Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Elmaslarla yeniden çizilen hatlar; taşların parıltısıyla yarışan alabildiğine parlak bir cilt. Güzelliğin altın değil mücevher çağına hoş geldiniz.
Makyajda minimalize gönül veren yazar ve Vogue editörü Mattie Kahn, yeniden yükselişe geçen full-glitter glam trendini keşfediyor.
Oldum olası zeytin yeşilinin makyajda tek başına bir “renk patlaması” görevi görebileceğini ve tastamam bir makyajın allık, maskara, kaş jeli ile üç dakikadan ibaret olduğunu düşünmüşümdür. 22 yaşımdan beri bir tane bile fondötenim olmadı. Çift aşamalı yüz temizleme fikri içimi daraltıyor. Brat albümünü baştan sona dinlemişliğim bile yok.
En çok Paris Hilton’ın 2002’lerdeki estetiğiyle özdeşleştirdiğim o kulüp kızı makyaj anlayışının (gümüş elbise ve dağıtılmış siyah fardan bahsediyorum – o fotoğrafı hatırlarsınız) TikTok kuşağının dikkatini çektiğini; Christian Dior, Alexander McQueen ve Christian Siriano gibi markaların son defilelerinde bu görünümü yansıttıklarını fark ettiğimde az kalsın paniğe kapılıyordum. Sonra omuz silktim. Ne güzel, diye düşündüm. Onlar adına.
33 yaşındayım. Bir çocuğum var. Ben olan biteni Budistlere özgü bir mesafeyle seyrederken trendler –düşük bel jean’ler, Labubu bebekler– gelip geçiyor. Varsın Z kuşağı göz pınarlarına eyeliner çekmeye çalışırken gözyaşlarına boğulsunlar, YSL Extreme Volume maskaranın kalıntılarıyla havlularını mahvetsinler, yüzlerini simli ve ışıltılı boya küplerine daldırsınlar. Zamanında biz de yaptık. Şimdi sıra onlarda.
Bu sakin tavrım, New York’taki East Village’da bir akşam yemeğinde, yan masamda bordo-kahve, vernik gibi parlayan dudaklarıyla iki kadının bir tabak lazanya eşliğinde dedikodu yaptığını fark edene kadar sürüyor. Yarattıkları görüntü vampirimsi ve büyüleyici. Bir anda dudaklarımdaki şeftali tonlu balm’a içerliyorum. Görev bilinciyle sürmüşüm gibi görünüyor. Anemik. Restoran tuvaletinde fırlatıp çöpe atma dürtüsüne direniyorum.
On yılı aşkın süredir hüküm süren no-makeup makeup’ın ardından isyan başladı.
Charli XCX hayranları Care Bears tonlarında göz kapakları ve dağıtılmış eyeliner’larla göz kamaştırıyor. Dudaklar bir kase Cinnamon Toast Crunch dondurma kadar soğuk. DJ Kristine Barilli kontür olayının bittiğini söylerken hiç tereddüt etmiyor (Sabaha karşı 01.20’de attığı bir e-postada yazmıştı: Kendisinin çalışma saatleri oluyor.) Partilerden önce cildini cam gibi parlak bir görünüm için Yana Skincare imzalı bir yüz yağı ile makyaja hazırlıyor; kalıcılıklarıyla övündüğü M.A.C lip combo’ları ve dudak kalemleri arasında seçim yapıyor. İlham kaynağı pistte gördüğü ışıl ışıl, parlak, sim tozuna bulanmış kızlardan başkası değil.
Danessa Myricks, “Sarkaç yeniden cesur renklere, dokulara ve eğlenceye doğru savruluyor” diyor. Kendisi hem bir makyaj artisti hem de kült statüsüne erişen Colorfix Stix Duo’yu üreten ve pigment yoğunluğuyla ünlenen Danessa Myricks Beauty’nin kurucusu. Danessa, her zaman bir sahneye, bir kutlamaya yönelik makyajlara ilgi duyduğunu söylüyor. Pandemi sonrası dünyada partiler eski ışıltısını yitirmiş olabilir, ama onları temsil eden semboller geri döndü. “Biraz nostaljik ama aynı zamanda taze ve güçlendirici. Parıltıyla gelen bir özgürlük var.”
