04 Haziran 2014

Cadı Ordusuyla Savaş

YAZI: SUZY MENKES

Paparazzi gündeminde ister Gwyneth Paltrow, ister Kim ve Kanye çifti, veya Kate Moss ya da Kate Middleton olsun, değişmeyen tek şey Twitter’daki sonu gelmeyen nefret dolu yorumlar.

 

İki Kate’ten biri Yeni Zelanda uçuşundan indiğinde Virgin Air hostes üniforması giymekle suçlanırken, diğer Kate ise 40’larında ve hala baştan çıkarıcı sözüm ona parti yıllarından ona miras kalan kırışıklıkları için eleştiriliyor.

 

Nicole Kidman’ın Cannes’da kırmızı halı üzerindeki görüntüsü ile 'botoks prensesi'' olarak dalga geçilirken, Kim Kardashian ise Versailles stiliyle klas bir görüntüden çok uzakta bulunuyor.
 

İnternet bize moda kritiği yapmanın çirkin yüzünü gösteriyor. Eğer 140 karakterle anlatılacak bir konu varsa, dedikodu yapmak için ya yeterince bedene oturmamış bir elbise ya da süper yüksek topuklarla yürümekte zorlanan biri mutlaka bulunuyor.

 

Örneğin bir starın yüksek karatlı bir pırlantayla ne kadar güzel göründüğüne dair iyi bir yorum görebilmek neredeyse imkansız. Hatta ruh eşini bulan George Clooney’nin sevgilisine aldığı pırlanta bile 'basit' olarak değerlendirilmişti.

 

Benim moda kritiği yaparken tamamen farklı bir bakış açım var. Ve Vogue’un uluslararası editörlüğünü üstlenirkenki mottom ise: Cadılık yok!

 

Moda kritiği yaparken muhteşem bir koleksiyon gördüğümde müthiş mutlu oluyorum ve bu durumun gereğini yaparak övgüyle bahsediyorum. Ama eğer koleksiyon tam bir fiyasko ise, kınamak yerine yapıcı yorumlarla eleştirmeye çalışıyorum. Bu tamamen ilk aklına geleni kaba bir tarzda söylemek yerine, analiz edip düşünceli konuşmakla ilgili bir durum.

 

Belki moda dünyasının tam bir cadı kazanı olduğuna dair bir algı olabilir. Özellikle de sektörün dışındaki insanlarda.

 

Coco Chanel’in maskülen modernliği ile yıkıcı bir şekilde Elsa Schiaparelli’yi devre dışı bırakması ve onun 'kıyafet yapan İtalyan bir sanatçı' olarak görülmeye başlanmasına dair 1930’lardan bugüne kadar gelen hikayeler vardır.

 

Karl Lagerfeld’in, Yves Saint Laurent’den tasarımcının Kuzey Afrika’da geçen çocukluğuna gönderme yaparak “pied noir” yani “siyah ayak” diye bahsetmesi de zamanında Fransızları şok etmişti.

 

Ve maskülen minimalizmin maestrosu Giorgio Armani ile coşkulu seksi tarzıyla Gianni Versace’nin arasında uzun yıllar süren bir soğukluk olduğunu hepimiz biliyoruz.
 

Moda dünyasında huysuzlaşmalara dair popüler algıyı ilk kez 90’lı yıllarda, son derece cool durmaya çalışan iki orta yaşlı moda çalışanının yaptığı TV şovu Absolutely Fabulous'ta oynamamı istediklerinde fark etmiştim. Daha stüdyoya girdiğim ilk anda Joanna Lumley’i kuaförüne bağırırken süper cadı bir modda yakaladım. 'Pompadour' olarak anılan benim tipik saç modelimi onun üzerinde uygulamaya çalışmasına köpürdükçe köpürüyordu. Üstüne bir de benim saçım çekim boyunca bozulmayıp onunki bozulunca, gerçekten öfkeden delirdi.

 

Dijital değil, ama gerçek dünyada halen insanların çoğu bu kadar huysuz değil. Ortada moda ailesine dair bir gerçek var: gerçek anlamda aile olanlar ve zaman içerisinde evrim geçirenler.

 

Örneğin Missoni’ler. Onlar birer prototip. Geçtiğimiz ay San Francisco’da kuzenleri sıcak aile ortamlarında bir arada gördüm. Ailenin reisi Rosita ile birlikte, Angela ve kızı Margherita Academy of Arts University’den doktoralarını alıyordu.
 

Biyolojik olarak bir aile olmamalarına rağmen Fendi, Ferragamo ya da Ralph Lauren’in ekiplerinde de öyle bir bağlılık var ki; eğer tasarımcı kendini uçurumdan aşağı atsa, tüm ekip peşinden atlayabilir. Tıpkı Nicolas Ghesquière’in Louis Vuitton’a geçişinde olduğu gibi.
 

Ama işte burası moda dünyasındaki gerçek oyuncuların yer aldığı, kreatif olmak ve kritik etmek arasında fiziksel bağlantının olduğu bir yer. Üstelik sadece yılda iki defa yapılan şovlara ve onu çevreleyen partilere rağmen.
 

Sanal kalabalıkları ve online bağlantıları yeni güç kavramı haline getiren internetin gelişmesi demokratikleşme olarak tanımlanıyor. Ama klavye tuşları, web kamera ya da Twitter ile katılım yapmak tek taraflı bir iletişimden öteye gitmiyor.

 

Bu iletişimi çift taraflı hale getirmenin tek yolu alaycı, muhalif ya da çirkin bir tavırda olmak.

 

Huysuzluk ve cadılığın okuyucular tarafında ne kadar prim yaptığını görmek için, popüler dedikodu sitesi TMZ’ye girip, “we gotta ask” sorularına gelen tepkilere bakmanız yeterli. Dijital ve sosyal medyanın sunduğu fırsatla giderek yakıcılığı artan tarzdaki yorumları bulacaksınız.

 

Peki durum bu kadar kontrolsüzce kötüye giderken yapılması gereken nedir?

 

Farklı olma cesurluğunu gösteren kişilerin en kötü giyinenler listesinde yer almayı göze alması gerekiyor. Ben yapılan kritikleri değil, ama bu durumu çok cesaret kırıcı buluyorum.

 

Çünkü modada tamamen çeşitlilikten yanayım. Diktatörce bir tavırdan uzak, şikayet eden değil keyif alan taraftayım.
 

Bu huysuz ve cadı olan kitle, hiç düşünmeksizin yazılan anlık yanıtların ve aniden dikkat çekerek hızlıca bloglarına gelen tıklanmaların avantajını yaşıyor. Ama Lindsay Lohan’ın bikinisinden gözüken morlukları, Natalia Vodianova’nın doğum sonrası elastikleşen karnı ya da her tasarımcının yaptığı resort şovu, üzerine yüzlerce yorum yapacak kadar değerli konular değil.
 

Eğer bu cadılar kazanıyorsa, gerçek moda aşıkları kaybediyor demektir.

 

Ve bilmenizi isterim ki, Vogue’un Suzy Menkes’i bu cadı kazanında yer almayacak.
 

 

 

İlgili Başlıklar