Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Influencer Caetana Botelho Afonso için mesele, neyi sevdiğini bilmek ve onu kendi bildiği gibi taşımak.
Caetana Botelho Afonso’nun nasıl bir gün geçirdiğini anlamak için ne giydiğine dikkat etmek yeterli. Çünkü onun gardırobunda ruh halinin küçük ipuçları saklı. Renkler enerjisini çoğaltıyor, sakin günlerinde tonlar dinginleşiyor; bazen de aksesuarlar stilini tamamen ele geçiriyor. Moda, 24 yaşındaki Lizbonlu içerik üreticisi için tam da bu nedenle kendini dış dünyaya anlatmanın en cesur yöntemi.
Caetana’nın psikoloji eğitimi almış olması, stil anlayışına da yansıyor aslında. Onunla moda üzerine konuşurken mesele hep insanın ne hissettiğine, kendini nasıl gördüğüne ve dışarıya ne kadarını göstermek istediğine geliyor. Modayı, olmak istediğimiz kişiyi kurabileceğimiz özgür bir alan olarak tanımlıyor Caetana; birinin beğendiğini diğerinin beğenmemesini doğal buluyor. Stil mottosu desenler ya da siluetlerden değil özgüvenden geçiyor: Herkesin onayını almak yerine kendi estetik kararının arkasında durabilmek. Üstelik modayla kurduğu ilişkinin başlangıcında sosyal medya algoritmaları ya da moda haftalarının ön sıralarından çok, hayatındaki iki kadın var: Annesi ve anneannesi.

“Bana çok küçük yaşlardan itibaren renkleri, desenleri ve dokuları nasıl bir araya getirebileceğimi öğrettiler” diye anlatıyor. Anne tarafından İspanyol olan ailesinde moda, gündelik hayatın doğal bir parçası. Okuldan eve döndüğünde anneannesini Vogue sayfaları arasında kaybolmuş görmek, annesiyle anneannesinin giyinme ritüellerini izlemek, çocukluk anılarının en sıcak sahneleri. Dolayısıyla bugün gardırobunda gördüğümüz desen birlikteliklerinin, güçlü renklerin ve dokular arasındaki küçük oyunların arkasında aslında çok daha kişisel bir görsel hafıza yatıyor.
Instagram ise bu dili başkalarıyla paylaşabileceği alan olmuş. 2020’de, pandeminin ardından kombinlerini daha düzenli paylaşmaya başladığında insanların onun moda dünyasına beklediğinden daha hızlı karşılık verdiğini fark etmiş. Üstelik o dönemde yalnızca kendi gardırobuyla sınırlı kalmadan annesinin dolabındaki parçaları da keşfedip kombinlerinin içine dahil etmiş. Farklı dönemlere hatta farklı jenerasyonlara ait parçaları yan yana getirme fikrinin izlerini bugün de Caetana’nın stil dünyasında görmek mümkün.
Artık tüm zamanını sosyal medya içeriklerine ve moda projelerine ayıran Caetana, seçtiği yolda mutlu. Ancak içerik üreticisi kimliğini sahiplenmesi biraz zaman almış. Kariyerinin ilk dönemlerinde ne iş yaptığı sorulduğunda “influencer” cevabını neredeyse çekinerek verdiğini anlatıyor. Zamanla kamera karşısında görünen birkaç saniyenin arkasındaki yaratıcı süreci, üretimi ve emeği daha fazla sahiplenmeye başlamış. Moda haftalarından farklı marka projelerine uzanan dünyasına baktığınızda, o ilk çekingenliğin yerini seçtiği yola dair çok daha net bir özgüvenin aldığını görüyorsunuz.

