Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Küçük bir parça bant, yerçekiminin kaçınılmaz etkilerini tersine çevirebilir mi? Ünlü yazar, yönetmen ve Vogue editörü Lena Dunham, yapışkanlı bantların Kişot-vari vaatlerinin derinine iniyor.
Nora Ephron “Boynum hakkında kötü hissediyorum” diye yazdığında, bu, kadınlar için bir isyan çağrısıydı. “Evet” dediler içten içe. “Nihayet!” Kitlelerce entelektüel görülen bir kadın, derin düşüncelerin ve dünyaya dair kaygıların, güzellik endüstrisinin boğucu baskısını anlamanın ya da bu baskıdan kurtulma arzusunun, yaşlandığını fark ettiğin ânın önüne geçemeyeceğini ve bu durumun hoşuna gitmeyeceğini açıkça söylemişti. Nora hem çok sevdiğim bir arkadaşım hem de mentorumdu. Fakat ne demek istediğini kavramam uzun zaman aldı.
Vogue’da on yılı aşkın süredir güzellik trendlerini test ediyorum. Bu süre içinde microblading’den takma kirpiklere, kırmızı rujdan kızıl saça, diş beyazlatmadan mob-wife tırnaklarına, hatta Z kuşağının face glazing trendine kadar her şeyi keşfettim. Bazıları öğreticiydi (meğer diş beyazlatma sandığım kadar kolay bir işlem değilmiş), bazıları ise hayatımı değiştirdi (microblading kaşlarım çok beğeni topladı ve başkalarını da etkiledi, cildim de hâlâ cam gibi görünüyor) ama hiçbiri beni yüz bandı görevimde olduğu kadar büyük bir varoluşsal krize sürüklemedi. Ne olduysa, bir anda herhangi bir sosyal medya uygulamasını açtığınızda sunulan şeyin koli bandı ya da elektrik bandı değil, yüz hatlarını gözlerinizin önünde yeniden şekillendirmeyi hedefleyen bir tür bant olduğunu fark ettik.
Sonuçta yaşlanma korkusu, yalnızca ortaya çıkan kırışıklıklar, beklenmedik bölgelerde sarkmalar ya da cildin resmen incelmesinden ibaret değil.
Libido iniş çıkışlarından ya da en azından bazı ortamlarda bir arzu nesnesi olarak ikinci plana atılmaktan daha fazlası söz konusu. Kadınlar olarak crone (feministlerin geri kazanmaya çalışıp bir türlü imajını düzeltemediği o yaşlı kadın temsili!) statümüzün öne çıkmaya başlamasıyla birlikte fark ettiğimiz daha büyük bir mesele var. Yaşlanmaktan korkuyoruz, çünkü ölümden korkuyoruz; ölümden korkuyoruz, çünkü onu anlamıyoruz. Bu yüzden kontrol edebildiğimizi kontrol ediyoruz: kimimiz ölü deriyi soyuyor ve serumlara bulanıyor, kimimiz enerjisinin son damlasına kadar egzersiz yapıyor. Saçımızı boyuyor, yemeklerimizi giderek küçülen porsiyonlara bölüyoruz. Ta ki radikal bir kabullenişle yaşlanmaya karar verene kadar — ki bu pratiğin ana akımda yalnızca birkaç rol modeli var; yaşadığımız kültürde kadınlar, yüz germe ameliyatlarını süsleyen gri buklelerini serbest bırakabildikleri için bile alkışlanıyor. Hiç müdahale olmadan, kendini yavaşça yaşlanmanın kollarına bırakmış bir kadın görmek isterseniz, bir uçağa atlayıp Kuzey Pasifik’te organik bir çiftliğe gitmeniz gerekebilir.
Vogue’daki editörlerim sayesinde bir kadının makul ölçüde kullanabileceğinden çok daha fazla türde bant deneyerek işe başladım. O kadar çoktu ki test sürecinin bir kısmını ofisteki kızlara devretmek zorunda kaldım. Benim gözümde tamamen kontrolden çıkmış bir TikTok akımı olan ağız bandı, uyku esnasında burundan nefes almanızı sağlayarak daha kaliteli bir uyku vaat ediyor — bir hışım söküp atmadan önce bu bantlara yalnızca yarım saat katlanabildim; aklıma gelen tamamen önemsiz bir şeyi eşime anlatma isteğiyle yanıp tutuşuyordum. Sanki ağzımı bantlayınca, içimdekileri dökme isteğim kabarmıştı.
