28 Eylül 2014

Paris Moda Haftası: Üçüncü Gün

YAZI: SUZY MENKES

YOHJI YAMAMOTO: ELBİSELERDEKİ TATLI KARGAŞA

Dürüst, korkusuz ve özgür. Yohji Yamamato daha önce hiç gitmediği yerlere gitmekten çekinmemiş. Kıyafetlerinde, erdemlilik demeyelim ama, sadelikle tanınan tasarımcı, “Bu koleksiyonumun seksi olmasını istedim!” diyor. Şu ana kadar kıyafetlerinde, çıplaklık adına sırt kısımlarda hafif bir dekolte gibi sadece küçük izler görmüştük. 
 
Fotoğraf: Suzy Menkes 
 
Ama bu koleksiyon tam da Fransızların “déshabillé” diye tabir ettikleri, bir İngiliz tarafından da “Elbiselerin tatlı kargaşası” olarak şiire dökülmüş bir tarzı yansıtıyordu.
Bir yanda Yoshi’nin klasik “siyahın 50 tonu” tarzı, öte yandan siyah kaygan kumaşa verilmiş dekolte, uzun etek, kıyafetin altından gözüken vücudu belirsizce belli edecek bir desen vardı. Pantolonlar, göbek kısmını açık bırakacak biçimde biraz kıvrılmıştı. Bir smokinin bir yanı tamamen kırpılmıştı ve uzun bacağı tamamen açıkta bırakıyordu. 
Mankenler, taburelerinde oturmakta olan izleyicilerin önünden gelip geçmeye devam ettikçe defilenin temposu yavaş yavaş yükselmeye başladı. Önümüzden, üzerinden iplikler sarkan, gümüşten ağ örgülere sahip, altın simlerle süslü, omuzlardan aşağı doğru akan ipekten kıyafetler ve altın rengi ışıltılar saçan ayakkabılar geçmeye başladı. 
Erotikanın bu beklenmedik keşfi, bunu Yoshi yaptığı için bu kadar cesurdu. Etraftaki taburelerin arasından dolambaçlı bir biçimde yürüyen mankenlerin yavaş temposu bana önce The Piano filmini daha sonra da müze köşelerinde gizlenmiş erotik Japon çizimlerini hatırlattı.
Defilenin sonunda tamamen kapalı ve çiçeklerle süslü bir gelinlikle podyuma çıkan mankenle beraber Yohji’nin şehvetle olan flörtü de sona ermiş oldu, ve tasarımcı podyuma gülümseyerek çıkıp aşka şapkasını çıkararak selam verdi.
 
MAISON MARTIN MARGIELA: ÇEVİRİDE YİTEN ANLAM
 
“Couture, hazır giyime uyarlanabilir mi?” sorusu bu senenin Dior defilesinde dile getirilmişti. 
Birkaç saat sonra, aynı soru Maison Martin Margiela defilesiyle tekrar gündeme geldi.
Bu tasarım markasının Temmuz ayındaki “Artisanal” defilesinde, vücudu yer yer açıkta bırakan kırkyama tasarımlarında sunduğu güzellik, bu defilesinde kaybolmuştu.
 
Fotoğraf: Indigital
 
2015 yaz için ortaya koyduğu önerme, “artisanal” (zanaatkar) yönü yine vurgulayan ama bu sefer o yönü başrole yerleştiren bir önermeydi.
Çorap tarzı bir kumaş vücudun belli kısımlarında gerilmiş belli kısımlarında esnetilmiş, çıplaklığın üzerini hafifçe örtmüştü.
 
Fotoğraf: Indigital
 
İç çamaşırları, açılı kumaşların ardına gizlenmişti. Bu yöntemi çok başarılı buldum, bir elbise tıpkı bir plaj etekliği gibi kalçayı sarmıştı. Ancak, üçgen şeklinde kesilen ve bacaklardan birini açıkta bırakan yırtmaç, çok fazla tekrar edilmişti ve çoğunlukla garip görünüyordu
Yarı çıplaklık, bol desenli kumaşlarla beraber ortadan kalktı. Koleksiyonda, sevebileceğiniz bir çok şey vardı ama bayılacabileceğiniz bir şey yoktu.
 