Sosyal medyada stil yolculuğunu anlatan pek çok kişi benzer noktalara varıyor; aynı trendler, aynı değişimler… Ama Caetana için asıl kırılma, sosyal medyayı aşıp moda dünyasının içine fiziksel olarak girdiğinde yaşanmış. Milano ve Paris Moda Haftaları bakış açısını belirleyen kilometre taşları. “Birkaç yıl öncesine kıyasla bugün çok daha fazla risk alıyorum” diyor. “Fashion Week dünyasındaki adımlarım, modayı algılama biçimimi tamamen değiştirdi; onu çok daha özel ve ilham verici bir gözle görmeye başladım.” Bir zamanlar sadece ekran üzerinden takip ettiği moda dünyasının içinde bulunmak, koleksiyonları, insanları ve şehirlerin moda ritmini duyumsamak kendi sınırlarını biraz daha genişletmiş. Dolayısıyla Caetana’nın stili üç farklı şehrin izleriyle şekilleniyor. Paris ve Milano ona modaya başka türlü bakmayı öğretirken, Lizbon görünümündeki rahat detayların ilham kaynağı. Yaşadığı şehri “zahmetsizce rahat ama aynı zamanda sofistike” diye tarif ediyor ve bu atmosferin kendi seçimlerine de yansıdığını düşünüyor. İlginç olansa Lizbon’un sakinliğinin onda uyandırdığı ezber bozan etki: “Beni daha maksimalist görünümler yaratmaya teşvik ediyor. Benim için ‘more is more’ ve aksesuarlar her zaman büyük bir rol oynuyor.”
Kendi stilini üç kelimeyle özetlediğinde de benzer bir enerji çıkıyor ortaya: eğlenceli, cool ve irreverent, yani biraz kuralsız, biraz da bildiğini okuyan. Fakat kuralsızlık anlayışı, hangi desenin hangi renkle yan yana gelebileceğinden çok daha fazlası. Başkasının güzel bulmadığı bir şeyi üzerinde taşımaktan rahatsız olmamak, kendi seçiminden emin olmak ve estetik kararını sürekli dışarıdan gelecek bir onaya göre değiştirmemek de bu tavrın bir parçası. Farklı desenleri ve renkleri aynı görünümde kullanmayı seviyor ama bunu rastlantısal bir kalabalığa dönüştürmemeye dikkat ediyor. Aksesuarlar ve beklenmedik detaylar tam da burada devreye girerek görünümün dengesini kuruyor. Güneş gözlükleri ve çantalar ise ayrıcalıklı bir yerde. “İkisi de stilimi tanımlayan parçalar ve açıkçası onlar olmadan kendimi eksik hissediyorum.”
Sabah gardırobunu açtığında ilk kararını da çoğu zaman renkler belirliyor. O gün hangi tonlara çekildiğini düşünüyor, ardından görünümü aşağıdan yukarı doğru kurmaya başlıyor: Pantolon mu, şort mu, etek mi? Daha şık bir davet söz konusu olduğunda ise sistem tamamen tersine dönüyor. Bu kez ilk söz ayakkabıların. “Özellikle daha farklı ya da iddialı bir çiftse bütün kombini ayakkabının etrafında kuruyorum.” Son dakika davetlerinin formülü de hazır: Beklenmedik bir siluete sahip uzun bir elbise ve güçlü bir çift topuklu. Caetana’nın dünyasında birkaç doğru karar, uzun uzun düşünülmüş bir görünümden daha etkili olabiliyor.

Caetana’nın stili üç farklı şehrin izleriyle şekilleniyor. Paris ve Milano ona modaya başka türlü bakmayı öğretirken Lizbon, görünümündeki rahat detayların ilham kaynağı.
Maksimalist tarafına rağmen alışverişte “daha fazlası” anlayışını benimsemiyor. Aksine, nadiren alışveriş yapıyor ve aldığında yıllarca gardırobunda yaşayacak parçaları seçiyor. “Her geçen yıl tüketim konusunda daha bilinçli oluyorum” derken ikinci ele ve koleksiyon değeri taşıyan tasarımlara giderek daha fazla yöneldiğini açıklıyor. Yeni bir parça diğerlerine uyum sağlamalı, tekrar tekrar kullanılabilmeli ve zamanla kişisel hikayesine eklenmeli. Bu yüzden “yatırım parçası” fikri onun için oldukça kişisel. Tek bir seçim yapması gerekse, tercihi özel bir koleksiyon çantası olurdu: “Zamana dayanabilen ve kimliğinizin parçasına dönüşebilen bir şey.” Kusursuz kesimli bir blazer ise gardırobunun sessiz kahramanı; mevsimden bağımsız, her görünümü anında daha rafine bir noktaya taşıyan bir kurtarıcı.