Bu yüzden denemesi için asistanım Mia’ya iki tür ağız bandı teklif ettim: VIO2 Unscented Mouth Tape isimli T-bar formundaki mavi bant ve Skin Gym’den şımarık bir öpücük şeklindeki milenyum pembesi bant. Mia bunun kendisini “Sana bir şey söylemem lazım” demeye kalmadan uykuya daldırdığını iddia etti ama sonradan itiraf ettiğine göre zaten hep mışıl mışıl uyurmuş. Ah… 28 yaşında olmak vardı.
Yüz bantlama bu sıralar kimsenin dilinden düşmüyor: ister ağız bantları olsun, ister kırışıklıklar daha oluşmadan önlemeyi vaat eden kinezyo bantları, ister yüzü kenarlardan çekip arkada lastik toka benzeri bir aparatla birleştirerek geçici bir lift yaratan karmaşık setler… Ancak bant kullanımı Hollywood’da oldukça köklü bir tarihe sahip. Altın çağda Joan Crawford, peruğunun altına gizlediği cerrahi bantlarla, viral yüz germe operasyonlarıyla ünlü Kris Jenner’ı bile kıskandıracak bir yüz hattı yaratırdı. Bu yöntem uzun zamandır usta makyaj sanatçılarının, neşter altına yatmak istemeyen ya da işlemleri yavaş yavaş etkisini yitiren ünlü müşterilerde uyguladığı bir numara olarak kullanılıyor zaten. Ama artık hiçbir güzellik sırrının ebediyen gizli kalmadığı bir çağda yaşıyoruz. Elbette bu hile de stüdyo karanlığından çıkıp 2025’in en çok konuşulan trendlerinden biri hâline gelecekti.
İtiraf etmek gerekirse kendimi hep işlem yaptırmayan türden bir kadın sanırdım.
Çeneme yaptırdığım, pek de etkili olmayan (ama şaşırtıcı derecede acı veren) Kybella iğnesi dışında, artık neredeyse doğal sayılan o küçük dokunuşların hepsinden uzak durdum. Bu tercihimle gurur duyuyordum, hatta belki biraz kendimi beğenmiştim. Tabii o zamanlar henüz 20’lerimdeydim.
Çok seksi bir erken menopoz vakasıyla hızlanan yaşlanma süreciyle ve yüzümün de benimle yaşlanacağı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldım. Evet, yaş aldıkça bilgelik ve iç huzur artıyor. Ama daha sıkı, daha genç hâlinin sürekli karşına çıkan fotoğraflarını gördükçe, aynaya korkuyla bakıp “Sıradaki haksızlık ne olacak acaba?” diye düşünmemek imkânsız. Önce kafamdan, sonra da çenemden fışkıran o cadımsı gri saçlarla baş edebildim. Göğsümün üzerinde morumsu ağaç kökleri misali beliren çatlaklar da çok sarsmadı beni. Hatta bir göğsümün kız kardeşine veda ederek göbek deliğime doğru inmesine bile gülüp geçtim (Hollywood bant numaraları bunun için de harikalar yaratıyor gerçi). Her seferinde beni en derinimden vuran, yüzümdeki emareler oldu.
Ben de Skin Gym’in yüz bandını bir haftalığına denemeye karar verdim.
Markaya göre bu bantlar yüz kaslarını sabitleyerek gece boyunca buruşmayı, sıkışmayı ve ezilmeyi engelliyordu. En yakın arkadaşım Russell bir akupunktur uzmanı; bantları yerleştirmek için biçilmiş kaftan. Bantları kaş çizgilerime, kazayaklarıma ve nazolabial kıvrımlarıma yapıştırdı. En azından işi ciddiye alıyor gibiydi ve kolayca uygulanabilen, gül kurusu renginde sevimli küçük bantlar yapıştığında ikimiz de hissin şaşırtıcı şekilde rahatlatıcı olduğunu düşündük. Normalde şok, hayranlık ya da öfkeyle sürekli hareket eden yüzlerimiz bir anda donup kalmıştı. Bir cruise gemisinde işlenen cinayetle ilgili bir belgesel açtık ve sadece rahatlamaya çalıştık. Bir saat bile olmadan Russell, “Senin de yüzün… delirmiş gibi hissediyor mu?” diye sordu.
