23 Şubat 2015

Bir Süper Kahramanın Gölgesi Olmak

YAZI: FERHAT ULUDERE

1989 yılında Tim Burton’ın dehası sinemaya yavaş yavaş nüfuz ederken Michael Keaton ve Jack Nicholson dönemin en çok ses getirecek yapımlarından biri olan Batman’de bir araya geldi. Jack Nicholson filmdeki performansıyla Akademi tarafından En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülüyle onurlandırıldı. Ödülü aldıktan sonra film onun için bitmişti; sırada başka roller ve başka ödüller vardı. Michael Keaton ise Batman kostümünü üzerinden çıkaramadı bir türlü. O kostüm ile bir popüler kültür ikonu haline geldi. Afiş oldu, oyuncak oldu, maket oldu, nevresim takımı bile oldu… Batman doksanlı yılların yıldızı olurken ne yazık ki Michael Keaton onunla birlikte yok oluyordu. Tıpkı 1978 yılında Superman’e hayat veren Christopher Reeve gibi o da bir süper kahramanın gölgesi olarak kalacaktı artık. 
 
Fotoğraf: Birdman
 
Böylesi bir gerçeklikten ilham alan Alejandro González Iñárritu, tüm gösteri sanatlarının temel sıkıntılarından biri olan karakterin oyuncunun önüne geçmesi sorununu, yeni filmi Birdman’de beyazperdeye aktarıyor. Alt metnine Michael Keaton ve Batman denklemini alıp rol ile oyuncu arasındaki çelişkiyi sorguladığı filmde; işlevsiz bir süper kahraman ile yeni bir başlangıç arayan bir oyuncuyu aynı zihne sıkıştırıyor. 
 
Film, sinemanın büyük oyuncularının büyük hezimetler yaşadığı Broadway’in sanatsal arenasında geçiyor. Kariyerinin sonuna gelmiş olmasına rağmen oyunculuğundan ziyade canlandırdığı Birdman karakteri ile tanınan Riggan, bu defa kendini tiyatro arenasında ispatlamaya çabalıyor. Ancak sinemanın sanayi tiyatronun ise sanat kabul edildiği yerde bu hiç de kolay değildir. Broadway popüler kültüre asla taviz vermek istemez. Kötü bir film tüm dünyaya pazarlanabilirken, Broadway’in kötü bir oyuna karşı tahammüllü yoktur. 
 
Ancak Riggan’ın tek mücadelesi Broadway ile değildir. Bir yandan da ikinci benliği haline gelmiş olan Birdman’ı taşır içinde. Onun da kendini ispatlama derdi vardır. Artık modası geçmiş bir kahraman olarak, tahtını Iron Man’e devretmiştir; fakat kendisine yeni bir şans verilirse unvanını geri alabileceğini düşünür. 
 
Bu çelişkilerle ilerleyen film, bir yandan Michael Keaton’ın kendi kariyeri ile hesaplaşmasını sunarken; diğer yandan Hollywood ve Broadway’in kıyasıya rekabetini de alttan alta hissettiriyor. Birdman, bir anlamda, sinemanın getirdiği şöhreti tiyatronun sağladığı entelektüel yeterlilik ile takas etmek isteyenlerin dünyasına bakıyor. 
 
Üstelik bu sanatsal kimlik arayışını sinema dilinin sınırlarını zorlayarak anlatıyor Iñárritu. Kendine has üslubunu yeni ifade biçimleri ile zenginleştiriyor. Hikayeyi, tiyatronun görüş olanakları ile anlatmaya çalışıyor sinema izleyicisine ve bu şekilde filmi bir tiyatro izleyicisi gibi izlemesini sağlıyor. 
 
Riggan’ın sinemanın gösterişli dünyasından, tiyatronun sadeliğine geçiş yaparken Amerikan edebiyatının en başarılı yazarlarından biri olan Raymond Carver’ın What We Talk About When We Talk About Love adlı eserini uyarlaması da bu noktada tesadüf değil. Yönetmen, Carver’ın hikayelerinde yarattığı huzursuz atmosferi filmin geneline yaymış. Carver’ın yarattığı karakterlerin yalnız ve dibe vurmuş halleri filmindeki tüm karakterlerin neredeyse ortak özelliğini oluşturuyor. 
 
 

 

ETİKETLER: OSCAR , 87. AKADEMİ ÖDÜLLERİ , BİRDMAN , SİNEMA