21 Eylül 2014

Suzy Menkes Milano Moda Haftası'nda: Beşinci Gün

YAZI: SUZY MENKES

DOLCE&GABBANA: İSPANYOL ATEŞİ

Üstünde kısa matador şortu, saçında çiçekler, göğsünün üstünde sembolik altın yaldızlı bir kalp bulunan bluzu ile podyumda Domenico Dolce ve Stefano Gabbana’nın kollarına doğru yürüyen yaşsız, ikonik supermodel Linda Evangelista, koleksiyonu “Latin, mükemmel ve seksi- kendine sadık tasarımlar,” olarak tanımlıyor.

 

Resim Hakkı: InDigital

 

Bu iki tasarım ustasının, 2015 Milano yaz sezonunun sonuna koydukları Latin ruhunun tutkulu festivali olan bu koleksiyon neydi öyle!

Siyah dantelden, korselere ve matador ceketlerine kadar her şey tutkulu bir Carmen görüntüsü çiziyor ve bu görüntüye havada süzülen opera türünde bir müzik eşlik ediyordu.

Kliste vücudu saran dar siyah bir elbiseyi düzeltip bir yandan karanfillere boğulmuş romantik bir tasarımı podyuma hazırlayan Domenico “Amore!” “ Aşk!” diye tekrarlıyordu.

Bluzların ortasında ya da kısa elbiseler üzerinde küme halinde kutsal kalplerin bulunduğu bu koleksiyonu kastederek “Kalp!” diyordu Stefano. İspanyol ruhunu taşıyan bu koleksiyonda fırfırlı ve puantiyeli etek üzerine kombin yapılmış D&G’nin imzası haline gelmiş kısa siyah büstiyer gördük.

 

Resim Hakkı: InDigital

 

Bu iki tasarım ustası markanın sahip olduğu miras parçalara ve Akdeniz ruhuna nasıl yeni katmanlar ekleyeceklerini iyi biliyorlar. Bu sezon, güney İtalya ve Sicilya üzerine yüzyıllar öncesine giden bir İspanyol etkisi kanalize etmişlerdi.

Ancak bu show bir kostüm partisi değildi. Koleksiyonda denim bile kendine bir yer bulmuştu; üzeri taşlarla süslü denimler, yapay elmaslarla süslü bir cowboy pantolonda olabilecek herhangi bir kesimden daha modern kesimlere sahipti.

Bu koleksiyon, geçmişle geleceğin birbirine karıştığı bir zaman dilimindeydi; saçını şifon kumaştan örtülerle örten modeller eskiden bu şekilde saçını örten dul kadınlara benziyorlardı, kan kırmızısı ateşli dantel mini elbiseler de koleksiyonu günümüze taşıyordu.

La Scala’daki perdeleri andıran, bir asilzadeye aitmiş gibi duran brokarlı kıpkırmızı pelerinler ve fırfırlı beyaz gömleğin altına giydirilen siyah skinny pantolonlarda da bu etkiyi görüyorduk.

Kıyafetler podyumda sözlerini kendileri söylerler –özellikle bir satın almacı iseniz yalnızca kıyafetlerle ilgilenebilirsiniz- ancak bir güçlü bir defilede atmosfer de çok önemlidir. Her marka kendine özgü bir atmosfer yaratmalıdır. Gerçi kim bu cesur desenleri, vücudun şeklini alan giysileri ve etkileyici atmosferi görünce onun bir D&G defilesi olduğunu anlamaz ki.

Siyah spor elbiseleri bile fazla sade gözükmesin diye modellerin saçlarını sembolik İspanyol taçlarıyla süslemişler ve ellerine içinde küçük Dolce bebeklerinin bulunduğu transparan çantalar vermişler.

Bu koleksiyonun mesajı şu; ‘Olé! D&G’  (Yaşasın D&G!) ve ‘Arrivederci! Milano’ (Hoşça kal Milano)

 

FERRAGAMO’DAN ZANAATKARLARA ÖVGÜ

Çantanın şekli oval, rengi alacalı bir su yeşiliydi. Üzerinde lagün mavisi yine alacalı çizgileri olan zarif bir elbise ile kombinlenmişti. Ferragamo’nun kulisine girer girmez nereden ilham aldığını anladım: Venedik Murano Camı.

 

 

Sergi tepsisindeki cam çantalar, koleksiyonun tasarımcısı Massimiliano Giornetti’nin ortaya koyduğu tasarımların arkasındaki tek fikir değildi.

“Bu koleksiyonu tasarlarken, 40’lı yıllardaki Salvatore Ferragamo dünyasını düşündüm ve İtalya’nın hammade ile çalışan tüm zanaatkarlarını.”

 

 

Giornetti 2015 ilkbahar/yaz modern ayakkabı modasına uyarladığı savaş dönemi giyilen nostaljik dolgu topuk ayakkabılara yer vermiş.

Geçen sezonlarda tasarımcı teması olan koleksiyonlar yapmayı denemişti. Bu koleksiyonun ana bir teması yok sadece şık ve zarif elbiseler ama bu koleksiyonla ‘modası geçmiş’ kelimesini aynı cümle içinde kullanmak imkansız.

Giornetti genellikle bele oturan eve etek ucunda evaze gelen elbiseler tasarlamayı tercih etmiş. Bir deri imalathanesine yakışır görünümde hayvan derisi ve dizaltı elbiselerde vücut şeklini mükemmel şekilde takip eden örgüler kullanılmış.

 

 

MARNI ÇİÇEK AÇMIŞ

Baskılı çantalardan çiçekler fışkırıyor, birçok bitki mevcut, kaseler üzümle doldurulmuş, fundalar yan yana dizilmiş ve bütün bunlar Milano’da Rotonda Della Besana’nın kemerleri altında sütunlarının arkasında yığılmış durumda.

