Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Miuccia Prada’dan Demna’ya, Jonathan Anderson’dan Iris van Herpen’e yapay zekayı tasarımlarında kullanan kreatif direktörleri inceliyoruz.
Moda endüstrisi uzun zamandır teknolojik dönüşümlerle iç içe ilerliyor, ancak yapay zekanın yarattığı kırılma, önceki dijital dönüşümlerden daha farklı bir yerde duruyor. Çünkü bu kez değişen yalnızca üretim araçları değil; değişen şey yaratıcılığın tanımı. Yapay zeka, moodboard oluşturmaktan kampanya görselleri üretmeye, arşiv araştırmasından siluet geliştirmeye kadar pek çok hususta kreatif direktörlüğün karar alma mekanizmasına nüfuz ediyor. Bu da doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor: Bu yeni çağda kimler yalnızca adapte olacak, kimler bu dili gerçekten şekillendirecek?
Bu noktada Miuccia Prada öne çıkan ilk isimlerden biri. Çünkü Prada’nın kariyeri, aslında uzun zamandır sistemler ve çelişkiler üzerine kurulu. Onun tasarım pratiği hiçbir zaman yalnızca kıyafet üretmek olmadı; kültürel kodları çözmek, normları bozmak ve yeni estetik çerçeveler önermek oldu. Yapay zekanın sunduğu sınırsız varyasyon içinde asıl ihtiyaç duyulan şeyin fikir kürasyonu olduğu düşünülürse, Prada’nın kavramsal zekası bu çağda güçlü bir avantaja dönüşebilir. Algoritmalar sonsuz görüntü üretebilir, ancak hangi fikrin anlamlı, zamansız ya da dönüştürücü olduğunu seçmek hâlâ insan sezgisi gerektiriyor. Ve Prada tam da bu sezgiyle çalışan bir kreatif direktör.
Benzer biçimde Jonathan Anderson da yapay zeka çağının doğal aktörlerinden biri gibi görünüyor. Bunun nedeni yalnızca deneysel olması değil; tasarım dilinin zaten post-internet mantığıyla çalışıyor olması. Anderson’ın yıllardır nesneleri, referansları, sanat tarihini, ironiyi ve gündelik kültürü kolaj benzeri bir sistem içinde yeniden organize etme biçimi, bugünün yapay zeka mantığıyla şaşırtıcı biçimde akraba. Özellikle Loewe döneminde geliştirdiği sürreal anlatı, algoritmik estetiğin soğuk mekanik tarafına insan zekası ve mizah katabilen bir yaklaşım sundu.

Iris Van Herpen 2019 Sonbahar Haute Couture, Fotoğraf: Vogue Runway
Daha spekülatif ve deneysel bir eksende ise Iris van Herpen çok ayrı bir yerde duruyor. Çünkü onu farklı yapan şey, teknolojiyi bir iletişim aracı olarak değil, doğrudan malzeme ve tasarım sistemi olarak ele alması. 3D printing’den computational design’a uzanan pratiği, yapay zeka gündeminden çok önce bu alanlarla ilişki kuruyordu. Bu nedenle geleceğe dair en güçlü ipuçlarından bazıları onun pratiğinde saklı.
Eğer dijital kültürle en organik ilişki kuran kreatif direktörlerden söz edilecekse Demna bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. Çünkü onun pratiği zaten uzun süredir post-human bir dünyanın görsel kodlarıyla işliyor. Oyun motorları estetiği, avatar kültürü, dijital karakterler, sanal sunumlar ve internetin parçalı görsel dili, Demna’nın tasarım diline çoktan sızmış durumda. Yapay zeka onun için sonradan adapte olunacak bir araç değil, neredeyse mevcut evreninin doğal uzantısı.
İlginç olan, ilk bakışta teknolojiyle doğrudan ilişkilendirilmeyen isimlerin de bu denklemde güçlü adaylar olması. Örneğin Alessandro Michele. Michele’nin aşırı yoğun referans dünyası, tarihsel kolajları ve neredeyse barok düzeyde katmanlı görsel dili, aslında yapay zeka estetiğiyle beklenenden daha uyumlu okunabilir. Çünkü yapay zekanın temel mantığı da veri, çağrışım ve yeniden kombinasyon üretmek üzerine kurulu. Michele’nin farkı, bunu algoritmik bir soğuklukla değil, duygusal ve romantik bir aşırılıkla yapması olabilir.
İşin en ilginç tarafı, yapay zeka yükseldikçe modada daha değerli hâle gelen şeyin insan dokunuşu olması. Algoritmalar kusursuzluğu çoğaltabilir ancak kusurun karakterini, el işçiliğinin duygusunu ya da sezginin getirdiği beklenmedik kararı taklit etmek başka bir alan. Son dönemde zanaatin, atelier kültürünün ve human-made olanın yeniden bu kadar öne çıkması da bununla ilgili. Yapay zeka çağında öne çıkacak kreatif direktörler, yeni araçları hızlı benimseyenlerle sınırlı kalmıyor; teknolojiyle çalışırken modanın özündeki insani, duygusal ve kültürel katmanları koruyabilenler öne çıkıyor. Geleceğin kreatif liderliği de inovasyonla insanlık arasında kurulan bu dengede tanımlanıyor.


