Yaz, Fotoğraf: Acielle / Style du Monde
“Dünyada bütün bu olup bitenler karşısında, insanların biraz neşe ve iyimserlik aradığını düşünüyorum” diyordu Tory Burch, defilesinin ardından karşıladığı basına. Burch yalnız değildi. İyimserliğin bir karşılığı olarak bir ay boyunca devam eden moda haftalarında en çok sorbeyi hatırlatan pastel tonlar (Dries Van Noten, Julie Kegels, Dior, Courreges ve daha birçoğunda) ya da fazla satüre canlı renkleri gördük (Lii, Mulberry, Ferragamo, Jil Sander). Dopamine dressing akımı bir sezon daha devam edecek, ama aynı şekilde sportif siluetler (ki Miu Miu’nun ve New York Moda Haftası’nın en büyük önerilerinden biriydi) transparanlar ya da tüllerin ikinci bir katman gibi kumaşları sarmaladığı kıyafetler (Eckhaus Latta, Prada), bedeni açığra çıkaran siluetler ya da “yeni tişört” diyebileceğimiz ve dış giyim olarak giyilebilecek sütyen üstler de mikro trendlerin arasındaydı. Erotizm dozunu artıran yaklaşımları da gördük, Haider Ackermann, Tom Ford’da kolay kolay unutulmayacak bir sunumla fikrini en net şekilde ortaya koyan tasarımcıların başında geliyor.

Moschino 2027 İlkbahar/Yaz, Fotoğraf: Acielle / Style du Monde
Sezonun en önemli trendlerinin ya da yöneliminin başında insanların üzerinde görmek istediğimiz kıyafetler, içinde kendimizi hayal ettiğimiz elbiseler ya da ceketler, belki de biraz seksi hissetmek geliyordu. Celine ve Jil Sander özellikle tüm bu istekleri aynı koleksiyonda sundu. Defileden ayrılan hemen hemen bütün moda editörlerinin ve fanların ağzında dolaşan tek bir cümle vardı “gelecek sezon bu koleksiyondan alışveriş yapacağım, evet ama hangi birini seçeceğim.” Gerçeklikten kopmayan modaevlerinin başında Moschino da geliyordu. Sunnei’nin kendilerine özgü mizaha sahip olan “eski” tasarımcıları Loris Messina ve Simone Rizzo’nun ilk koleksiyonunda modelleri ve onların karşı yönünde yürüyen figüranları izledik. İkili günümüzün beden algısına yönelik fikirlerini mizahi şekilde ele alırken, canlı renklerle gerçek insanların giyebileceği ve gündelik hayata karışabilecekleri dolap fikrini de sundu. Givenchy’de jean ve ceketler vardı. Sarah Burton, her defasında tasarımlarını giyen kadının nasıl hissettiğini önemsediğini söylüyor röportajlarında. Deri elbiseler ve atletler de gördük koleksiyonda, cool ve gösterişliydi. Sürekli açık kalan fermuarlar da bir şekilde Burton’ın erotizm konusunda düşündüğünü gösteriyordu.
Fonksiyonel kıyafetler, dekonstrüksiyon yöntemiyle yorumlanan trençkotlar da başroldeydi… “İnsanlar bugün nasıl giyinmek istiyor?” Celine’in herkes tarafından favori olarak gösterilen kreatif direktörü Michael Rider’ın da aklından geçen soruydu. Tamamıyla iç güdüleriyle hareket ederek tasarladığını söyleyen tasarımcının kıyafetlerini gerçekten şehirde ya da Ibiza’da farklı karakterlerin taşıdığını görmek mümkün ve her defasında eve dönüp kendi dolabınızdan kendi kıyafetlerinizden bir Celine look’u ya da tavrı yaratmamız konusunda ilham ya da stil dersi veriyor. Bu yaklaşımı The Row’da, Miu Miu’da da görmek mümkün veya Marni’de; bu kez fazlasıyla genç duruyordu Meryll Rogge’nin tasarımları. 60’lar etkisi ve spor giyimi bir aradaydı, deriyle nakışlar da… Her bir görünümde farklı katmanlar karşılıyordu, kıyafetlere yakınlaştıkça kendini açığa çıkaran farklı teknikler ve kumaş örnekleri tasarımcıların kimi zaman ne kadar nerd olabildiklerinin örneği gibi. Matthieu Blazy’den alışığız, keza Dior’un 2027 İlkbahar/Yaz hem kadın hem erkek koleksiyonlarının açılış look’undan da, bunlara birazdan değineceğim ama Loewe’de Amerikan spor giyimini Avrupa’ya taşıyan Jack ve Lazaro podyuma polo üstler yolladı, her biri cam boncuklarla örülmüştü. Ve yine sezon boyunca Burberry’den Loewe’ye, Dries Van Noten’dan Prada ve Chanel’e çiçeklerin çeşitli boncuk ve farklı materyallerle kıyafetlerin üzerine işlendiğini gördük.

Dries Van Noten 2027 İlkbahar/Yaz, Fotoğraf: Acielle / Style du Monde
Julian Klausner, Dries Van Note’da gerçekliği Hollywood yıldızlarının üzerinden işledi. Diyelim Marilyn Monroe; film setinden çıktıktan sonra hayatına nasıl devam ediyor? Elbiselerin üzerinde hayali film afişleri vardı, fonda müzik olarak topuk ve korna seslerleri. Klausner yaratılmamış filmler; Alessandro Michele ise Valentino’da okunmamış kitapların üzerinden dünyasını kurdu. Kitap okumak, etrafından kurulan yeni bir kültür ve celebrity kitap kulüpleri akımının zirvesinde Michele okumadığımız kitaplar ve giymediğimiz kıyafetler arasında bir bağ kuruyordu, bunu da Bibliothèque Sainte-Geneviève’de gösterdiği koleksiyonla dile getirdi.

