09 Mart 2015

Paris Moda Haftası: Beşinci Gün

YAZI: SUZY MENKES

ELIE SAAB: FONKSİYONEL GİYİM 
 
Elie Saab'ın ocak ayındaki couture defilesini yeşillikler ve memleketi Lübnan'ın ağaçları oluşturmuştu. Bu sefer yine bir doğa teması görsek de daha çok düz ahşap minyatür ağaçlar kullanılmış bu defilede. İlk defileden etkilerin olduğu açıkça görülüyordu, ancak ikinci defilede iş giyimi kısmı daha ağır basıyordu.  
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Öyle de olmalı zaten. Couture, hayal kurmaktır. Hazır giyimse, satmak içindir. Saab bunu son derece açık bir şekilde ortaya koymuş. İşin ticaret kısmında, ince üstler ve pantolonlar vardı, elbiselerin etekleri kısaydı ve göğüs dekolteliydiler. Saab'ın şık ve zengin müşterileri için bu konsept ne kadar uygundur bilinmez ama buna "ofis giyimi" diyebiliriz.
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Bu şarap kırmızısı, zeytin yeşili kıyafetler yerlerini daha sonra siyaha bıraktılar, desen olarak yapraklar ve dijital baskılı deniz manzaraları kullanılmıştı. Koleksiyonla ilgili hiçbir sorun yoktu, ama kıyafetler günlükten kokteyl giyimine oradan da gece giyimine ilerlediği için sanki otomatik pilota alınmış gibiydi. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Kırmızı halı için yerleri süpüren elbiseler neredeydi peki? Saab onları yaratıcılığını sonuna kadar konuşturduğu couture koleksiyonu için saklamıştı. 
 
MUGLER: BUZ VE ATEŞ 
 
Fütürizmin klişesidir, dış dünyalar hep buzlu, gümüş ve mavi renklerde hayal edilir. Aynı renkleri, sanal gerçekliklerin kurulduğu sinema filmlerinde de görmek mümkün. Mugler gibi tasarımcısının isminin gökyüzünde bir yıldızla sembolize edildiği bir marka da bu vizyonu benimsemeliydi elbette. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Tasarımcı David Koma bütün bunlara, sanal kadınlıkta pek görmediğimiz erotik bir hava eklemiş. Ama zaten kısacık olan siyah eteğe makasla açtığı parçalar, kıyafetlerde açtığı vücuda küçük dekolteler veren yuvarlak delikler, güzel bir fileye attığı kesikler, hepsi büyük bir hünerle yapılmıştı. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Defile notlarında tasarımcı modernizmin etkisiyle "dijital ilhamlar"dan söz ediyordu. Bu tür "Frozen" görüntüsünü oluşturmak isteyen başka birçok marka olmuştur ama bu görüntüye sıcaklık kattığı için alkışı hak eden Koma'ydı. Gümüş rengi stilettolar, boyun bilezikleri, gümüşi çizgiler, yaldızlı, bronz veya metalik desenler... Her şey yerli yerindeydi. Hiçbir metal göz ardı edilmemişti ama hiçbiri de abartılmamıştı. Grafik geometri çok başarılıydı. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Mesele şu, yarım yüzyıl öncesinin farklı türdeki fütüristleri podyumda artık tek bir tarza yöneliyor. Mugler, Paco Rabanne, Courrèges gibi markaların hepsi uzay çağına ve aya yolculuğa dair belli belirsiz bir fikir oluşturdular. Thierry Mugler, bunların hepsini kapsadı ama daha derin bir tasarım ve yaratım gücüyle. Güçlü bir parfüm işi yürütmesi için işe alınan bir tasarımcıdan podyumda karmaşık ilham kaynaklarından yararlanmasını bekleyemezsiniz. Ve teknik olarak düşündüğümüzde, Koma asimetri-geometri işini çok iyi kotarmış. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Ancak defileyi izlerken, yıldız desenleriyle oynayan Anthony Vaccarello'yu da aklımdan çıkaramadım, Mugler'in koleksiyonunun arka planıyla son derece uyum sağlardı.      
 
OLYMPIA LE-TAN: PERDELER AÇILSIN 
 
Olympia Le-Tan defilesinde geleceğin balerinleri, bileklerinde bale kurdeleleri bulunan yüksek topuklu ayakkabılarını giymişlerdi. Ancak yine de tütü eteklerinin içinde balerin dönüşü yapmayı başardılar.  
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Olympia'nın gücü kitaplara benzeyen işlemeli el çantalarından geliyor. Sanatçı babası Pierre Le-Tan'ın da yardımıyla Olympia imzası haline gelen bu çantaları ve Diaghilev's Ballets Russes'dan esinlendiği süslemeleri yaratmayı başarmış. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Bir eteğin ucunda veya çantalarda gördüğümün Fındıkkıran'dan oyuncak askerler olduğuna eminim. Bir diğer motifse, perdelerin açılışıydı. Bu tasarımcı her zaman yaptığı gibi yine giyilebilir espritüellik tasarlamıştı.  
 
NINA RICCI: BİR ERKEK, BİR KADIN 
 
Guillaume Henry, ilk Nina Ricci defilesini ortaya koymadan önce "Benim için Nina Ricci'nin ortaya koyduğundan daha gerçek bir moda konsepti yok, bir koku, parfüm olarak moda!" diyor. 
 
Defile, erkeksi çift düğmeli bir blazer'la eşleştirilmş şeffaf dantel etekle, erkek-kadın zıtlığının oluşturulduğu asil ama alışılmış bir görüntüyle başladı.  
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Ve bu karşıtlık hikayesi defile boyunca devam etti: keskin hatlar ve parıltılı ince elbiseler; şehirde giyebileceğiniz türden ipek püsküllere sahip palto...  
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Guillaume Henry'nin bu koleksiyonu günümüz kadınını düşünerek tasarladığını hissettim. Ama beni şaşırtan bir şekilde, Carven yıllarındaki gibi sadece şirin genç Fransız kadınlarını değil, küresel anlamda bütün kadınları hesaba katmıştı. 
 
Nina Ricci'yi Oscar de la Renta için bırakan Peter Copping'in yerine geçen bu kendine güvenen tasarımcı için, yeni bir markanın başına gelmiş olmak hiçbir problem teşkil etmiyordu. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Aslında, süslemeleri olmasına rağmen çok sade hatlara sahip topuklu ayakkabılar defilenin atmosferini belirleyen ana faktördü. 
 
Üzerinde tüylü koyun yamaları bulunan yün bir elbise tam giyilmeye layıktı, ve feminenliği belli etmenin en klişe yolu olan yarı şeffaf elbiselerden çok daha güzeldi. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Daha da güzeli, beyaz ve krem rengini birbirine karıştıran saç örgüsü sweater'dı. Bu tür sportif bir tarz, geleceğe dair daha uygun bir öngörü olmuş.  
 
Artık ilk Nina Ricci koleksiyonunu da sergilediğine göre, Henry katıldığı bu yeni modaevindeki etkisini daha çok hissettirecek şeyler yapmaya geçebilir.
 
Çeviri: Kardelen Berfin Kobyaoğlu

ETİKETLER: THİERRY MUGLER , SUZY MENKES , ELİE SAAB , NİNA RİCCİ , OLYMPİA LE-TAN , MODA , DEFİLE