19 Nisan 2022

Biricikliğin Mütevazı Hali

YAZI: HAZAL BAYAT

FOTOĞRAF: UMUR ÖZCAN

MODA EDİTÖRÜ: ECE ÖĞÜTOĞULLARI

salih bademci

Merakını gözlem yeteneğine, hiperaktifliğini meslek aşkına, tecrübelerini yarattığı karakterlerin hikayelerine aktaran Salih Bademci’yi tanımanın peşindeyim. Ayın Mr. Vogue’u sohbetimizin sonunda beni “sıradan biri” olduğuna ikna ediyor; elbette böylesine yetenekli, eğlenceli, sınır tanımayan ve mütevazı bir oyuncu ne kadar sıradan olabilirse o kadar sıradan…

Mümkün olduğunca “sıradan bir insan” olmayı hedefleyen biriyleyim. İşin tuhaf yanı, bana kalırsa bu, kendisinin başarısız olduğu nadir konulardan. Salih Bademci dendiğinde kimin aklına “sıradan” sözcüğü gelir ki? Dolayısıyla bana bu yöndeki çabasından bahsettiğinde ister istemez gülümsüyorum. Bu ayın Mr. Vogue’u Salih Bademci, gündelik hayatını oldukça mütevazı şekilde geçirse de canlandırdığı karakterler sayesinde sıradan biri olmaktan uzaklaşıyor. Bunu kendisine o an söylemiyorum. Karşımdaki ayakları yere basan, sonsuz yeteneğini alçakgönüllülüğünün ardına gizlemeyi başaran adamın beni, ben fark etmeden ikna etmesine izin veriyorum. Yalnızca anlattıklarının değil, sesindeki nüansların da peşine takılarak Salih’i daha yakından tanıyorum.

Sözü, onu tanımamızı sağlayan mesleğinden açtığımda ilk olarak gözlem yeteneğinin önemini vurgulamasının sebebini şu sözleri sarf ettiğinde anlıyorum: “Bir karaktere çalışırken her zaman ona bir geçmiş yazarım. Ailesiyle ilişkisi, sosyal hayatı, asla ağzına sürmeyeceği yemekler, burcunun ne olduğu, nasıl müzikler dinlediği, sevmediği film türleri, en sık kullandığı kelimeler…” Daha önce tanımadığı karakterlere dair yarattığı bu hikayeler onları gerçek kılıyor ve tanıştıklarında Salih, kendi karakterinde de yeni birçok kanalın açıldığını keşfediyor: “Sayısız karaktere bizzat hayat verme düşüncesi bile oyunculuğun neden heyecan verici olduğunu açıklamaya yeter. Yumuşak karnınız, kırmızı çizgileriniz, sınırlarınız bir anda değişebiliyor. Hayatı başkalarının rehberliğinde görmeye, yorumlamaya, deneyimlemeye başlıyorsunuz” diyor. Tüm bunları yapabilmesini sağlayan, küçükken de en belirgin özelliklerinden olduğunu söylediği merak ve gözlem yeteneği: “Bu hiperaktif birey çocukluğunda ve gençliğinde de böyleydi. Klişe bir cevap verip ‘Ağaç tepesinden inmezdim’ ya da ‘Beni sokaklardan toplarlardı’ demeyeceğim çünkü bence kuşağımın her çocuğu böyleydi; ancak benim hareketliliğim bir şeyleri merak etmeme, deneyimlememe, farkındalık edinmeme vesile oldu” diyor.

Salih’in bu özelliklerinin oyunculuk için ne kadar değerli olduğunu anlayan çok yakın bir arkadaşı, onu bir gün konservatuvar sınavına girmeye ikna etmiş. Konservatuvarın hemen ardından katıldığı seçmeler ve aldığı ilk rol hayatının kırılma noktası olmuş. O gün bugündür birbirinden farklı karakterlerle tanışmamızı sağlıyor Salih. “Aynı anda hem dizi setine hem de birden fazla tiyatro oyununa yetişmeye çalışmak mesleğimin beni en çok zorladığı basamaktı. Bunu atlamanın özel bir formülü yok; severek, keyif alarak, haz duyarak mesleğinizi icra ediyorsanız o zorluk bir süre sonra gerçekten buhar olup havaya karışıyor” diyor. Başarılı bir kariyere sahip olmasını sağlayan yalnızca oyunculuğu çok severek yapması ve gözlem yeteneği değil; doğru kararlar alarak ilerlemesinin de payı büyük: “Hedeflerim beni iyi hissettirdiğinde adım atarım” diyor Salih; biraz maymun iştahlı olduğunu da kabul ediyor. Neyse ki; “En zorlarını tiyatro sahnelerinde edindim” dediği tecrübeleri ve enerjisiyle isteklerinin altında ezilmeden, her elini attığı işin hakkını vererek ilerliyor.