Hissediyordu, katılıyordum; hem de çok delice hissettiriyordu. Bantların yapıştığı bölgeler hem sıcak hem soğuk, hem kaşıntılı hem de karıncalıydı ve ilkokulda Elmer’s yapıştırıcısını eline sürüp kurumasını beklemekle aynı hissi yaratıyordu. Bir anlık öfkeyle bantları söktük ve sıcak havlularla yüzümüzü hırsla ovaladık. İkinci bant deneyi: tam bir fiyasko.
Bir yandan Kris Jenner’ınki de dâhil olmak üzere hayranlıkla baktığımız o kırışıksız ünlü yüzlerinin ciddi bir yüz bandı rutininin eseri olmadığını da kabul etmek zorundaydık. En azından İngilizlerin Croydon facelift dediği, alnı kıpırdamaz hâle getiren, at kuyruğu kadar sıkı bir topuz söz konusuydu. Büyük olasılıkla gerçek sebep, giderek daha genç hastalar tarafından tercih edilen klasik yüz germenin modern varyasyonu olan deep-plane yüz germe ameliyatıydı. Deep-plane tekniğinde gevşemiş deriyi yukarı ve geriye doğru çekmek yerine, cilt altındaki dokular yeniden konumlandırılıyor; böylece yüz bir bütün olarak yukarı taşınıyor. Tıpkı kaymaya başlayan bir büstiyeri düzeltmek gibi. Basitçe ifade edecek olursak, yüz — kaslar ve bağ dokusu dâhil — eski yerine taşınıyor. Böylece Jocelyn Wildenstein’ın meşhur ettiği o gergin, kedimsi görünüm yerine daha doğal ve gerçekçi bir sonuç hedefleniyor.
Çocukken People dergisinin estetik ameliyatların öncesi-sonrası fotoğraflarını konu alan bir özel sayısı elime geçmişti. Cher ve Michael Jackson gibi ünlülerin ameliyat öncesi ve sonrası görüntülerini yan yana koymuşlardı. Kafayı takmıştım ve dergiyi neredeyse bir yıl boyunca yatağımın yanında tutup bu yüzlerin nasıl ve neden değiştiğini inceleyip durdum. Aynı şeyi deep-plane yüz germe fotoğraflarıyla yeniden yaptım: Yaptıranların yorumlarını okudum, yüzler birbirine girene kadar sonuçlara uzun uzun baktım. Bu insanlara — çoğu kadın, birçoğu henüz 40 bile değil — bakarken, onları o noktaya getiren şeyin ne olduğunu ve muayenehaneden çıkarken nasıl hissettiklerini anlamaya çalışıyordum.
Eşimi dürttüm.
“Sence hangi fotoğraf daha iyi?”
Tarih boyunca her heteroseksüel erkeğin yaptığı gibi, hem Herkülvari çabalarımızdan bihaber hem de kendi orta yaşlara sürüklenişini umursamaz bir tavırla, “O kadar fark yok,” diye mırıldandı.
Sözlerime devam ettim: “Ameliyat öncesi fotoğrafta o kadar tatlı ki… Mesela çocuğum olsa ona emanet ederdim.” (Çocuk sahibi değilim.)
“Sonrası da iyi… ama biraz tekinsiz, robot; sanki kendi ölüm maskesinin içinden bakıyormuş gibi.”
Gerçekten böyle mi düşünüyordum, yoksa böyle mi düşünmek istiyordum? Bu benim gerçeğim miydi, yoksa dünyada sadece var olabilmek için verilen tüm bu çabanın aslında gereksiz olduğuna dair en içten umudum muydu?
Sıradaki adım elbette klasik yüz bantlı facelift deneyimimdi. Doechii ve Charli XCX gibi celebrity’ler bunu açık bir stil tercihi hâline getirmiş olsa da, bu bantlar aslında genellikle saçın dalga dalga dökülüp örttüğü yerde gizlenmek üzere tasarlandı. Cildim gevşek olabilir ama saçım var; dolayısıyla gözlerimi yana doğru çekip ensem dibinde lastikle sabitledim ve çene(ler)imi toparlamak için çene kemiğimin altına gizlice iki parça bant yerleştirdim (Mark Traynor Face Lift Double Kit’le bu görünümü siz de elde edebilirsiniz).