Özgürlük kulağa hoş geliyor. Takvimime bakıyorum. Bir hafta sonra, Paris’e taşınan arkadaşım Erin’i uğurlamak için Chinatown’da olmam gerekiyor. Ardından Orchard Street’teki Boho Karaoke’de deneyimli karaoke tutkunlarına katılmak için davetliyim. Bir House of Yes değil belki, ama önümüzdeki bir ay boyunca sim sürmek için kullanabileceğim en makul fırsat bu. Hemen geleceğimi söylüyorum.
Dışarı çıkmama birkaç saat kala dağınık eyeliner sanatında beni hızlandırılmış bir kursa almak ve gümüş farla geceden sağ çıkabileceğimi kanıtlamak üzere Dior’un global makyaj artisti Benoit Dumont geliyor. Ders, beklediğimden hızlı ilerliyor. “Bu kadar özenli olman gerekmiyor” diyor 099 Black tonundaki Dior On Stage Crayon’ı bir seçim pusulasındaki ovali doldurur gibi karalayıp dağıtırken. “Mesele keskinlik değil.”
Bir e-postada, Bobbi Brown Cosmetics global artistik direktörü Hannah Murray de aynı noktaya parmak basıyor: “Çekici ve duyusal kılan, özündeki kusurlar, ki bu da şimdinin ruhuna çok uygun” diye yazıyor. Bu, 15 adımlı underpainting rutinleri ve fondöten baking’in marifetlerini öven sosyal medya videolarından sonra adeta küçük bir mola. Bu makyajın tüm olayı parmaklarla ve far kalemleriyle uygulanması. İster Uber kapınıza gelmeden önceki son 10 dakikada ister uzun tuvalet kuyruklarında beklerken.
Dumont’un beni dönüştürmek için odaklanarak 40 dakika çalışması gerekiyor; ama cep aynamı açıp kaçamak bir bakış attığımda, karşımda Margaret Keane tablosundan fırlamış biri bana bakıyor. Korkuyorum, ama aynı zamanda hayret içindeyim. Kaşlar, gözler, dudaklar… Yüzümün her bir yanı ekstra büyük ve son derece çarpıcı. Kendimi daha uzun ve daha keskin hissediyorum ve bu halimi tek bir kişinin bile görmesine izin vermekten çekiniyorum. Kocamın dokuz aylık oğlumuza fısıldadığını işitiyorum: “Muhtemelen bu kadın kim diye merak ediyorsundur!”
“Bu kadın” geç kalıyor, o yüzden gezegenin en arzulanan parti kombinlerini yapan One Of’tan bir üst geçiriyorum, siyah Kallmeyer jean’lerimi hızlıca giyiyorum ve Los Angeles’tan ziyarete gelen arkadaşım Monica’yla buluşmak için apar topar şehir merkezine doğru koşuyorum.
Cesur bir tavır takınarak ve daha önce hiç sürmediğim kadar fazla dudak kalemiyle The Corner Store’dan son dakika bir akşam yemeği rezervasyonu kapıyorum; öyle gözde bir mekân ki Taylor Swift iki kez uğramış. Yine de evden çıkarken, alt kattaki kapıcılara görünmeden sanki yeni estetik ameliyatı olmuşum gibi gizlice dışarı süzülüyorum. Metroda güneş gözlüklerimle oturuyorum. Restorana girerken de çıkarmıyorum. Hava kapalı, kaldırımlar ıslak ve ben hâlâ güneş gözlüğümü takıyorum. Nihayet gözlükleri çıkardığımda Monica beni şaşkın bir yüz ifadesiyle karşılıyor; ancak elbette mekân, en az benim kadar ışıldayan kadınlarla dolu.
