25 Ekim 2015

Boyun Eğme

YAZI: JANCEE DUNN

15-09/11/lowres-1441985036.jpg

Fotoğraf: Tim Walker

Yakın zamanlarda katıldığım Manhattan’daki bir galada, 93 yaşındaki Iris Apfel salona girince herkes hayranlıkla durup onu izledi. Moda ikonunun siyah tüylü Ferretti elbisesi çok şıktı ama asıl dikkat çeken, kuğu gibi zarif duruşuydu. Apfel, her tür kıyafet ve makyajdan daha etkili olan güzellik unsurunun dik ve düzgün duruş olduğunun bilincinde. “Yaşlandığınızda genç görünmek için ya kimyasallara ya neştere başvurmak zorundasınız oysa bedeninizi doğru taşımanın bir maliyeti yok” diyor.

Apfel’in dimdik duruşu, çoğumuzun, değişen ölçülerde kambur hallerimizi düşündürüyor bana, insan utanıyor doğrusu. Teknolojik cihazlarımıza olan düşkünlüğümüz de maalesef yangına benzin döküyor. Surgical Technology International’da yayınlanan bir araştırmaya göre, akıllı telefonlarla geçirilen günlük ortalama üç saatlik süreç esnasında insanlar boyunlarını sürekli eğik tuttukları için “tech neck” (teknoloji boynu) ya da “text neck” (mesaj boynu) olarak adlandırılan sıkıntıdan muzdarip oluyorlar. Başı 15 derecelik bir açıyla öne eğmek, kafanın boyuna bindirdiği ağırlığı ikiye katlıyor. Bu sürekli yük bedende bir sürü kalıcı probleme yol açabiliyor, artrit oluşumunu hızlandırmak ya da omurgada hasar oluşturmak gibi. Yale Tıp Fakültesi ortopedi ve rehabilitasyon bölümü profesörlerinden Dr Peter G. Whang’a göre, cihazlarımıza bağımlılığımız arttıkça postürel, yani vücudun duruş şekliyle alakalı rahatsızlıklar daha da yaygınlaşacak. Dik durabilmek için geçirdiğimiz binlerce yılın ardından mesajlaşmak için kullandığımız şu küçücük cihazlara boyun eğmemiz ne acı.

Aslında bütün toplumlarda dik durmak önemli bir imajdır, Goya’nın The Family of Carlos IV tablosuna bakacak olursanız, bebek dahil herkesin kazık yutmuşçasına dik duruşları dikkat çeker. Daha bir kuşak önce kadınlara Jacqueline Onassis ya da C.Z Guest gibi rol modellerin dimdik binici sırtlarıyla ideal duruşlarını örnek almaları tavsiye edilirdi. Profesyonel hayatta da bu tarz duruşun olumlu sonuçlar verdiği biliniyor. Çok ilgi gören bir TED konferansında, Harvard İşletme Fakültesinden sosyal psikolog ve eğitimli dansçı Amy Cuddy, postürün kişisel değişime etkilerini anlatmıştı. Araştırmasında Cuddy şöyle bir bulguya ulaşmıştı, günde yalnızca iki dakika dimdik durup ellerini beline koyarak süper kahraman gibi duran kadın deneklerin testosteron seviyeleri yüzde 20 artarken kortizol değerleri yüzde 25 azalıyordu. Her iki bulgu da gelişmiş özgüven ve zorlu koşullarda başarılı performansla ilintili.

Peki, madem iki dakika bile işe yarıyorken neden sürekli olarak iyileştirmiyoruz duruşumuzu? Üstelik de kaslar, eklemler ve kemiklerimiz üzerindeki yükü azaltıp omurgamızı düzgün hale getirmenin daha sağlıklı bir yaşama imkan sağlayacağını bilirken?

İlk adımlarımdan itibaren bana sürekli dik durmamı öğütleyen, güzelliği onaylı bir annenin yüz karası olarak kambur duruşum meşhurdur. Annem ne kadar uyarırsa uyarsın, genç kızlık yıllarımda omuzlarımı öne sarkıtmaya başlamıştım, Rolling Stone’da yazar olarak işe başlamam, durumu daha da kötüleştirdi tabii. Gece kulüplerinde, “havalı” görünmek için duvarlara yaslanarak dururdum, toplantılarda da akşamdan kalma iş arkadaşlarımla beraber koltuklara, sandalyelere yayılırdık. Dik durmak ve oturmak Kennedy zamanlarında kalmış eski moda, hiç de havalı olmayan bir haldi. Şimdi kırklı yaşlarımın başında, annemin haklı olduğunu anlıyorum. Geçenlerde bir Paris bistrosunda enginar çorbamı içerken yakındaki aynadaki yansımama baktım da, ne kadar tükenmiş ve moralsiz görünüyordum. Halbuki, Marche aux Fleurs’da son derece keyifli bir sabah geçirmiştim.

