VOGUE TV
VOGUE TV

15 Eylül 2021

Kendine Has ve Tek: huner

YAZI: ILGAZ GÖKIRMAKLI

huner

huner

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP26 kapsamında hayata geçen ‘Fashion Open Studio’ dokuz uluslararası tasarımcıya işlerini tüm dünyaya gösterme fırsatı sunuyor. British Council ve Fashion Revolution’ın düzenlediği programa, kullanılmış yelken kumaşlarını ileri dönüştürerek çantalar tasarlayarak katılan huner, 30 Eylül tarihinde gerçekleştireceği dijital etkinlikte tasarımlarının yapım sürecini paylaşacak.

1-12 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek ‘Fashion Open Studio’, tüm dünyadan iklim değişikliği ve sürdürülebilirliği odağına alan moda markalarını ağırlıyor. Çevre kirliliği ve sera gazı emisyonları açısından en zararlı endüstrilerden biri olan moda, iklim değişikliği ile mücadeleye önemli bir katkı olarak yaratıcı ve yenilikçi değişim yapıcıların uygulamaya koyduğu somut ve yenilikçi çözümlerden bazılarını bu programda ele alıyor. 16 aday arasından ilk dokuza giren sürdürülebilir Türk moda markası huner, 30 Eylül Perşembe günü saat 18.00’de dijital bir etkinlikle stüdyosunun kapılarını açacak ve ileri dönüştürülen yelken kumaşlarından ürettiği çanta ve aksesuarların yapım sürecini paylaşacak.

huner markasının kurucusu Hüner Aldemir ile hem markanın yolculuğunu hem de dijital etkinliğin detaylarını konuştuk.

huner

Hüner Aldemir

Türkiye’de sürdürülebilir moda prensiplerini benimsemiş markalarından birisi huner. Nasıl başladı bu yolculuk?

Aslında biraz güzel tesadüfler sonucu başladı diyebiliriz. 16. Venedik Mimarlık Bieanali için IKSV tarafından yapılan açık çağrıya sunulan Darzana projesinin ekibine dahil oldum. Projemiz seçilip sergi açılışında dağıtılmak üzere bir çanta olması hayal edildiğinde ekipteki tek tasarımcı olarak bu işi üstlendim. Darzana’nın denizcilik ve ileri dönüşüm temalarını göz önünde bulundurarak çantaları yelken bezinden yapmaya karar verdim. Açılış sonrası marka ve koleksiyon zamanla gelişti.

Hikâyeyi biraz başa saralım, sizin tasarımla yolunuz nasıl kesişti? Bir çocukluk hayali miydi, yoksa zaman içinde değişen ve sonuçlanan bir karar mıydı?

Ben aslında 7 yaşından beri moda tasarımcısı olmak istiyordum, çok alternatif bir kariyer planım yoktu yani. Halam ve babaannem terziydi, 8 yaşında dikiş dikmeyi öğrendim, o zamandan beri de ellerimle bir şeyler üretmekten çok keyif alıyorum. Liseden sonra New York’a giderek Pratt Institute’ta moda tasarımı okudum, farklı tasarımcılarla çalıştım. İstanbul’a döndüğümde kısa bir süre e-ticaret alanında satın alma tecrübesi edindikten sonra Venedik Mimarlık Bienali için hazırladığımız Darzana projesine katılarak kendi yolumu da çizmiş oldum.

Bir markanın sürdürülebilir moda prensiplerini benimsemiş olması ne anlama geliyor, biraz bahseder misiniz?

Aslında sürdürülebilirlik çoğunlukla ürün bazında düşünülse de çok daha kapsamlı ele alınmalı. Tabii ki üretim süreci en çok kaynak tüketen adım, bu yüzden doğal malzemeler veya hali hazırda bulunan malzemeler -doğal kaynaklı olmasa da- kullanmak bence bu konuda atılabilecek ilk adım. Biz huner markası olarak sürdürülebilirliğin geniş yelpazesi altında ileri dönüşüm alanına odaklanmayı seçtik çünkü dünyada sıfırdan hammadde üretilmesine gerek olmadan yeterince kullanılabilir malzeme olduğuna inanıyoruz. Ama bununla da sınırlı kalmayıp stüdyodaki gündelik hayatımızda mümkün olduğunca az paketleme malzemesi kullanıp, atık üretimimizi geri dönüşüm ve kompost yaparak en aza indirgemeyi hedefliyoruz.

huner

huner

Kullanılmış yelken kumaşlarını ileri dönüştürerek çantalar tasarlıyorsunuz. Sürdürülebilir ve çevreye saygılı olmanın yanı sıra tasarımlarınızı kullanılmış ürünlerle hayata geçirmek size nasıl hissettiriyor?

