01 Temmuz 2014

Champs-Elysées’deki Tiffany

YAZI: SUZY MENKES

Bu hafta Tiffany&Co. Paris’te Champs-Elysées üzerindeki mağazasının resmi açılışını İmparator Napolyon’un bizzat kendisi tarafından yaptırılan zafer anıtı yani Arc de Triomphe’un tepesinde yaptığı bir parti ile gerçekleştirdi.

Peki bu mağazanın açılışı da bir zafer mi dersiniz? İnsanların kötü yemeklerden şikayet ettiği, turistik incik boncuk dükkanları ve ortalama moda markalarının bulunduğu bu ışıl ışıl ve muhteşem caddedeki yerini almak savaşta kazanılmış bir başarı daha sayılabilir mi?

Champs-Elysées sokak işareti

Tiffany’nin bu mağazayı daha önceki sahibi hamburgerci Quick’ten aldığı gerçeği aslında her şeyi açıklıyor. Artık Champs-Elysées’nin 62 numaralı binasının, 19. yüzyılda Paris’i baştan yaratan mimar Haussmann’ın ruhunu yansıtan elegan bir yüzü var. Bir de bunun üzerine New York’lu mücevher markasının art deco mirası eklendiğinde, ortaya muhteşem bir görüntü çıkıyor.

Champs-Elysées üzerindeki Cartier mağazası

Champs-Elysées üzerindeki Louis Vuitton mağazası

Champs-Elysées’nin adını ilk kez İngiltere’de okuduğum dönemde sınavlara çalışıp Marcel Proust okduğumda duymuştum.  Uzunca bir süre duygulu genç bir adam ile birlikte olmayı ve onun Champs-Elysées’nin yeşil bahçelerinde koşuşturduğu flörtöz çocukluk arkadaşı Gilberte Swan’ı, Paris’in Arnavut kaldırımlı yollarında at arabalarının çıkarttığı sesleri ve Parizyen insanların malikanelerine girişlerini hayal ettiğim bir caddeydi.

Üzerindeki durmaksızın giden arabaları, tozlu ağaçları ve zamanında çok daha iyi günler gören büyük binaları ile bu efsanevi bulvarı ilk gördüğümde bende yarattığı hayalkırıklığını bir düşünün. Yol üzerindeki yoğun trafiğe dev cam vitrinleri olan otomobil showroom’ları ve alelade, pahalı turistlere yönelik restoranlar eşlik ediyordu.

Peki Champs-Elysées’nin de gerçekten anlamı olan, Elysées’nin büyülü bahçelerine ne olmuştu?

Geçtiğimiz hafta Tiffany’nin tamamı çelik renkli gümüş ile yaldızlı mermer karışımı kaplı mağazasının önünde dururken, bu rüyaların caddesinin bir rönesansa girdiğini ciddi şekilde hissettim. Ortasında tavandan sarkıtılmış yarı saydam çubukların bulunduğu merdivenleri ile Tiffany mağazası son derece elegan bir havaya sahipti. Mağazanın her yerine hakim olan çeliğin ışıldaması, mat boyanmış manolyalar ve tavandan 20’lerdeki bir elbisenin etek uçları gibi sarkan avizenin dokunuşu ile yumuşatılmıştı.
 

1.837 adet cam çubuktan oluşan avize bir Studio Roso tasarımı
Fotoğraf kredisi: Tiffany & Co.

Tiffany & Co.’nun başkanı Frédéric Cumenal’a göre bu yeni mağaza, Paris’te bulunan 3 mağazanın (1999’da Rue de la Paix’de açılan mağazada dahil olmak üzere) doruk noktasında. Cumenal’a göre burası Tiffany’nin uluslararası lüks bir marka olarak konumlandığını gösteren muhteşem bir sembol.

Tiffany mağazasının müstakbel gelinlere ve özel müşterilerine sunduğu alan
Fotoğraf kredisi: Tiffany & Co.

Birkaç yüz euro’luk fiyatlı sade gümüş parçaların sunumundan, müstakbel gelinler ve sürekli müşterileri için olan özel alanlara kadar tüm mağaza çok samimi ve havadar görüntüye sahip. Mağazada basamakları çıktıkça mücevherlerin işçiliği ve fiyatlar yükseliyor. Genel olarak havada bir cazibe var, buna lüksün ışığı da denilebilir. Ve tüm bunlara bakılırsa, Champs-Elysées lüks pazarı ile yeniden doğuyor demek son derece yerinde bir yorum.

Guerlain’in şık dekore edilmiş vitrini
Fotoğraf kredisi: Pol Barrili

Caddeden aşağıya yani Place de la Concorde doğru yürüdüğünüzde, 68 numaralı binada Guerlain karşınıza çıkıyor. Parfüm mağazasının asırlık Carrara mermeri ile tarihi binasının güzelliği, ayrıca bir yenilenmeden geçmiş. Müşterileri karşıladıkları özel alanlar ve de geniş caddeye yukarıdan bakan makyaj ve bakım uygulama odaları bulunuyor.