 

 

Tasarımcı Consuelo Castiglioni, bir markanın kuruluş yıldönümünü kutlamak için en güzel en bitkisel ve gerçekten orijinal bir yolu olan bu organizasyon için “Bu bizim sesimiz, yıldönümümüzün kutlaması Marni’yi anlatsın istedik,” dedi.

 

 

Marni çiçek pazarının önünde doğa ile iç içe gerçekleştirilen bu organizasyonda herkesin gözü gönlü açıldı ve bu durum sadece markanın 20. yılı olmasından kaynaklanmıyordu. Bu defile natürel toprak tonlarının üzerinde patlayan canlı renkte çiçekler ile çok artistik ve güzel bir showdu.

 

 

 

Marni moda yaşamına küçük bir kürk imalatçısı olarak başladı ve Milano’nun sesleri oldukça yüksek usta tasarımcılarının gürültüsü altında minik bir serçe gibi çıkan sesini geliştirdi.

Mucize eseri ve tabi ki Consuelo’nun özgür ruhu sayesinde, her zaman kadına ve kadın vücuduna karşı saygılı duruşlarıyla Marni değişik fikirleri olan artistikliğini kazandı.

Şimdi Renzo Rosso’nun ‘Only the Brave’ ismindeki imparatorluğunun bir parçası olmasına rağmen marka hala kurnazca özgür davranıyor.

Defilede renk dengesi çok iyi sağlanmıştı; natürelden canlı renklere bir geçiş vardı. Bejlerin etrafından kömür rengi  ya da içlerinden karides pembesi, zeytin yeşili ve tavuskuşu mavisi geometrik şekiller geçmişti.

 

 

Consuelo’nun doğa sevgisini , lake çiçek desenlerinde kanvas üzerinde sürülmüş bir tarla gibi duran işlemeler ile kabanların üzerine basılmış çiçek yığınlarında görebilirsiniz.

Tasarımcının doğaya karşı gerçekten derin bir tutkusu var ama bunu romantik bir şekilde yansıtmayı tercih etmiyor. Tasarımları grafik mücevherlerle canlandırılan geometrik, son derece şekilli kesimlere sahip ve asla fırfır gibi kız işi eklemeler içermeyen kıyafetler.

Consuelo’yla defileden sonra, insanların güneşli bir Pazar öğleden sonrasını geçirebilecekleri  ve gelirin bir kısmının çoçuklar için yardım kuruluşlarına bağışlanacağı Marni çiçek pazarında konuştuğumda bu defilenin Milano sezonunu kapatmak için ne kadar uygun olduğunu düşündüm.

 

 

 

Marni doğal güzelliği savunan ve ruhu olan kıyafetler yapan bir marka olarak İtalyan zanaatkarlığının çok iyi bir örneği.

Eğer hızlı davranırsanız bu bahsettiğim yer akşam 8’e kadar halka açık.

 

ARTHUR ARBESSER: SANAT VE MODAYI BİRLEŞTİRME

Modanın sanat olarak kabul edilmesi, sanattan ilham alması ya da sanatla birlikte çalışması fikri yeni olan bir şey değil. Fakat Arthur Arbesser’in sanatı modayla buluşturduğu konsept şimdiye kadar yapılmış en orijinal iş olabilir.

 

 

Geçen sezon, kış koleksiyonunu mimar Luca Cipeletti’nin dairesinde tanıtmıştı. Bu 2015 ilkbahar/yaz sezonunda bunu Milano’da terk edilmiş bir garajda yaptığı moda ve sanatı buluşturduğu show izledi.

Muhtemelen bir müzeden ya da özel bir sanat galerisinden ödünç alınan Carlo Valsecchi’nin modern eserleri bu garaja sanki bir galeride sergileniyormuşçasına asılmıştı ve bu eserlere Ardbesser’in koleksiyonundan uygun parçaların giydirildiği modeller eşlik ediyordu.

Görünüşte naylon gibi duran ama aslında organzadan dikilmiş olan spor diz altı bir elbise bu eserlerin yanında mistik ışıklandırmanın altında duruyordu.

 

Hikaye 6 odaya ayrılmıştı ve hepsinde duvarlara özenle seçilmiş sanat eserleri asılmıştı. Bu sanat eserlerinden birinin yanında görülen blazer ceket sanki karanlıkta parlayan bir ışık kümesi gibi duruyordu.  Ya da yeşil ve beyaz gibi fresh tonların kullanıldığı bir odada kırmızı, beyaz ve mavi renklerin kullanıldığı tasarımlar yerleştirilmişti.

Bu tür bir sanat- moda eşleştirmesini gerçekleştirmek zordur çünkü sanatçının ve tasarımcının renk, doku ve hayal gücü açısından benzer ruhlara sahip olmaları gerekir.

Kuratörlüğünü Cipelletti’nin yaptığı, Valsecchi sanat eserleri ve Arbesser tasarımlarının yer aldığı bu show mükemmel bir uyum yaratmış.

 

Son odada, diğerlerinden farklı olarak sanatçı Samantha Casolari’nin bir videosu kullanılmış.

Yani, spor ve giyilebilir oldukça orijinal tasarımlara sahip bu kıyafetler askılarda alıcılarını bekliyorlar.

Yeni jenerasyonun, 2015 ilkbahar/ yaz sezonunda ortaya koyduğu bu farklı yaklaşımlar gösteriyor ki  Milano modasının gelecek vaat eden tasarımcıları var. O zaman, onlarla yeterince ilgilenileceğini ve büyümeleri için gerekli teşviki göreceklerini umalım.

 

Çeviri: Ece Özneşeli

 

 

 

İlgili Başlıklar