Peki, Salih Bademci için bir işin hakkını vermek ne demek? Yarattığı karakterlerin başarılarının, aldığı ödüllerin, tüm bu koşturmacanın, sıkı çalışmanın sonunda kendisini en çok neyin tatmin ettiğini öğrenmek istiyorum: “Yapılan işler nezdinde ödüllendirilmek mutluluk verici. Çabanızın görünür olması kadar kıymetli bir şey yok. Yine de benim için ‘Şu daha değerli’ diyebileceğim bir ödül yok ve galiba olmayacak da. Sokakta yürürken aldığım bir tepki de ödül gibi çok kıymetli” dese de kısa süre önce kazandığı GQ Men of the Year En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nün yerinin her zaman özel olacağını ekliyor: “Çünkü ödülümü Zeynep Günay Tan’ın elinden aldım. Onun konuşma yaparken ‘Bana bakma’ dediği sırada gözlerinin dolduğu an, benim sulu gözlülüğüm… Tüm bunlar ömrüm boyunca en kıymetli anılarım olacak.”

Salih’in uzun kariyer yolculuğunda böyle özel anlar gibi özel karakterler de var elbette. Örneğin; “Kalbimin kaptan köşküne yerleşti” dediği, tılsımı kendisine kalsın istediğinden uzun cümlelerle ifade etmekten kaçındığı Selim Songür. “Kulüp dizisinin Selim’inin sevileceğini öngörmedim desem yalan söylemiş olurum. Selim bence her oyuncu arkadaşımın canlandırmak isteyeceği, avuç içini kaşındıran bir karakter. Senaryoyu elime aldığım saniyede, onun yolculuğunu görür görmez ayaklarım yerden kesildi” diye bahsediyor Selim’den. Bir yanı devrim yapmak, fırtınalar koparmak isteyen bir sanatçı; diğer yanı ailesinden tam not almak için çabalayan, sevilmeye aç bir çocuk Selim. “Hayat ve bizler de tüm bu tezatlıkların toplamı değil miyiz? Marjinal, hayalleri olan, tutkusunu göstermek isteyen…” diyor Salih, canlandırdığı karakterin çok yönlülüğünü açıkladıktan sonra. Bu sıralar “Ankara’da geçen sıcak bir insanlık hâli hikayesi” diyerek bahsettiği Aydınlıkevler oyunu için provalarda, tiyatro sahnelerinde geçiriyor zamanını. Serdar Biliş’in rejisiyle; Demet Akbağ, Sinem Ünsal ve de Burak Dakak’la birlikte rol aldığı BKM’nin yeni 

oyununun yapımcı koltuğundaysa Nisan Ceren oturuyor. Bir yandan da Fanatik oyunuyla Türkiye’yi gezmeye ve İstanbul’da izleyicilerle buluşmaya devam ediyor.

Sohbetimizin başında oyunculuğundan açtığım konu Salih Bademci’yi Salih Bademci yapan yaşanmışlıklara ve babalık yolculuğuna geldiğinde sesindeki heyecanın yerini sevgi alıyor. Kendisi olmasındaki en büyük etmenlerden biri olduğunu söylediği, meslektaşı da olan eşi İmer’in hayatına etkisini anlatmaya sayfalar yetmeyeceğini söyleyip; “Bu tanışma hikayesi sohbetimize ayrı bir parantez açtırır. Hatta parantez açtırmakla kalmaz, uzun bir makale yazdırır” dediğinde sesi öyle nahif ki, ikna oluyorum. Ben de konuyu vazgeçilmezlerinden biri olduğunu söylediği kızı İklim’e getiriyorum. “Çocuğunuza kattıklarınızı görmeye başladığınızda kendinizden bir parça bıraktığınızı hissediyorsunuz ve bu inanılmaz bir duygu yoğunluğu yaşatıyor. Sıfır noktasında olan biriyle iletişim kurdukça kendi sıfır noktanızı keşfedip şu ana kadar kat ettiğiniz yola tekrar çıkıyorsunuz; bu sefer o yolculukta bir turiste dönüşmüş şekilde” diyor. Bugün böylesine net anlatabildiği ebeveynlik, ilk günlerde bu kadar net değilmiş kendisi için. Öyle ki, ilk zamanlarda “Asla panik yapma, sana bir baba desin bak neler hissedeceksin” diyenleri haksız çıkaracak kadar zorlanmış: “Başlarda, İklim ilk doğduğunda ben de İmer de kendimizi ebeveyn olarak hissedemedik. İklim’le iletişim kurdukça ve emek verdikçe ‘anne – baba olduk biz’ dedik” diyor.

Sohbetimizin sonunda anlıyorum; yetenekli, eğlenceli, hiperaktif, sınır tanımayan bir oyuncu koşuşturmalar arasında yarattığı küçük boşluklarda ne kadar sıradan biri olabilirse o kadar sıradan biri aslında Salih. Eşi ve kızıyla, çok yakın arkadaşlarıyla vakit geçirmeye, spora gitmeye, koşmaya, kitap okuyup film izlemeye ya da boş boş duvara bakmaya mutlaka vakit ayırıyor. Hayallerle hayatını kısıtlamıyor, doğru olduğunu bildiğinde adım atıp gerisini zamana bırakıyor.

 

Moda editörü: Ece Öğütoğulları
Fotoğraf: Umur Özcan
Video: Cemre Okyay
Röportaj: Hazal Bayat
Saç: Yıldırım Bozüyük
Makyaj: Bedirhan Aydın
Işık şefleri: Mehmet Toz, Ahmet Murat Hundez Film Işık
Moda asistanı: Ecem Candan

ETİKETLER: SALİH BADEMCİ