Guerlain’in aynalı holü
Fotoğraf kredisi: Pol Barrili

Sephora gibi, Guerlain’in de sahibi LVMH (Louis Vuitton Moët Hennesy) grubu. Bu mağazanın da dekorasyonunu grubun favori mimarı Peter Marino yapmıştı. Işıltılı pembe ve bej camlar, dört adet Baccarat kristali avize ve altın rengi kocaman bir yıldız ile mağaza eski ve yeninin karışımı ile “city of light” olarak bilinen Paris’e saygı duruşunda bulunuyor.

Guerlain’in yeni makyaj stüdyosu, Norbert Brunner’in “The Eyes”ı ile dikkatli bakışlar altında.
Fotoğraf kredisi: Pol Barrili

Yeni gelişen bölgenin sonunda da tam olarak Parizyen ve havalı bir restoran yer alıyor.

Champs-Elysées’nin ışıltılı günlerine döneceğine neredeyse ikna oluyordum. Ta ki Tiffany’nin penceresinden bakarken yan tarafta gördüğüm isme kadar: Monoprix. Fransa’nın en keyifli ve en ucuz süpermarketlerinden biri.



Sonra birden aklıma bir düşünce geldi. Champs-Elysées’nin bugünkü duruşu haute-luxe’e dönmek ile ilgili değil, bugünün tüketim dünyasında pahalı ve ucuzun bir arada yaşadığı ile ilgiliydi.

Ladurée’nin baştan çıkartıcı makaronlarla dolu vitrini

Caddenin iki tarafını da kapsayacak şekilde büyük bir tur atmaya karar verdim. Turuma soluk yeşil ve masalsı binasının vitrinini süsleyen pastel renkli makaronları ile Ladurée’den başladım. Paris şehri kaldırımlarını genişlettiğinden beri, Ladurée kaldırım tarafındaki masaları ile yabancı turistlerin favori sokak kafesi haline geldi. Burada Japon turistleri makaron kulelerini arkalarına alarak selfie çekerken görebilirsiniz.

Champs-Elysées Ladurée’nin keyfini çıkartan turistler

Bugün anlıyorum ki, Champs-Elysées hem üst hem alt sınıf alışverişe hitap eden bir cadde olmada master seviyesinde. Asil görüntüsü ve vitrinindeki müthiş pahalı aksesuarlar ile Cartier mağazasının hemen yanında, bir parodi gibi yerini almış kırmızı tenteli “I love Paris” hediyelik eşya dükkanı var.

I love Paris tentesi ile “souvenir” mağazası

Yolun tam karşı tarafında ise, şık erkek giyim markası Hugo Boss; spor ve dinamik tarzı ile Lacoste ve ardından Mc Donald’s yer alıyor. Öte yanda ise, ağır bir pazarlama stratejisine sahip olan Nespresso, klas çay markası Kusmi Tea ile rekabet ediyor.

Kusmi Tea mağazası

Bu cadde üzerindeki her şey modanın bir yüzleşmesi gibi. Tiffany ve Guerlain’in peşi sıra hızlı moda markalarından Zara geliyor. Ve bu uygun fiyatlı giden grubun karşısında ise, Fransa’da sattığı kıyafetlerden çok mağazadaki seksi genç adamları ile ün salmış olan Abercrombie & Fitch bulunuyor.

En başa dönecek olursak Haussmann’ın yaratmak istediği cadde bu muydu gerçekten? Kepenkleri indirilmiş Virgin mağazasına bakarken, bu boş binanın nasıl dolduğunu ve milenyumun Champs’ının bu olduğunu düşündüm.

Peki 2014 müşteri profilini nasıl tanımlayabiliriz dersiniz? Champs-Elysées her yıl yüz milyon turist ağırlıyor. Bu kalabalık çok büyük bir tutkudan uzak, A’dan Z’ye olan listeli mağazaların her birine girerek alışveriş yapıyorlar.

 

Hugo Boss mağazası

On yıl öncesine kadar Çinli turistlerin bir tsunami gibi sokakları dolduracağı düşünülemezdi. Caddede her renkten, her etnik kökenden insan bulunuyor. Parisliler bu kalabalık içerisinde en az sayıya sahipler. Belki sadece bir film izlemek için cadde üzerindeki sinemalardan birine teşrif ediyor olabilirler.

Aslında dünya üzerindeki en ünlü caddeler hep inişli ve çıkışlı bir grafiğe sahip. Mesela New York’taki Fifth Avenue, Louis Vuitton East 57th Street’te tarihi Tiffany’nin tam karşısındaki yerini aldığında “şık cadde” olarak tehlikeli bir sınırda durmaya başlamıştı.

Champs-Elysées
Fotoğraf kredisi: Fotolia.com

Ya da Londra’da Regent Street’te Burberry’nin açtığı mağaza, bu sokağı yeniden moda açısından ilgi çekici hale getirdi.

Ama Champs-Elysées daha farklı. Eğer Proust’un vizyonunda muhteşem aristokratik ve elegan bir ortam yaratmak vardıysa, bugün caddenin geldiği nokta çok farklı. Her kesimden insanla dolu. Bırakalım bu insanlar Ladurée’den pastalarını yesin. Ve ardından onları kucaklayan bu geniş cadde ile olan aşklarını Tiffany’den aldıkları gümüş bir kalp ile taçlandırsın.

 

Çevirmen: Ayça Demirhan

 

İlgili Başlıklar