İleri dönüştürülen malzemelerin kullanılmış olmalarından dolayı beraberlerinde getirdikleri bir sürü hikaye ve yaşanmışlık oluyor. Bunlar üretim süreci açısından bazı sorunlar yaratsa da aslında tasarım sürecini çok daha heyecanlı kılıyor. Şu an 6 farklı modelimizle aslında küçük bir koleksiyonumuz olsa da, kullandığımız yelkenler dolayısıyla her ürünümüz kendine has ve tek. Hem doğaya biraz daha az zarar veren hem de her müşteriye kendilerine özel yapılmışçasına tek tek numaralandırılmış ürünler sunabilmek çok tatmin edici bir his.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP26 kapsamında hayata geçen ‘Fashion Open Studio’ dokuz uluslararası tasarımcıya işlerini tüm dünyaya gösterme fırsatı sunuyor ve siz de bunlardan birisiniz. Bize biraz projeden bahseder misiniz, bir parçası olmak size neler hissettiriyor?

Bu fırsata British Council Türkiye ve Fashion Revolution sayesinde sahip oldum. COP26 için moda endüstrisinin zararlı çevresel etkilerine çözümler üreten tasarımcıların çalışmalarını vurgulayacak bir ortaklık geliştirdiler. Istanbul’dan küçük bir tasarım stüdyosu olarak dünyanın her köşesinden belki binlerce insana ulaşabilecek olmak gerçekten çok heyecan verici. Fashion Open Studio için seçilen 9 farklı ülkeden uluslararası bir grubuz ve aslında birbirine coğrafi olarak bu kadar uzak bir grup insanın bu kadar aynı sorunlar üzerine kafa yoruyor olması bana çok ilham verdi. Biz bu proje için ‘A Sail’s Journey to its Second Life’ isimli kısa bir video hazırladık. Yelkenleri ve kullandığımız diğer malzemeleri temin etme sürecinden stüdyoda birleştirme ve kargo aşamasına kadar bütün sürecin takip edildiği, biraz İstanbul biraz stüdyo turu tadında çok güzel bir temsil oldu. Sonrasında da bizim de hala çözüm bulmak için çalıştığımız bazı konulara değineceğimiz bir soru-cevap yapacağız. Bu linkten takip edilebilir. 

Moda endüstrisi iklim krizini dikkate almaya başladı diyebiliriz. Pek çok marka, kurum ve tasarımcı artık çevreye ne kadar az zarar verebilirim, karbon ayak izimi nasıl küçültebilirim diye düşünüyor. Siz bu gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz, gelecek hakkında öngörüleriniz neler?

Bu gelişmeler beni çok mutlu ediyor ve umutluyum gelecek için. Büyük markaların sürdürülebilirlik adına yaptığı bazı çalışmalar greenwashing olarak adlandırılsa da çok büyük kitleleri bu kavramlarla tanıştırmış olmak bile bence geniş çaplı değişim için çok önemli bir adım. Markalara olduğu kadar tüketicilere de bilinçlenme açısından çok iş düşüyor bence. Sonuç olarak her şey bir arz talep meselesi olduğu için doğaya zarar veren ürünlere ilgi ne kadar azalırsa, değişimin de o kadar hızlı olacağına inanıyorum. Bu yüzden alışveriş yaparken hızlı moda markaları bile olsa etiket okuyarak doğal malzemeleri tercih etmek, alışveriş yaptığınız markaları araştırmak, lokal markaları tercih etmek ve tabii ki ihtiyacınız kadar tüketmek yapılabilecek en güzel başlangıç.

ETİKETLER: HUNER , FASHİON OPEN STUDİO , BRİTİSH COUNCİL TÜRKİYE