Barda, koyu ve parlak ruj süren üç kişi, yanardöner bir güneş yanığını andıran Creamsicle tonlarında far sürmüş iki kişi sayıyorum. Tam bir kadeh şarap söylemek üzereyken Monica beni durduruyor.
“Yalnız yüzün kokteyl diyor,” diye ısrar ediyor. Martini söylüyoruz.
Bir saat sonra, yürüyen bir payet olduğum gerçeği üzerinde duramayacak kadar sohbete gömülmüş durumdayım.
Daha önce de bu noktada olduğumu hatırlıyorum; The Corner Store’da değil belki ama Glitterland’de. Kendi nişan partimde, makyaj sanatçısı Suzy Gerstein metalik kobalt mavisi eyeliner’ı gözümde bir Sharpie gibi kullanmıştı, ben de ayağa kalktığımda şıngırdayan, payet ve boncuklarla süslü bir Prabal Gurung elbise giymiştim. Herkes hayran kalmıştı; özel ve azıcık da ünlü hissederek bütün gece süzülmüştüm.
Bir başka sefer, Los Angeles’taki bir parti için, makyaj sanatçısı Liz Lash, akşam için hazırladığım sırtı açık elbiseye bakıp henüz itiraz etmeme fırsat bırakmadan göz kapaklarıma ışıltılı, leylak bir far sürmüştü. Bayılmıştım. The Corner Store’da özgüvenle dikiliyorum. İki gece üst üste süslendim ve ânın tadını çıkardım. Bir geceyi daha hak etmiyor muyum? Sonra, M.A.C’in global kıdemli makyaj artisti Deney Adam bana şunu söylüyor: “Makyaj bir his, yalnızca yüzüne sürdüğün üründen ibaret değil.” Ben de bugün göz kamaştırıcı hissediyorum.
Hesap gelince Chinatown’daki veda kutlamasına doğru yola çıkıyorum ve orada iltifat yağmuruna tutuluyorum. Ancak aynalarla kaplı bir duvarda, göz makyajımın yaz sonu sıcağına dayanamayarak akmaya başladığını görüyorum. Üstelik bazı misafirler yazlık elbiseler ve dudaklarında ChapStick’le gelmiş. Ortalıkta tam anlamıyla bir insan diskosu gibi dolanıyorum. Arkadaşım Erin’e, gidişine ne kadar üzüleceğimi söylüyorum. En çok da beni Boom Boom Room’a salınmış bir Dickens karakteri gibi hatırlamasından korkuyorum. Düşünüyorum da, daha kötüsü de olabilirdi.
Karaoke beni çağırıyor. Boho’ya koşuyorum ve yeni test ettiğim maskaramın yerinden oynamamış olmasına seviniyorum. (Dior Overvolume Mascara, 090 Overblack; üç kat sürdüm.) Makyajım beni Kelly Clarkson’ın Since U Been Gone şarkısını söyleyebileceğime ikna ediyor. Sesim korkunç olsa da ekranda şarkının klibini görünce bir bağ kurduğumuzu hissediyorum. Nitekim ikimiz de göz kapaklarımızdan kaşlarımıza kadar metalik fara bulanmışız.
Yavaş yavaş enerjimi kaybetmeden önce yalnızca 90 dakika dayanabiliyorum. Şehir merkezine dönüş yolunda yaklaşık 47 selfie çekiyor ve cildimi temizlemenin hayalini kuruyorum. Eskiden nevresimimdeki maskara kalıntılarıyla gözümü açıyordum ama artık bir yetişkinim. On dört makyaj pedi ve bir şişe Osea Ocean Wave Cleanser’ın ardından taptaze hissederek yatağa giriyorum.
Saat daha 23.00 bile değil. Parti biter.