DIOR: GÖKLERDEKİ HAYALGÜCÜ
 
Dior’un, temmuz couture defilesi, dönemsel özellikleri birlikte kullanmasıyla, yoğun işlemeleriyle, tarihi detaylarıyla  o kadar muhteşem derecede orijinaldi ki bu sefer “Marie Antoinette Uzayda” türünde bir defile ortaya koyacağını hayal etmek mümkün değildi. 
Temmuzdaki o muhteşem moda anlarına tanıklık etmiş olanlar şimdi sadece hazır giyim defilesindeki işlemelerin altında yatan muazzam çalışmayı ayırt edebilir ve düş gücünü gerçekliğe dönüştürebilen atölyenin yeteneklerine hayret edebilirler.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Sahne arkasında, Amerikan tasarımcı Sterling Ruby’le beraber oluşturduğu kendi erkek giyim koleksiyonundan bir süveter içinde Raf Simons, “Önceki couture koleksiyonuna o kadar çok tepki aldım ki couture müşterisi olmayanlara da bir şekilde ulaşabilmek istedim.” diyor.
Hazır giyim olsa bile, defile çok çarpıcıydı. Mankenler kabarık etek kasnakları içinde aramızdan geçiyorlar. Bana eşlik eden izleyiciler arasındaysa Carla Bruni, Marion Cotillard, Dakota Fanning, Li Bingbing ve Game of Thrones’tan Natalie Dormer var.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Bir bakıma, couture’ün tarihten de biraz ilham alarak, diafram kısmında bir sıra işlemesiyle parlak kolsuz bir redingota dönüşmesini görmek şaşırtıcı. Bordo ve kadifeçiçeği gibi renklerin zenginliği, Dior’un yaldızlı başarısının bir göstergesi olarak kullanılmış, özellikle de beyaz sportif şortlarla bir zıtlık oluşturuyorlar.
Fazlasıyla beyaz renk kullanılmıştı. Ve sütçü kız elbiseleri. Boyun kısmında fırfırlarına ve manşetli kollarına baktığımda gece elbisesi olarak satılmalarının daha iyi oalcağını düşünüyorum.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Raf Simons, Dior’un özünü kavramış. Genç, modern ve uluslararası kadın için partiye, seyahate, işe, istediği her yere giyebileceği tarzda kıyafetler tasarlamış. Bu kategoriler için sırasıyla; siyah dantelli elbiseler, geometrik kesimli pantolon-ceket takımları, hafif fırfırlı kısa ceketler tasarlanmış. Hepsine kısa çizmeler eşlik ediyor.
Gözlerim, 18. yüzyıl perdelerine aitmiş gibi duran çiçekleriyle şirin bir yakaya sahip bir “bomber” ceket seçiyor.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Bir couture düşünü, lüks mağaza gerçekliğine dönüştürebilmesi, bu defilenin gözardı edilemeyeceğini gösteriyor. 
Ancak, yine de, birkaç ay önce tanıklık ettiğim haute couture’ü başka bir sihirli dünyaya çevirebilen o hayalgücünü özledim. 
 
UNDERCOVER:IŞIKTAN KARANLIĞA
 
Defile, pastel renkli etekler içinde balerinlerle başlayıp siyah kuşlarla bitti. Ya da Jun Takahashi’nin söylemiyle: “Kızlar masum olarak başlayıp zamanla karanlık taraflarını gösterdiler.”
Bu çekici defileye, podyumdaki birinin üzerine kafatası çizilmiş büyük kırmızı vişnelerden başlayarak daha birçok şeyin görsel olarak zenginlik kattığını söyleyebilirim. 
 
