01 Temmuz 2013

Benim çocuğum

Biz her şeyini paylaşan dört kişilik bir çekirdek aileydik. Genç yaşlarda evlenmiş bir anne baba; önce bir kız, ondan 7 yıl sonra da bir erkek evlatla tamamlanmış, mutlu bir çekirdek aile. Hayatımızın merkezi çocuklarımızdı. Onlara iyi bir gelecek sağlamak en büyük amacımızdı. Hayatımız, 2000 yılının Mayıs ayında, oğlumuzun eşcinsel olduğunu öğrenmemizle tepetaklak oldu.

O yıl oğlum, daha önce olmadığı kadar huzursuzdu. Özellikle cinsellik konusunda ağzını bıçak açmıyordu. Halbuki 15 yaşındaydı. Ergenliğe girmişti. Cinsellik gündeminde hayli önemli yer tutuyor olmalıydı. Ama ne zaman kız arkadaşının ya da cinsellikle ilgili bir sorusunun olup olmadığını sorsak konuyu geçiştirip  odasına kapanıyordu. Tanıdığım oğlum, anlayamadığım bir şekilde değişiyordu.

Birkaç ay boyunca kendi kendimi yiyip durdum: Neden cinsellik konusunda içine kapanmıştı? Ergenliği mi anlayamıyordu? Acaba tatsız bir deneyim mi yaşamıştı? Daha da fenası, biri bir şey mi yapmıştı? Eşcinsel miydi? Bu soruları kocamla paylaşma konusunda tereddütlüydüm ama sonunda tek başıma altından kalkamayacağımı anladım ve bir gece ona açıldım. Homofobik insanlar değildik, daha doğrusu hayatımızda eşcinselliğin yeri de yoktu. Etrafımızda açık gay kimliğiyle yaşayan biri de. Kocam kuşkularımı beklediğimden daha soğukkanlı karşıladı. Konuyu benim büyüttüğümü, çocukta bir anormallik olmadığını söyledi.

Ertesi gün işinden erken geldi. Oğlan da okuldan gelince üçümüz salonda oturduk. Önce yine kız arkadaş konusunu açtık. Baktık oradan bir sonuca varamıyoruz, kendi tanışmamızı, flört dönemimizi anlattık. Yine açamadık. En sonunda ben dayanamadım, “oğlum eşcinsel de olabilirsin. Sen bizim evladımızsın” dedim. Önce inkar etti ama sonra gözümün içine bakamadan, “evet anne ben gay’im” dedi. Son aylarda yaşadığı kafa karışıklığını, bir kıza değil de bir erkeğe ilgi duyduğu için hissettiği suçluluk duygusunu, kendisinin durumunu iki ay önce kabul ettiğini ve şimdi buna alışmaya çalıştığını anlattı.

Aylardır kafamda kurup durduğum, en kötü ihtimal olarak gördüğüm şey gerçek olmuştu. Kalktık, birbirimize sarıldık. Hemen orada bir uzmandan yardım almaya karar verdik. Hatta oğlum gidip odasından bir telefon numarası getirdi. Birkaç ay önce okullarına bir psikolog gelmiş ve ergenlik sorunlarıyla ilgili bir konuşma yapmış. O da yakın bulduğu için uzmanın telefonunu not etmiş.

Kocam, psikologa gidelim, çözümü neyse buluruz, hallederiz ruh halindeydi.. Psikolog randevusu aldık. Akşam eve gelen kızıma da durumu kısaca anlattık. O da çok şaşırmadı. Bana gelince… Oğlum, “anne ben gay’im” dediğinde, babam öldüğünde yaşadığım kayıp duygusuna benzer bir şey yaşadım. Sanki onu ebediyen kaybetmişim. Halbuki oğlum ölmemişti. Ertesi gün kalktığımda yine karşımdaydı. Yine benim çocuğumdu.


Ailece terapiye başladık

2000 yılının Mayıs ayında ailecek terapiye başladık. Psikolog bizimle bazen toplu olarak bazen tek tek görüştü. O dönem oğlum haftada iki, ben de haftada bir terapi görmeye başladık. Kocamı ise arada bir görüşmeye çağırıyordu. Biz başlarda, çaresi vardır, çözümü bulunur, gelip geçici bir şeydir, diye düşünürken, terapiler ilerledikçe şunu anladık: Bazı çocuklar eşcinsel doğuyor. Biz neden heteroseksüel olduğumuzu bilmiyorsak onların da neden gay oldukları bilinmiyorlar. Bu bir hastalık değil, dolayısıyla tedavi sözkonusu değil. Daha da önemlisi bu bir eksiklik değil.