Sonuçlar kafa karıştırıcıydı. Bir açıdan eskiden çok iyi tanıdığım yüzüm bana geri dönmüş gibiydi. Başka bir açıdan yanaklarım katlanmış ve balon balon görünüyordu.
Bunu deneyimsizliğime ya da analog güzelliğin kusurlu sanatına bağlayın ama ortaya çıkan şey kesinlikle kırmızı halıya uygun değildi. Eski usul siyah-beyaz bir film kamerası bile bu hâlime isyan ederdi. Bandı çıkardığımda sanki egomu alaya alıyormuş gibi şeftali tüylerim de beraberinde geldi.
Sonraki hafta sonunu “yakınımdaki medikal spa’lar” diye takıntılı bir şekilde Google’layarak geçirdim. Cildi kaldırıp kolajen üretimini uyaran şeker iplikler, 45 dakikalık tilki gözü işlemleri ve “doğal ve ışıltılı” dermal dolgulardan bahsedilen sayfaları okudum. Botoks ünitelerini ve deep-plane yüz germe sonrası iyileşme sürelerini araştırdım. Anneme yanağımdaki bukkal yağdan kurtulmam konusunda ne düşündüğünü sordum. Stilistime, şu ana kadar hiç birinin göğüslerini omzuna doğru bantlayıp bantlamadığını sordum.
“Her şeyi yaptım,” diye bilgece başını salladı ve pop yıldızlarının o minicik unitard’lara sığabilmek için alt bölgelerini “önden arkaya” doğru bantladığını söyledi.
Bir spa sitesine numaramı girmek gibi bir hata yaptım ve “Yeni vampir yüz bakımını denediniz mi?” gibi düzenli mesajlar almaya başladım. Aslında tam olarak ne aradığımı bilmiyordum; tek bildiğim, yüz bandı maceramın bende daha önce sahip olduğumu bile bilmediğim korkuları tetiklediğiydi.
Bu yazıyı teslim edeceğim güne kadar yanaklarıma ve çeneme liposuction yaptırıp Vogue ofisine yüzüm sargılar içinde gider miyim diye dahi düşündüm. Her şey mümkün görünüyordu.
Sonra Nora’nın kitabını hatırladım. Annemin ve teyzelerimin alıntıladığı, benim takdir edecek kadar büyük ama tam anlamıyla kavrayamayacak kadar gençken okuduğum o kitabı. Belki de cevap “alanında uzman estetik hemşireler!” adlı Google sayfasında değil, 20 yaşımdan beri rafımda duran o kitabın sayfalarındaydı.
“Beynimizin bir tarafında, herkesin öleceğini biliyoruz ama bir bakıma buna gerçekten inanmıyoruz,” diye yazmıştı.
Keşke ona, öldüğüne inanmadığımı söyleyebilseydim; çünkü kitabını okuduğumda hâlâ buradaymış gibi hissediyorum. Keşke ona Botoks için çok mu genç yoksa çok mu yaşlı olduğumu sorabilseydim. Keşke ona yaşayacağımı söylediği kalp kırıklığı, mesleki başarı, başarısızlık, sonra yeniden başarı, belki daha fazla başarısızlık gibi şeylerin gerçekten yaşandığını anlatabilseydim. Son olarak keşke ona şimdi benim de boynum hakkında kötü hissettiğimi söyleyebilseydim.
Öyle bir cümlesi vardı: “35 yaşında bedeninde yanlış bulduğun her şeyi, 45’inde özlemle anacaksın.” Artık 35 değilim. 45 olmama daha var. Kendimi değişirken izlemek, dünyanın buna nasıl tepki verdiğini görmek ve bir plan yapmak için kısa bir anım var. Yüzümü çekip kaldırıp yerine koymaya hazır hissetmiyorum. Ağzımı bantlayıp sessiz kalmak konusunda da pek iyi olmadığım ortada. Hem gergin hem gevşek, hem kırışık hem pürüzsüzüm; hem gencim hem de her gün biraz daha yaşlanıyorum. Bu sorunu bu gece çözemeyeceğim. Acele kararlar vermek zorunda da değilim.
Bu yüzden at kuyruğumu sıkıca topluyorum… ve en iyisini umuyorum.
Kapak fotoğrafında kolaj: VOGUE