Caetana’nın ilgisini çeken lüks, baştan aşağı kusursuz görünen kombinlerden ibaret değil. Mahareti klasik ve lüks parçaları daha gündelik olanlarla yan yana getirmesinde saklı. “Benim için gerçek lüks, doğal ve zahmetsiz hissettirmesi.” Aksesuarlar söz konusu olduğunda ise tek ölçüsü, ölçüsüzlük. “Aksesuarlara tamamen takıntılıyım” diye itiraf ediyor. Özellikle takılar ve güneş gözlükleri neredeyse her görünümünün ayrılmaz bir parçası. Bir yandan “more is more” anlayışını sahiplenirken, diğer yandan bu fazlalığı dengede tutma çabası stilinin karakterini belirliyor. Mevsimler değişse de kimliğini baştan kurmak yerine aynı parçaları farklı dokular, katmanlar ve renk paletleriyle yeniden yorumlamayı tercih ediyor. Favorisi sonbahar; yani trikolar, trençkotlar ve iddialı katmanlarla gardırobunun doğasına en çok yakışan mevsim.
Caetana’nın ilham aldığı isimler modaya bakışındaki farklı katmanları gösteriyor: Leandra Medine Cohen, Miuccia Prada ve Anna Wintour. Birinde vurgu bireysellik ve yaratıcılıkta; diğerinin entelektüel yaklaşımını önemsiyor. Sonuncusu endüstrinin tartışmasız otoritesi. Üçünün ortak noktası, stil algısını kendi yöntemleriyle dönüştürmüş olmaları. Kendi stilini tamamlanmış görmüyor; sırada heykelsi siluetler ve oranlarla oynamak var. Moda editoryallerinde hayranlıkla izlediği bu formları gardırobuna nasıl taşıyacağını henüz keşfetme aşamasında. Bu arayış, onun modayla ilişkisinin en samimi tarafı: Neyi sevdiğini biliyor ama yeni ihtimallere kapıyı kapatmıyor. Gelecekte yolculuğunu farklı deneyimlerle genişletmek istiyor; İtalya ya da Japonya’da eğitim almak hayalleri arasında.

Farklı desenleri ve renkleri aynı görünümde kullanmayı seviyor ama bunu rastlantısal bir kalabalığa dönüştürmemeye dikkat ediyor.
-“Desenleri ve renkleri bir arada kullanmaktan çekinmeyin; beklenmedik detaylarla aralarında kendi dengenizi yaratın.”
-“Özel bir davet için kombininize iddialı bir çift ayakkabıyla başlayın ve görünümün geri kalanını onun etrafında şekillendirin.”
-“Klasik ve lüks parçaları daha rahat parçalarla karıştırın; gerçek lüks, fazla kusursuz görünmekten çok zahmetsiz hissettirmeli.”
-“Gardırobunuza eklediğiniz parçaların yalnızca bugününü değil yıllar sonrasını da düşünün; uzun süre kullanabileceğiniz tasarımlara yatırım yapın.”
-“İyi kesimli bir blazer’i gardırobunuzun temel parçalarından biri yapın; her mevsim çalışır ve görünümü daha rafine bir yere taşır.”
-“Aksesuarların gücünü küçümsemeyin; takılar ve güneş gözlükleri en sade görünümün bile karakterini tamamen değiştirebilir.”
-“Her sezon stilinizi baştan yaratmak yerine sevdiğiniz parçaları farklı dokular, katmanlar ve renk paletleriyle yeniden yorumlayın.”

