21 Haziran 2015

Moda Filozofu

YAZI: SUZY MENKES

Nino Cerrutti koltuğa oturduğunda, nötr renk takımının altındaki bordo çorapları görünüyor. Sonsuz derecede asil duruşuyla cebinden bir mendil çıkardığındaysa mendilin de parlak bordo ve biraz da altın sarısı olduğunu görüyorsunuz. 
 
60'larda takımları giyilebilir, rahat bir kıyafet olarak yeniden icat eden adam, Floransa'da kıyafet felsefesine dair bir konuşma yaptı. Tam da o sırada, konuşmayı verdiği Marino Marini müzesinde, modernist heykellerin arasında "Pitti Uomo - Pitti Immagine" etkinliği için kendisinin terzilik hayatını gösteren bir sergi gerçekleşiyordu. Sergilenen kıyafetlerin hepsi, kendi giyinme dolabındandı.
 
Bu hayat boyu kıyafetleri "moda" olarak etiketleyemezsiniz. Ancak, ince terzilik tekniklerinin ustasından başka kim yarım yüzyıllık kişisel dolabını kendi hikayesini anlatmak için açar? Bunun bir arşiv olmayıp hala kullanılan bir dolap olması, hızlı modaya bir meydan okuma mı?  
 
Parlak kırmızı kumaş jakar blazer, 1967 
Fotoğraf: Suzy Menkes /Instagram 
 
"Seni düzeltmeliyim, bunlar arasında eskiden giyip şimdi giymediklerim de var. Mesela şu iki smokin, bir tanesinin yakası o kadar geniş ki şimdilerde giymiyorum," diyor 85 yaşında hâlâ Lanificio'ya veya Piedmont'taki tekstil fabrikasına işe giden Cerruti.  
 
1957'de görücüye çıkardığı devrimsel Hitman koleksiyonuyla yepyeni bir erkek takımı anlayışı getiren Cerruti, "Erkek giyiminin tarihi, gerçekten de giydiğim kıyafetlerde yatıyor, ve 50'lerde modada yaşanan büyüme, 60'larda yaşanan küçülmeden çok daha şiddetliydi," diyor. Cerruti'nin uzun vücudunda taşıdığı bütün kıyafetlere ve oğlu Julian'ın kendisi için ceket ve mont seçtiği arşiv parçalarına da bakıyorum.  
 
 
Açık kahverengi, siyah veya yünlü kahverengi renklerden oluşan çift düğmeli takım serisine bakarken tarihlerini tahmin edememeye başladım. Etiketlerden 1963'ten 2000'lere kadar birçok farklı tarihte tasarlandıklarını gördüm. Milenyumun başında, Nino Cerruti şirketinde elinde tuttuğu büyük orandaki hisseleri bir İtalyan endüstri grubuna sattı ve sonuç olarak bu grup, tasarımcıyı kendi markasından uzaklaştırdı. Bir tek tekstil fabrikası, Cerruti ailesinde kaldı.  
 
David Ginola,  Paris Saint-Germain'de oynadığı dönemlerde Nino Cerruti ile modellik sözleşmesi imzalamıştı. 
Fotoğraf: Simone Falcetta 
 
Nino, Beatles döneminden o parlak kırmızı kumaş jakar blazeri şimdi giymeyi tercih etmediğini söylese de, ben ona bayıldım. Başka bir bordo ceket o kadar ikonikti ki tasarımcıyı bugün onu giyerken hayal edebiliyorum. Serginin küratörü Angelo Flaccavento, bu takımın 1986'da yapıldığını ve ilk kez Paris'te giyildiğini söylüyor. O ihtişam, Cerruti'nin Hollywood'da, Michael Douglas, Harrison Ford, Tom Hanks, Robert Redford ve Bruce Willis gibi yıldızlar için çalıştığı döneme yakışıyor. O dönemde, Julia Roberts'ı "Özel Bir Kadın"da, Sharon Stone'u da "Temel İçgüdü" filminde giydirdiğini söylemiyorum bile.  
 
Müzenin üst katındaki, Nino'yla bir röportajı da kapsayan gösterimler etkileyici ve bilgilendiriciydi ama asıl, alt zemin katın gri gümüşi modernist heykelleri, kesin hatlı ama uysal kıyafetleri sergilemek için muhteşem bir ortamdı.  
 
Bu kıyafetleri, Daily News Record, 1970 yılının mart ayında "Gündelik anlar için takım olmayan takımlar" diye tanımlamıştı.  
 
Yün takımlar, Sertoria Cerruti, 1970 
Fotoğraf: Suzy Menkes /Instagram 
 
Bunların hepsi kulağa Giorgio Armani gibi geliyor. Angelo bana 40 yıllık kariyerindeki kıyafet takımı serilerini gösterirken, Armani'nin Cerruti'nin genç ve havalı "Hitman" serisinde çalıştığı 8 yılı ve en sonunda 1974'te kendi markasını kurmasını düşünüyordum.    
 
En sonunda, Nino'ya o büyük soruyu sordum: "Armani, senin stilini gerçekten de çaldı mı?" 
 
Söylediği şu oldu: "Erkek kıyafetlerini güncelleştirmek ve yenilemek ikimizin beraber üzerinde çalıştığı bir şeydi, ama o benim sevmediğim türden kumaşları seviyordu, hafif ve kırılgan şeyleri," diyor Nino, "Spor şeyleri sevmiştim. Ama aramızdaki ilk farklılık da bu kumaşlardan çıktı. Benimle beraber çalışırken teknik geliştirme konularında bana yardımcı oluyordu ama son söz hakkı benimdi." 
 
Daha sonra ekliyor, "Giorgio şimdi de 70'lerde ne yapıyorsa onu yapmalı. O zamanlar gerçekçiydi." 
 
Suzy, tasarımcının kendisini, dolabını ve eşsiz tarzını kutlayan serginin açılışında Nino Cerruti'yle. 
Fotoğraf: Suzy Menkes /Instagram 
 
Bu sergiden çok şey öğrendim: Hem resmi kıyafetlerinin rahatlığında hem de kıyafetlerin sportif asilliğinde kendini gösteren Cerruti'nin zamansız şıklığını. Müzedeki serginin sponsorluğunu Woolmark şirketi yapmıştı. 
 
Angelo Flaccavento bana altın değerinde birkaç bilgi de verdi: Nino'nun Céline'den Phoebe Philo'ya hayranlık duyduğunu, Cerruti'nin 50'li yılların sonunda bugünün Dries'ına veya Etro'suna benzeyen türden çiçekli takım üreten ilk tasarımcı olduğunu söyledi. 
 
Angelo aynı zamanda bana Nino'nun her defilesinin sonunda selam verirken giydiği o sarı sweater'ın üzerinde ne yazdığını da çevirdi: "Benim şans getiren kazağım."  
 
Nino, "Benim batıl inançlarım yok ama ne yaparsın..." diyor.
 
Signor Nino sergisi, 3 Temmuz!a kadar sürecek: https://www.museomarinomarini.it 
 
Çeviri: Kardelen Berfin Kobyaoğlu

ETİKETLER: SUZY MENKES , NİNO CERRUTİ , SİGNOR NİNO , SERGİ