Oğlum çok rahatlamıştı. Bize açıldığı için huzurluydu. Kendini buldu, yeni arkadaşlar edindi. Ben ise oğlumun gay’liğini kabul etmek için başladığım terapilerde yavaş yavaş kendime döndüm. Bir süre sonra artık oğlumu değil düpedüz kendimi sorgular hale geldim. Çocuklara endeksli yaşadığım hayatıma dışarıdan bakıp ben kimim, bu hayatta ne istiyorum, sorularını sormaya başladım.  Terapiler sırasında, o güne kadar hep onay almak, takdir görmek; örnek eş, saygılı gelin, aileyi çekip çeviren fedakar anne rollerinin hakkını vermek için yaşadığımı fark ettim. Sonra beni ben yapan o puzzle’ı söküp kendimi yenden inşa sürecine girdim. Bu çok kolay olmadı tabii. Beni çok sarstı. Ama zaman içinde çevrenin değerlerine değil, kendiminkilere göre yaşamayı öğrendim. Bunu başarınca oğlumun gay’liğini huzurla kabul ettim. Kendimi tanıdıkça, çocuklarımı da daha iyi anladım. Çok araştırdım, çok kitap okudum. Sema olarak eşcinsellikle hiçbir sorunum olmadığını gördüm.

Çocuğundan iğrenen anneler!

Bu arada oğlum eşcinsellerin buluşma noktası Lambda Kültür Merkezi’ne gidip gelmeye başlamıştı. 18 yaşında çocuk, nasıl bir çevrede merak ettim. Ben de gelmek istiyorum annecim, dedim. O da itiraz etmeyince Lambda’yla tanıştım. Orada ilk defa başka eşcinseller gördüm. Lezbiyen, biseksüel, transeksüel çocuklar tanıdım. Toplumda kendilerine bir yer edinebilmek için konuşup tartışıyorlar, uluslararası baglantılar kurup bilgi alışverişinde bulunuyorlardı. Çocuğumun orada aktif olarak çalışmasından mutluluk duyuyordum. Herkes oğluma verdiğim desteğe imreniyordu. Lezbiyen bir çocuk, durumunu annesine söylemiş. Annesi, “senden iğreniyorum” diye cevap vermiş. Çocuklar, keşke biz de anne babamıza açılabilsek, diyordu. Oraya ilk gidip gelen anneydim ve şunu çok net görüyordum: Bu çocuklar ergenlik gibi çalkantılı bir dönemde bir de kendi cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleriyle ilgili karmaşa yaşıyorlar. Yani işleri çok zor. Peki biz anne baba olarak bu dönemde yanlarında olmayacağız da ne zaman olacağız?

2006 yılında Radikal gazetesi bu konularda bir yazı dizisi yayınladı. Ben de dizinin son gününde ailelere seslenen bir yazı yazarak çocuklarımıza destek olmamız gerektiğini söyledim. Oğlumun bu süreçte nasıl öğretmenim olduğunu, çocuklarımızı koşulsuz sevmemiz gerektiğini ve kendi yaşadıklarımı paylaştım. Yazı çok ses getirdi. Lambda’ya sayısız telefon geldi. Çapa Tıp Fakültesinden Şahika Yüksel hoca arayıp Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneğini (CETAD) kurduklarını, psikolog ve psikiyatristlere cinsel konularda eğitim verdiklerini anlattı. Cinselliğin tıp fakültelerinde bile tabu olduğunu böylece öğrenmiş oldum! CETAD’ın bir kongresine davet edildim. Orada da ailelere, psikolog ve doktorlara kendi hikayemi anlattım. Böylece ilk kez gay annesi kimliğimle kamuoyu önüne çıktım. Biraz şaşkın, çokça heyecanlıydım. Sesimi duyurmak ve ailelere cesaret vermek beni mutlu ediyordu ama hâlâ Lambda’daki tek anneydim.

Birgün çocuklardan biri, Sema teyze, aslında annem de benim gay olduğumu tahmin ediyor ama bir türlü yüzleşemiyor. Sen onunla konuşur musun, dedi. Anneyle buluştuk, gerçekten de biliyordu. Ama çocuğuyla konuşamıyordu. Onu cesaretlendirdim ve anne oğul konuşmayı başardı. Bu anneyi Lambda’ya davet ettim, böylece 6 yıl sonra iki anne olduk. Her pazartesi toplanıyorduk. Bu arada, aramıza bir transeksüel ve bir eşcinsel babası daha katıldı. Çocukların anne babalarını eğitmek için kullanabilecekleri bir broşür hazırladık o dönemde. Aile de çocuk da bu yüzleşme dönemini bilinçli ve hasarsız yaşasın diye.

