11 Haziran 2016

Bir Başarı Göstergesi Olarak Annelik

YAZI: SEDA YILMAZ

Giampaolo Sgura

Fotoğraf: Giampaolo Sgura

Ben bir anne değilim. Anneliği, anne olmayı tecrübe etmemiş bir kadın olarak kaleme alıyor olsam da, en nihayetinde beni de bir anne yetiştirdi. Hem iddia edildiği gibi, anneliğin yaşanmadan anlaşılamayacak kadar ayrıcalıklı bir durum olduğunu da düşünmüyorum. Bence annelik, üzerine en çok anlam yüklenen kadınlık hali. Merak ediyorum; Beyoncé’ye “Onca başarımın arasında en gurur duyduğum an, kızım Blue’yu dünyaya getirdiğim andı” dedirten nedir? Neden hiçbir erkeği babalığa methiyeler düzerken görmüyoruz da kadınlar, anneliği öve öve bitiremiyor? Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümünde Çocuk ve Aile Çalışmaları Laboratuvarının kurucusu ve direktörü Doç. Dr. Bilge Selçuk, ünlülerin annelik vurgusu yapmalarının, toplumdan takdir toplamalarına yaradığını savunuyor. İyi ebeveynliğin başarı olduğuna değinirken, anneliğin başarı olarak sunulmasının tamamen toplumsal tercihlerle ilgili olduğunun altını çiziyor. Bu da anneliğin, biyolojik olduğu kadar toplumsal bir çerçevede de değerlendirilmesi gerekliliğini doğuruyor. “Anneliğin başarıyla ilişkilendirilmesinin sebebi sistem. Annenin, çocuğa babadan fazla olarak verebileceği tek şey süt, emzirme yani. Gerisi anneye ve anneliğe atfedilen özelliklerle ilgili.” Bu açıdan bakıldığında, kadınlar için anneliğin toplumdan onay almanın yollarından biri olarak görüldüğü öne sürülebilir. Bu öyle güçlü bir onay alma ihtiyacı ki, Beyoncé gibi Grammy ödüllü bir pop yıldızını da, çocuğu için kariyerinden vazgeçen bir anneyi de anneliği yüceltmeye itiyor.

Konu hakkında bir de annelere kulak verelim. Üç erkek çocuk sahibi, borsacı Ceren Karacak, anne olmanın, kariyerini kötü yönde etkilediğini düşünse de anneliğin kendisi için tamamlayıcı olduğunu ifade ediyor. “Anneliğin en doyurucu yanı, birilerinin size ihtiyaç duyması ve sizsiz yapamıyor olması. Çocuklarıma ait olmak ve onlarla var olmak güzel
bir şey. Çocuk sahibi olmanın başarı olduğuna inanıyorum. Kendi açımdan, benden bekleneni yerine getirdim. Bulunduğumuz dönemde evlenebilmek, çocuk doğurabilmek, hele birden fazla çocuk doğurup onları okutabilmek maddi ve manevi olarak büyük bir başarı.” Tek çocuk annesi, çiçek atölyesi Labofem’in kurucusu Fem Güçlütürk’e anneliğin kendisi için ne ifade ettiğini sorduğumda, nükteli bir üslupla yanıt veriyor: “Ölene kadar doğru mu, yoksa yanlış mı yapıyorum muhasebesi yapmak ve vicdan azabı duymak. Çocuk, gerek kocaya, gerek hayata hükmetme maşası olarak kullanıldığı ve gezegende gereğinden fazla insan evladı olduğu için aslında hormonlara yenik düşülmese ve yapılmasa da olurmuş dedirtiyor.” 

"Kendi başımıza yaratamadığımız bir bütünlüğü,

bir sıcaklığı, bir değeriçocuk aracılığıyla 

elde edeceğimizi sanmak düş kırıcı bir aldanmadır"

Annelik ile başarı arasındaki ilişkiye de farklı bir yaklaşım getirerek, “Benim için hayatta başarı, tüm sosyal beklenti ve baskılara rağmen kendin olup, kendin kalabilmek; tek ve biricik varoluş sebebini bulmak. Annelikte başarı ise, çocuğun da aynı şekilde kendi varoluş sebebini bulabilmesi, sevgi dolu ve neşeyle yaşamayı bilmesi. Karanfil olacak çocuğu gül yapmaya çalışmak, çocuğun doğasını bozar” diyor.