Fotoğraf: Indigital
 
Kadınsı trençkot veya “bomber” ceket gibi iyi tasarlanmış, sportif kıyafetlere sanki biraz da tehlike karıştırılmış gibiydi. Klasik formlarını yeniden yorumlamak için bu kıyafetlerin oranları değiştirilmişti.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Kıyafetlerin ceplerinde veya çantaların yanlarında dijital görüntüler titreşerek yanıp sönüyor. Tahminime göre, bunlar yeni Apple cihazlarından. 
Sonra birdenbire hikayeyi kavrayıveriyorum: Adem ve Havva.
Ama Takahashi, koleksiyonlarına katman katman farklı düşünce işlemiş merak uyandıran bir tasarımcı. Kıyafetlere, Hieronymus Bosch’un “The Garden of Early Delights” adlı tablosundan baskılar ekleyerek masumiyetin yavaş yavaş bir çöküşe dönüşmesi fikrine bir katman daha eklemiş.
Defile, kargalar kadar siyah renklerle ve bu düşünceyi desteklemek için siyah büyük kanatlarla sona eriyor. 
 
Fotoğraf: Indigital
 
Dünya üzerindeki bütün genç tasarımcılar Undercover’ın koleksiyonu üzerinde çalışmalı. Çünkü hem hayalgücü ve orijinallik anlamında üretici olabilmeleri hem de anlaşılabilir kıyafetler tasarlayabilmeleri açısından bir ders niteliğindeler.
 
LOEWE, TEMİZ HAVAYI İÇİNE ÇEKİYOR
 
LMVH’nin İrlandalı tasarımcı Jonathan Anderson’ın ellerine teslim ettiği İspanyol modaevi Loewe için yeni bir dönem başladı.
Jonathan Anderson, “Aynı anda hem markanın kurallarını takip etmeye hem de taze bir hava ve ışık katmaya çalıştım. Defileyi gündüz vakti yapmamın sebebi de bu, hem günlük giyimle ilgili hem de yeni günün getirdiği farklılıklarla alakalı.” 
 
Fotoğraf: Indigital
 
Tasarımcı, modernist bir mimariye sahip UNESCO genel merkezinin dış terasında yürüyen mankenlere doğru işaret ediyor.
Ama erkek Loewe koleksiyonu ve markanın reklamları gibi, kum rengi süet ceketleriyle bu kadınların Loewe’nin memleketi Madrid’e değil de eğlenceli Ibiza’ya ait olma ihtimali daha yüksek 
 
Fotoğraf: Indigital
 
Defilenin ilerlemesiyle gördüğümüz o lime lime çanta “hippie-de-luxe” tarzına daha da büyük bir katkıda bulunmuş. 
Sadece 4 yıldır kadınlar için tasarım yapmasına rağmen, Jonathan Anderson Loewe’nin esasını kavrayabilmiş.
Deri tasarımlarıyla ünlü bu İspanyol markası için kullandığı deriyi yumuşak ve esnek göstermeyi başarmış ve kauçuk üzerine ipek örtü desenleri basılmış.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Anderson, 70’lere açık bir gönderme yapmadan, o zamanların enerjisini boyun aksesuarlarında veya kıyafetlerin üstündeki süslemelerde kullandığı renkli deriye aktarabilmiş.
Tasarımlar daha çok terzi dikim canlı renkte pantolonlara ve onlarla eşleşebilecek sıkı üst kazaklara odaklanmıştı. 
Markanın kalbi olan çantalar da en az kıyafetler kadar güvenilir gözüküyordu.
 
ISSEY MIYAKE: SAKİN FIRTINA
 
“Windscape” adı verilen Issey Miyake defilesinin, vahşi bir tornado fırtınası gibi geçmesini bekliyordum. 
Ancak, koleksiyonun tasarımcısı Yoshiyuki Miyamae şiddetli fırtınalardan çok sağanak yağmurlu hafif rüzgarlardan ilham almış, buna dair kendisi de koleksiyonunun “Deniz üzerinde iz bırakan yağmur damlaları veya rüzgarlarla şekilleri sürekli değişen çöl kumulları”na dayandığını söylüyor.
Miyake’nin kumaşlara dair son icadı 3 boyutlu buharlı esnetmeyle oluşturduğu beyaz ve açık sarı renkte yumuşak kumaşların sebebini anlamış oluyoruz böylece. 
 