Aileler buluşuyor

Bu arada yurtdışı ile de hep temas halindeyiz çünkü bazı ülkeler bu tecrübeleri bizden çok önce yaşamış. 2008’de iki anne, İtalya’da Floransa’da, gay lezbiyen çocukları olan ailelerin kurduğu bir grubun toplantısına gittik. Çok etkilendik, ne kadar yol aldıklarını, dayanıştıkları için ne kadar güçlü olduklarını gördük. Hatta kendilerini anlatan bir belgesel çekmişler, onu izledik. Biz bu belgeseli Türkiye’ye getirdik. Her gelene seyrettirdik. Yavaş yavaş bir aile grubumuz oluşmaya başladı. Ekim 2008’den beri her ay toplanıyoruz. CETAD’ın başkanı Nesrin Yetkin hoca yeni katılan ailelerin kafalarındaki soruları cevaplamak üzere her ayın ilk Perşembesi saat 17.30’da gönüllü olarak bize destek toplantıları düzenliyor. Böylece Lambda’nın içinden Listag adını verdiğimiz bir aile grubu çıktı. Çocuklar hemen bir site yaptılar. Aileler için hazırladığımız broşürler, bilgilendirici yazılar, iletişim panoları şimdi listag.org adresli bu sitede yer alıyor.

İstanbul’da bu grubu kurduktan sonra başka illerdeki ailelere de ulaşmak istedik. Şimdi Ankara ve İzmir’de de aileler birbirini CETAD’ın gönüllü doktorlarıyla bu toplantıları aynı İstanbul’daki gibi her ay gerçekleştiriyorlar. Ama biz bir adım daha atıp daha fazla insana ulaşmak için İtalya’da izlediğimiz gibi bir belgesel yapalım dedik.Boğaziçi Üniversitesinde ders de veren yönetmen Can Candan belgeseli çekmeye istekli olduğunu söyledi. Biz de yedi ebeveyn yüzlerimizi açtık, yaşadıklarımızı anlattık. Filmi bağışlarla finanse ettik. Adını da Benim Çocuğum koyduk. Bu film, çocuğu LGBT bireyi (lezbiyen, gay, biseksüel, transeksüel) olmayan ailelerin de evine girsin istiyoruz. Her aile çocuğuyla ilişkisini sorgulasın, aile olmak ne demek, anne - baba olmak ne demek, sevgi ne demek, tekrar düşünsün. Esas amacımız homofobi ve transfobiyi kırmak.

Oğlum evlenemez çünkü yasak

Oğlum bize açıldığında 15 yaşındaydı, şimdi 27 yaşında. Sanatla uğraşıyor. Gay örgütlerinde aktif olarak çalışıyor. Onun eşcinsel olduğunu kimseden saklamıyorum. İma eden olursa hemen söylüyorum, aynen öyle diyorum. Tabii bu aşamaya bir günde gelmedim. Ben bilgilendikçe korkularımı yendim. Korkularımı yendikçe güçlendim. Bunun doğal bir durum olduğunu, varoluş şekli olduğunu kavradım. Ondan sonra çok rahatladım. Güçlenmek demek, kendin olmak demek. O zaman kimsenin onayına, kimsenin takdirine, kimsenin kabulüne ihtiyaç duymuyorsun.

Hem kendi kardeşlerime hem de eşimin ailesine zaman içinde söyledik. Anne babalarımızın anlamaları çok zor, o yüzden sormadıkları için onlara söylemedik. Ama sorarlarsa söyleriz. Konu komşu ne der, aşamasını çoktan geçtim. Daha genç olduğu için evlilik sorularına maruz kalmıyorum. Kalırsam, “Türkiye’de oğlumun evlenmesi yasak çünkü eşcinsel” der geçerim. İlk yıllarda, Türkiye gibi bir ülkede hayatı zor olacak, diye düşünüyorduk. Şimdi o aşamayı da geçtik. Üzülmek yerine destek vermeyi seçtik. Benzer şeyler yaşayan herkesi de çocuğuna yaklaşmaya çağırıyorum. Destek hattımız 0-531-467 7753 ihtiyacı olan herkese açık.

Benim çocuğum 15 yaşında “ben kimim” diye sordu. Ben ise bu soruyu kendime ancak 43 yaşında sorabildim. İlk öğrendiğimde oğlumu kaybetmiş gibi hissettim demiştim ya. O ölüm acısını hissederken aslında ben yeniden doğuyormuşum da farkında değilmişim. 

İlgili Başlıklar