Farkına vardım ki, bağımlısı olduğum ekranların karşısına geçince işi bitmiş bir ipli kukla gibi çöküyorum sonra da o pozisyonda kalıyorum. Sabahları haberleri tabletimden okuyorum, gün içinde yazışmalarımı iPhone’umla yapıyorum, gece dizüstü bilgisayarımın başına çöreklenip Net-A_Porter’daki bahar koleksiyonlarını incelerken ekranı kaydıran parmağımın dışında hareketsiz duruyorum. Uzmanlar her fırsatta ayakta durmamızı öneriyorlar ama buna pek kulak verdiğim söylenemez. Arada boynumdan sırtıma doğru bıçak saplanır gibi giren ağrılar, başımı yana çevirince canımın yanması boşa değil yani. Neyse ki, doktorların dediğine göre, bilinçli bir şekilde duruşumuzu düzelterek kötü postür etkilerini yavaşlatabilir hatta tamamen giderebilirmişiz. Bir an önce önerileri yerine getirmeye söz veriyorum kendime.

İşe Alexander Technique’de Lindsay Newitter’in verdiği derslerle başlıyorum, evet, teknolojik cihazlarımızı ağrılara yol açmayacakları şekilde kullanmanın kursu var. Newitter, bu kursu, “tech neck” araştırmasının sonuçlarını görünce vermeye karar vermiş. Ofisinde beni fidan gibi dimdik duruşuyla karşılıyor. Bana, müşterilerinin doğru postür denilince katı ve zorlama bir duruşu algıladıklarını oysa bunun tam tersinin geçerli olduğunu anlatıyor. Ben bir boy aynasının önünde dikilirken şunları söylüyor: “Doğru postür için fazladan efor sarf etmeye gerek yoktur, çünkü bu, zaten, insan vücudunun doğal duruşudur.”

Newitter, ben telaşla doğrulup düzelmeye uğraşırken gözlerini kısarak beni dikkatle izliyor. “Kürek kemiklerini kasarak omuzlarını geri atıyor ve göğsünü yukarı kaldırıyorsun” diyor, aynadaki halime bakınca annemin güzellik yarışmaları duruşunu taklit ettiğimi görüyorum. Eğitmenim, bunun belime fazladan yük bindirdiğini belirtiyor. Kafamın tepesini tavana doğru hedefleyerek ensemi rahatlatmamı istiyor. “Mantarı çıkarılmış bir şampanya şişesindeki baloncukların yukarı süzülüşlerini düşün” diyor.

Telefonumu elime alıp yazışmalarımı okuyormuş gibi yapmamı istiyor benden. Ve anında, “tech neck” e neden olan iki belirgin hatayı saptıyor. Çenemi ileriye doğru alıp başımın omurgama baskı yapmasına neden oluyormuşum bir de elimi kaldırarak ekrana bakmak yerine omuzlarımı kaldırıyormuşum. Omzumu kullanmadan telefonu göğüs hizama getirmemi söylüyor sonra da burnumu hafifçe aşağı indirerek gözlerimle okumamı. Telefonumun yazı karakterini büyütmemi istiyor, öne doğru oluşan gerilimin başlıca nedeninin yazı karakterlerinin küçüklüğü olduğunu ekliyor. Son olarak da sık sık başımı her iki yana çevirerek esnetmemi, ardından bedenimi yavaşça döndürmemi ve her otuz dakikada bir kalkıp yürümemi tavsiye ediyor.

Birkaç gün sonra Manhattan’daki Feldenkrais Institute’a postür düzeltme tedavisi için gidiyorum. İsrailli meşhur fizikçi Moche Feldenkrais’ten ismini alan enstitüde (Feldenkrais, kendi adını verdiği metodu öğrettiği meşhur öğrencisi İsrail başbakanı David-Ben Gurion’a, 75 yaşında amuda kalkarak yoga yaptırtmayı başarmıştı) öğrencilere vücutlarını efektif bir şekilde kullanıp bağlaşık hareketler sayesinde kaslarındaki katılıktan kurtulmaları öğretiliyor.