Annelik kimliği

Türkiye’de, özellikle son yıllarda kadın politikaları, annelik ve aile kavramlarına indirgendi. Popüler kültür ve medya da anneliğin yüceltilmesinde her zamankinden daha ciddi bir rol oynuyor. Dünyanın geri kalanında da durum pek farklı değil aslında. Instagram ünlüsü annelerden oluşan “Insta-Mum” furyası hız kesmiyor. Sosyal medya, anneliği tüm zorluklarından arındırarak sergilemeye yarayan bir araç haline geliyor. Insta-Mum’ları takip ederseniz, her şeyi başaran o kadınlardan biri olmadığınız için yetersizlik hissetmeniz bile mümkün. Doç. Dr. Selçuk, annelerin çocuklarıyla olan “özel sevgi” ilişkilerini sosyal medyada paylaştıkları fotoğraflarla kanıtlama ihtiyacı hissetmelerini, onları yetiştirmek için çektikleri zorlukları anlatmak ve takdir toplamak istemelerine bağlıyor. “Beğenilme ihtiyacı, insanın temel ihtiyaçlarından. Ancak bunu çocuk üzerinden bir şov malzemesi haline getirmek çok yanlış. Bu, çocuğun da anneliğin de istismarı oluyor bir yerde. İsteyerek anne olan kadınlar, bebeğin doğduğu ilk günlerden başlayarak fedakarlık hikayeleri anlatmaya başlıyor ve açıkça takdir edilmek istiyorlar. Annelik, kadının benliğinin başlıca parçalarından biri haline geldiğinde, kendini iyi hissetmesini sağlayacak en önemli konu da bu oluyor.”

Simone de Beauvoir, başyapıtı İkinci Cins’te, kadının, varlığını inşa etmek yerine, çocuk üzerinden gerçekleştirmeye çalışmasını ve bu durumun, kadının içsel yaşantısında yarattığı tahribatı büyük bir açıklıkla yazmıştı. “Kendi başımıza yaratamadığımız bir bütünlüğü, bir sıcaklığı, bir değeri çocuk aracılığıyla elde edeceğimizi sanmak düş kırıcı bir aldanmadır; çocuk, ancak tam bir çıkar gözetmeyişiyle başkasının mutluluğunu isteyebilen, karşısındaki varlık aracılığıyla yine kendine dönmeyip kendini aşabilen kadına sevinç getirebilir. Çocuk, insanın kendini anlayabileceği değerli bir girişimdir elbet; ama bütün girişimler gibi, tek başına insanı doğrulayamaz.” Bu söyledikleri, idealize edilen annelik kimliği ve bu kimliğe atfedilen anlamları gözden geçirmek için iyi bir başlangıç olabilir.

Annelik mi? Kariyer mi?

Başarı olarak görülsün ya da görülmesin, anneliğin kadının kariyerine etki ettiği yadsınamaz bir gerçek. Üç yaşında bir oğlu olan sanatçı SENA, mesleğiyle annelik arasındaki dengeyi kurmakla ilgili şunları söylüyor: “İlk başta sanatın ellerimden kayıp gittiğini hissettim. Bir daha asla eskisi gibi üretemeyeceğimi düşündüm. Bu düşünce, neredeyse bir yıl boyunca beni hapis tuttu. Sonra yavaş yavaş düşüncemi çocuğumdan ayırıp sanata yönelttim. Bu dünyada kadın bedeninde olmamın, sanatçı ve anne olmamın benim için çok özel sebepleri var. Sanırım anne olmak bende bir tür aydınlanma hali yaratıyor.” SENA, dünyaya hayrı olan şahane insanlar yetiştiren annelerin başarılarını kutlamak gerektiğine inanıyor. Çocuğu büyürken yanında olmak için on üç yıllık iletişimcilik kariyerini bırakarak tam zamanlı anneliğe geçiş yapan, dokuz yaşında bir çocuk annesi Ayşen Atasoy, anneliğin kariyer ve başarıyla mukayese edilemeyecek kadar güzel olduğunu anlatıyor. Atasoy’a göre annelik, çocuğu için her türlü fedakarlığı yapmak, kendisinden önce onu düşünmek anlamına geliyor.

Kendisi de iki çocuk sahibi olan Doç. Dr. Selçuk,orta ve üst gelir grubundan kadınların çocukları için işten vazgeçmelerini şöyle değerlendiriyor: “Annelik bizde genelde kutsallık, fedakarlık ve cefakarlık gibi kavramlarla birlikte anılıyor. Anneliğe, kadının asli görevi, hatta var oluş sebebi gözüyle bakılıyor. Anneden beklenen, kendisini ve hayatını çocukları için feda ederek kutsallığın hakkını vermesi. Bu feda, annenin kariyerinden kişiliğine kadar tüm hayatını içerebilir. Kadınların iş hayatından çekilmeleri, toplumda benimsenen geleneksel toplumsal cinsiyet rolleriyle bağlantılı. Toplumsal değerler kadının evde çocuk bakmasını yüceltiyor; buna ayrıcalıklı bir anlam ithaf ediyor, anaların ayaklarının altına cenneti seriyor. Böylelikle annelik, benliğin en önemli unsurlarından biri haline geliyor. Ancak annelik bir kariyer değil tabii. Kariyer olarak kurgulamak, yüceltmek demek. Çocuğu kariyerine tercih eden annelerin bu yüceltmeyi daha çok yaptıklarını görüyoruz.”

Anneliğin altından kalkılması kolay bir iş olmadığına eminim. Fakat onu kutsallaştırıp yücelterek kadının tek bir rolle özdeşleştirilmesine izin vermemek gerek. Kadın, salt anneliği üzerinden tanımlanan, başarısı ya da başarısızlığı anneliğe endeksli bir varlık olamaz.

ETİKETLER: ANNELİK , BEYONCE