Eckahus Latta 2027 İlkbahar/Yaz, Fotoğraf: Acielle / Style du Monde
Ter ve vücuda yapışan kumaşlar ve arzulanma isteği New York’ta Eckahus Latta ve Paris’te daha sportif bir yaklaşımla Lacoste podyumundaydı. Arzulanma ve izlenme isteğimiz Haider Ackermann’ın Tom Ford için önerisiydi. Fonda derin nefes alıp verme sesleri devam ederken modeller birbirlerini ya da aynada kendilerini izleyerek gösterdi kıyafetleri.
Dior, Tuileries Bahçesi’ndeki havuzun üzerine kurduğu podyumla masalsı bir ortam yaratırken Chanel, Grand Palais’nin tavanını ışıklı bir kuş sürüsüyle doldurdu. Louis Vuitton’da ise Louvre’un avlusunun üzerinde uçan otomobiller vardı; Nicolas Ghesquière’in bilimkurgu merakı bu kez defile dekoruna taşınmıştı. Tüm o arzu ettiğimiz aksesuarlar hayali bir Gucci butiğinde toplanmıştı. Modeller, Demna’nın daima kariaktürize ettiği tüketicileri taklit ediyordu.

Dior 2027 İlkbahar/Yaz, Fotoğraf: Acielle / Style du Monde
Ve hayatın acı gerçekleri. Isınan havalar, geçtiğimiz yaz Paris’teki erkek koleksiyonlarının en büyük trendiydi. Sıcaklar kimsenin dilinden düşmüyordu. Modaevleri sıcaklarla yelpazeler ve defilenin başlamasını bekleyen konukları meyveli dondurmalarla serinleterek boğuşuyordu. Bu kez, kadın koleksiyonlarında, ayakları daha çok yere basan önerilerle karşılaştık. Matthieu Blazy, tüvit takımların içinde rahat hareket edebilmenin yollarını aradı, işlemeli gece elbilselerinin bile tişört kadar kolay giyilmesini istiyordu. Louise Trotter’ın daha önce ağır hissettirdiği için eleştirilen Bottega Veneta’sında ise Milano’da ilkbaharın yaza döndüğü günler vardı: değişen ışık, azalan katmanlar, hafifleyen kıyafetler. Moda haftasının en büyük ters köşesi Louis Vuitton’dan geldi. Sanki Star Wars karakteriyle, denizin altındaki savaşçı su perisini 1980’lerde yaşıyormuş gibi hayal ederek yaratan Nicolas Ghesquière bu kez içinde bulunduğumuz hava koşullarını zaman zaman minimal olarak adlandırabileceğimiz bir koleksiyonla yansıttı. Akışlan kumaşlar, hava geçiren açıklıklar ve yükselen sıcaklarda nasıl giyebiliriz? Hermès’te Nadège Vanhée’nin sorduğu sordu da benzerdi: “Nasıl nefes alabiliriz?” Jonathan Anderson, Dior’da terziliği hafif kumaşlarla yumuşatıyor; dantel, ipek müslin ve organzanın arasındaki havayı da bir malzeme gibi kullanıyordu. Çiçeği andıran hacimler ve omuzdan dökülen uzun eşarplar, beden hareket ettikçe şekil değiştiriyordu.

Valentino 2027 İlkbahar/Yaz, Fotoğraf: Acielle / Style du Monde
Lisa Bonnet’yi Celine’de, Tim Burton’ı Loewe’de, John Malkovich’i Chanel’de ve Francis Ford Coppola’yı Saint Laurent defilesinin ön sırasında gördük. Bu isimleri, genelde moda haftalarında K-pop yıldızlarıyla aynı sırada diz dize izlemeye alışık olmadığımız için sezonun en sürprizli detayı diyebiliriz. Olivia Colman’ın Miu Miu’da ya da Josh Homme’un Ann Demeluemeester’da yürümesi gibi… Yine de bir modaevninin mesela bu durumda Prada’nın bir koleksiyonda sadece 63 farklı etek sunarak sezonun olmazsa olmaz parçasını dikte etmesi, Anthony Vaccarello’nun sezonun rengini altın olarak belirlemesi, gördüğümüz bütün erotizmden daha baştan çıkarıcı. Kendinden fazlasıyla emin, iddialı statement. Neticede büyük resetin devamındaki ilk yılının sonunda Matthieu Blazy, Gabrielle Chanel’in geçmişinden yeni bir Chanel geleceği yarattı. O ceketleri kim en azından bir Levi’s jean’le birlikte giymek istemez ki? Mart ayında dünyanın çeşitli Chanel butiklerinin önünde oluşan sıra gelecek aylarda devam edecek gibi. Bu sırada Jonathan Anderson da birer arzu nesnesi diyebileceğimiz ayakkabı ve çantalarla Dior’daki vizyonununu, daha önceki koleksiyonlarını birbiriyle konuşturarak sağlamlaştırdı.
Chanel defilesinde yankılanan Britney Spears ve Gimme More şarkısı gibi, daha fazlasını görmek istediğimiz bir sezondu. Yeni fikirler, yeni kıyafetler ve onları birbirleriyle farklı şekillde kullanma önerileri.