Girişte, seçmeler için sırasını bekleyen Letonyalı genç modeller gibi telefonuma kapaklanmış beklerken Marek Wyszynski beni anatomi posterleriyle kaplı ofisine davet ediyor. Bir takım sorularla bilgi aldıktan sonra ofisin bir köşesinden çıkardığı iskeleti, muayene masasının üzerinde rahatça oturacak şekilde yerleştiriyor ve bana, iskeletin nasıl kendisini taşıyabildiğini gösteriyor. “Eğer kambur dursaydı, bu şekilde oturtmak mümkün olmazdı” diyor.

Wyszynski, mükemmel oturuşumu bulmama yardımcı olmak için birkaç küçük egzersiz yaptırıyor, kalça kemiğimi ileri ve geri alarak başımla hizalamamı sağlıyor. “Bu şekilde kalça kemiğinin omurganı daha rahat taşıdığını hissedebilirsin” diyor. Gerçekten de doğru oturduğumu hissedebiliyorum birden.

Bu seansın ardından enerji yüklenmiş olarak bütün hayat stilimi değiştirmeye karar veriyorum. Oturmaktan mümkün olduğunca kaçınıp günlük hayatıma daha fazla hareket katıyorum. Yeni Gucci çantamı bir sürü ıvır zıvırla doldurduğumu, bunun da omurgamın hizasını bozduğunu fark ediyorum. Indiana Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada, çantası 3.5 kg dan fazla olan kişilerin daha fazla omurga sorunu ve sırt ağrısı şikayeti yaşadığı belirlenmişti zaten. Merak edip çantamı teraziye koyuyorum, tam tamına 5.5 kg geliyor. Yanımda taşıdıklarımı eleyip azaltmanın zamanı gelmiş demek.

Egzersiz sırasında da doğru postürü korumak çok önemli. Bu, hem performansı artırıyor hem de sakatlanmayı önlüyor. George Washington Üniversitesi Milken Institute School of Public Health, Beslenme ve Egzersiz bölümü profesörlerinden Dr. Todd Miller, pilates çalışmalarımı olumlu buluyor ve “Pilates ve yoga hareketleri, bedenin duruşunu düzgünleştirip güçlendirir” diyor. Daha çok bacaklarımı çalıştırdığım egzersiz rutinimi ise üst beden için yetersiz buluyor. Hayatım boyunca hep kalçam ve bacaklarımın nasıl göründüğünü önemsedim, omuzlarım aklıma bile gelmedi ki.

Triseps kaslarını çalıştıran makineler ve vücudun kendi ağırlığıyla yapılan TRX egzersizini öneriyor, bu şekilde denge, güç ve esneklik kazanacağımı belirtiyor.

Üzerinde durmadan geçemeyeceğim bir nokta daha var. UCLA Osteoporosis Center doktorlarından Aurelia Nattiv, “Uyurken bile postürümüze dikkat etmemiz gerekiyor” diyor. Omurgayı düzgün ve rahat tutan yatma şeklinin sırtüstü yatmak olduğunu belirterek kitap okurken uzanmamam gerektiğini söylüyor. Onun yerine yatak başlığına sırtımı yastık desteğiyle dayayıp oturmam ve kitabımı kucağıma alacağım başka bir yastığın üzerine koyarak okumam gerekiyormuş. Bu pozisyonda kitap okumak bana çok garip geliyor ama uyumak için uzandığımda hiçbir ağrı hissetmediğim için çok mutlu oluyorum.

Bir ay boyunca askeri okul öğrencileri gibi durmaya çalışmak oldukça irade ve çaba gerektiriyor. Ancak, tam da uzmanların dediği gibi, bu süre sonunda omurgamın dik durmasını tercih etmeye başlıyorum, boynumdaki ağrılar da yok oluyor. Üstelik düzgün duruşumun faydaları bunlarla bitmiyor, eğitmenimin aldığı ölçülere göre, bu çalışmalarımın başlangıcıyla bugün arasında boyum tam 2.5 cm daha uzun.

ETİKETLER: SAĞLIK , SPOR , SPORTİF , BAKIM