Fotoğraf: Indigital
 
Ünlü Miyake pilelerinin teknik detaylarını boş verin. Önemli olan seyircinin gördükleri: buharlı esnetme kumaşlar kontürlere ve kıvrımlara dönüşmüş.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Bazı kıyafetler o kadar etkiliydi ki örgü işi gördüğüme veya bir beyaz ceketin, üst kıyafetlerinin ve şortların üzerindeki o köpüklerin, şu haute couture tarzı kapitone ipek kumaşlarla yapıldığına yemin edebilirdim. 
Pantolon-ceket takımlarında ya da bilek hizasındaki sade elbiselerde çubuklu madras deseni kullanmasına baktığımızda, tasarımcının, kendi kuşağının durduğu yeri de göz ardı etmeyerek ustasının izini takip ettiğini görüyoruz.
Yoshiyuki Miyamae manyetik kasetçalarlara bağlı helyum balonlar aracılığıyla canlı müzik çalma geleneğini de başlatmış oldu.
Moda tasarımcılarının başlarını referans kitaplarına gömüp, 30’lu, 40’lu yılları, görkemli 70’leri çalıştıkları bir çağda yaşıyoruz. Bu yüzden tıpkı muhteşem Issey Miyake gibi bu genç tasarımcının da geleceğe yüzünü döndüğünü görmek çok canlandırıcı oldu.
 
CHALAYAN: BİR FAS HİKAYESİ
 
Chalayan’ın defilesinde ana tema önce sahnede sonra da kıyafetlerde gördüğümüz Fas çardağı temasıydı. 
Defilenin finalinde gri burkası içinden bize bakan bir kadın deseninin olduğu bir elbise vardı. 
 
Fotoğraf: Indigital
 
Ama Hüseyin Çağlayan, sahne arkasında, 16 sene önceki o yaratıcı defilesinde mankenlerin vücudun çeşitli yerlerini zaman zaman açıkta bırakıp sadece başını örtülü tutmasıyla bugünkü koleksiyon arasında hiçbir bağlantı olmadığını, sorumdan şaşkınlık duymuş bir şekilde yanıtlıyor.
O koleksiyon şimdi moda tarihine geçmiş durumda ve şu an Arap ülkelerine hakim olan genel eğilimi çok önceden tahmin ettiğini kanıtlar nitelikte. 
Bu yüzden Çağlayan bu koleksiyonuyla önceki koleksiyonu arasında bir bağlantı olmadığını söylediğinde ona inanmalısınız. Soruyu sorduğumda bir an bakakaldı ve bu sezonun ilhamını İspanya ve Mağrip arasındaki ilişkiden aldığını söyledi.
Kuzey Afrika esintisini, kıyafetlerdeki portakal ağacı baskılarından ve süslemelerinden alıyorsunuz. Ayrıca akdenizin her iki tarafında da etkisi hissedilen Fas mimarisine dair desenler de kullanılmış.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Uzun eteklerin arasında bacakları belli belirsiz görüyoruz, ama aynı zamanda omuzları açıkta bırakan birçok açık renk şirin elbise ve güneş şapkaları da vardı. 
 
Fotoğraf: Indigital
 
Bu kıyafetler, İspanyol kadınlarının asaletini ve Fas çardakları arasından Fas’ın gölgesini sergiliyordu.
Bütün bu defile, hafif ve neşeli bir yaz koleksiyonuydu. Ancak Chalayan defilenin ismini “Fas Nazarı” koymuş, ve bu ismin defileyle uyuşmayan bir tarafı olduğunu düşünüyorum.
 

ETİKETLER: ISSEY MİYAKE , SUZY MENKES , LOEWE , HUSSEİN CHALAYAN , DİOR