04 Kasım 2013

Misafirperverlik Ritüelleri

Sorbonne Üniversitesi'nde görevli aile dostumuz Edebiyat Profesörü Sophie Basch, kendisinin de içinde bir yazısı bulunan Misafirperverlik Ritüelleri/Rituals of Hospitality başlıklı kitabı bana yollayınca Atina seyahatime bir neden daha eklendi. Kitabın hazırlanma nedeni, Atina'daki Benaki Müzesi'nde yer alan 19. yy. Yunan ve Osmanlı pulat tepsileri sergisi. Her ne kadar sergi kataloğunda bu tepsilere 'pulat' dense de, bir aile büyüğümün söylediklerinden hafızamda kaldığı kadarıyla bizde bu tepsilere 'Hasköy işi' denirmiş.

 

Orhan Pamuk'un kaleme aldığı önsözde, çocukluğunda ziyaret ettiği evlerden hafızasında kalan pulat tepsilerinin eski İstanbul’un çokkültürlülüğünü yansıttığını ve muhafaza edilmesi gereken önemli bir obje olduğunu vurgulamış. Ben de Atina seyahatimde tesadüfler sonucu denk geldiğim bu sergiyi paylaşmak için büyük heyecan duydum. Benaki Müzesi’nden içeri girdiğimde, bu müzenin İstanbul’daki muadilinin Sadberk Hanım Müzesi olduğunu düşündüm. Prehistoryadan günümüze kadar her döneme ait özenle toplanmış takı, kumaş, heykel, figürin ve çömlek koleksiyonları bu düşüncemi pekiştirdi. Hele ki söz konusu sergiyi gezince “Keşke bu sergi önce bizde ev sahipliği yapsaydı” diye içimden geçirmeden edemedim.

 

Sergi salonuna girdiğimde önce Yunanistan kraliyet ailesiyle akrabalıkları nedeniyle Rus Çarı III. Alexander ve Çariçe Maria, İmparator III. Napoleon ve Sisi olarak tanıdığımız Avusturya İmparatoriçesi Elisabeth gibi hanedan portreleriyle bezeli bir dizi tepsi karşıladı. Yaşadıkları dönemde kullandıkları yazı takımları, çeşitli aksesuarlar ve porselen tabaklar dönemin yaşam tarzına da ışık tutuyordu.

Sergi salonunun ikinci yarısı ise tamamen Osmanlı tepsilerine ayrılmıştı. İstanbul’un 19. yüzyılda mevcut camii, saray, köprü resimleri yanı sıra Osmanlı, Levanten veya Yunan kadınının Batı gözüyle resmedilmiş portrelerini de izlemek mümkündü. Tıpkı ilk bölümde olduğu gibi bu bölümde de tepsilerin yansıttığı Osmanlı Istanbulu’ndaki gündelik yaşamı canlandıran bir oturma köşesi ve ikram için kullanılan zarflı fincanlar, şekerlik, nargile gibi objeler hayranlık uyandırıcıydı.

 

Küratörlüğünü Flavia Nessi-Yazitzoglou ve Myrto Hatzaki'nin gerçekleştirdiği sergi, Osmanlı’nın Batı’ya açılmasını ve Batılıların Osmanlı’dan aldıkları etkileri izlemek açısından önemli. Üstelik sanat ve zanaat arasındaki ince çizgide duran tepsi gibi bir objeyle bu etkiler daha da heyecan verici bir deneyim sunuyor.

17 Kasım'a kadar yolunuz Atina’ya düşerse bu sergiyi mutlaka görün. Elbette arzum bu serginin İstanbul’da da açılması yönünde. Kendi geleneklerimizin gelişim yolculuğunu, tarihçesini, kültürlerarası etkilerini farklı araçlarla öğrenme fırsatına erişmek harika olur. Kim bilir, belki tasarımcılarımıza da eşsiz bir ilham kaynağı olur. Benaki Müzesi’ne ve özellikle böyle bir kitabın oluşturulmasına katkıda bulundukları için müteşekkirim.

 



Eklemeden geçmek istemem: İşittiğim kadarıyla bu serginin Pera Müzesi'nde de teşhir edilmesi konuşulanlar arasındaymış.

-Feride Tansuğ Erdoğan

ETİKETLER: SERGİ