Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Genç çalışanlar iş tekliflerini kabul edip ilk gün gelmeyebiliyor. Bu yeni bir sorumsuzluk dalgası mı, yoksa değişen güç dengelerinin iş dünyasına yansıması mı? Kariyerde ghosting, profesyonellik anlayışını ve işe alım stratejilerini yeniden düşünmeye zorluyor.
Bir dönem iş görüşmesine gitmek bir ritüeldi: Ezberlenmiş güçlü yönler, ütülü bir gömlek ve tek bir CV. Profesyonellik daha lineer, daha öngörülebilir bir alandı. Bugün ise kariyer, neredeyse başlı başına bir kişisel marka projesi. LinkedIn başlıkları, portföy siteleri, algoritmaya uygun özgeçmişler, stratejik anahtar kelimeler… Kariyer, kimlik anlatısının merkezinde duruyor. Bu nedenle özgeçmişte kurulan hikaye ile işin gündelik gerçekliği arasındaki mesafe daha görünür hâle geliyor. Ve bu mesafe büyüdüğünde, yeni bir davranış biçimi ortaya çıkıyor: Teklifi kabul edip işe hiç başlamamak.
Günümüz işe alım süreçleri neredeyse performatif bir deneyim. Her ilan için yeniden yazılan CV’ler, duruma uyarlanmış ön yazılar, çok aşamalı mülakatlar, vaka çalışmaları, teknik testler… Bir araştırmaya göre ortalama bir aday, iş bulabilmek için 100 ila 200 başvuru yapıyor. Bu sayı yalnızca yoğunluğu değil, sürekliliği de gösteriyor. İş aramak, çoğu zaman başlı başına bir mesaiye dönüşmüş durumda. Ancak mesele yalnızca emek değil. İş arayan Gen Z bireylere yönelik bir ankette katılımcıların yüzde 71’i geri bildirim eksikliğinden dolayı hayal kırıklığı yaşadığını belirtiyor. Yüzde 65’i süreçlerin gereğinden uzun olduğunu düşünüyor. Yüzde 50’si ise başvuru sonrası tamamen “görmezden gelinmeyi” en rahatsız edici deneyim olarak tanımlıyor.
Bu tablo yalnızca operasyonel bir soruna değil, duygusal bir yorgunluğa işaret ediyor. Görünür olmak için bu kadar çaba harcarken görünmez hissetmek, yeni nesil profesyonellerin en büyük çelişkilerinden biri.
Yakın dönemli bir araştırma, 27 yaş ve altındaki çalışanların yüzde 34’ünün kabul ettikleri bir iş teklifine rağmen işe hiç başlamadıklarını ortaya koyuyor. 28–43 yaş aralığında bu oran yüzde 24; 44–59 yaş grubunda yüzde 11; 60 yaş ve üzerindekilerde ise yüzde 7.
Kuşaklar arasındaki bu fark, yalnızca bireysel bir tercih değişimini değil, profesyonellik algısındaki dönüşümü gösteriyor. Teklifi kabul etmek artık nihai bir karar gibi algılanmayabiliyor. Çünkü adayın zihninde süreç, imza atıldığı anda bitmiyor. O noktadan sonra da değerlendirme devam ediyor: Rol gerçekten anlatıldığı gibi mi? Kültür uyumu var mı? Daha iyi bir alternatif ortaya çıktı mı?
Bu davranışın arkasında kuşaksal bir değişimin yanı sıra temsil biçimlerinin dönüşümü de var.
İşe alım dünyası uzun zamandır iki taraflı bir sahne. Aday kendini en güçlü versiyonuyla sunuyor; şirket de kültürünü ve rolünü en cazip hâliyle anlatıyor. Ancak dijital çağda bu sunum dili daha estetik, daha küratörlü ve daha stratejik. Özgeçmiş artık yalnızca bir belge değil; bir editoryal portre. İş ilanları ise yalnızca bir pozisyon değil; bir yaşam tarzı vaadi: “Dinamik ekip”, “esnek kültür”, “yaratıcı ortam”. Sorun, bu iki anlatı arasındaki boşlukta başlıyor. Vaat edilen deneyim ile karşılaşılan gerçeklik örtüşmediğinde, çatışma kaçınılmaz hâle geliyor.
Genç çalışanların öncelikleri belirgin biçimde değişmiş durumda. Esneklik, hibrit modeller, zihinsel iyi oluş, anlam duygusu ve değer uyumu; maaş kadar belirleyici. Owl Labs verilerine göre genç çalışanların neredeyse yarısı artan stres seviyeleri bildiriyor. Bu veri, yalnızca daha iyi bir pozisyon arayışını değil; daha sürdürülebilir bir hayat arzusunu gösteriyor. Dolayısıyla daha yüksek maaşlı ya da daha prestijli bir rol bile, kültürel uyum sağlamıyorsa yeterli olmayabiliyor. İşe başlamamak bazen bir vazgeçiş değil, bir eleme süreci. Adayın kendi hayat tasarımını koruma refleksi.
İşe alım süreci markalar için ciddi bir yatırım. İlan bütçeleri, mülakat saatleri, onboarding hazırlıkları… Son dakika vazgeçişleri hem finansal hem operasyonel maliyet yaratıyor. Ancak bu tablo yalnızca aday davranışını değil, kurum anlatısını da sorgulatıyor. Eğer adaylar son anda geri adım atıyorsa, rol tanımında ya da iletişim biçiminde bir uyumsuzluk olabilir mi?
Şeffaf maaş aralıkları, daha kısa ve net mülakat süreçleri, düzenli geri bildirim ve açık beklenti yönetimi; yalnızca süreci hızlandırmaz, aynı zamanda güven inşa eder. İşe alım artık bir yetenek seçimi değil; bir deneyim tasarımı.
Çalışma kültürü bir geçiş döneminde. Profesyonellik anlayışı, sadakat kavramı ve kurumsal hiyerarşi yeniden tanımlanıyor. Özgeçmiş ile gerçeklik arasındaki uçurum büyüdükçe taraflar maskelerini kalınlaştırıyor: Daha parlatılmış profiller, daha cilalı vaatler... Oysa sürdürülebilir kariyerler ve sürdürülebilir şirketler strateji üzerine değil, güven üzerine inşa ediliyor. Belki de bu dönemin asıl sorusu şu: Profesyonellik, kusursuz görünmek mi; yoksa şeffaf olmak mı?
Maskelerin yoğunlaştığı bir çağda en radikal hamle, netlik olabilir. Çünkü iş dünyasında uzun vadeli değer yaratan şey yalnızca yetenek değil; karşılıklı uyum ve açıklık. Özgeçmiş ile gerçeklik arasındaki mesafe kapandığında, işe başlamak da bir formalite değil bilinçli bir seçim hâline gelir. O noktada çalışma kültürü bir imaj meselesi olmaktan çıkar; gerçekten yaşanabilir bir deneyime dönüşür.