21 Haziran 2021

İnsanlık tarihinin en büyük düşünürlerinin üzerine bir hayli kafa yorduğu “Güzel nedir?” sorusunun yanıtını hâlâ bulabilmiş değiliz, aramayı bırakmayı ise hiç düşünmüyoruz. Geldiğimiz noktada, Platon’un güzelliği simetriyle bağdaştıran görüşündense, güzelliğin zihnimizde yarattığımız bir resimden ibaret olduğu görüşüne daha yakın bir yerde duruyoruz. Öznel bir süzgeçten geçip aklımızda yer eden bu resim zaman içinde, ailemiz, arkadaşlarımız ve medyada gördüğümüz imgelerle beraber değişiyor. Bu da bizi konumuza; televizyon ve telefonlarımızın ekranında, sokaktaki billboard’larda her an karşımıza çıkan ve algımızda büyük etkisi olan modellik sektörüne getiriyor.

Bugün alışageldiğimiz kalıpları yıkan ve yerine çok daha sağlam noktalar inşa eden kapsayıcılık trend’i tüm dünyada çığ gibi büyüyor. Farklı yüzler artık hem işin mutfağında hem de defilelerde yer alabiliyor. Chanel’in açtığı Chief Diversity Officer (Çeşitlilik Baş Sorumlusu) pozisyonu, Rihanna’nın Victoria’s Secret’ı tahtından eden markası Fenty, Versace, Balenciaga ve Prabal Gurung gibi markaların moda haftalarındaki defileleri, bunun en iyi örneklerinden. Peki, “bize” benzeyen modeller görmemiz neden bu kadar önem taşıyor? Bu soruyu Türkiye’nin ilk yüksek moda modeli olan ve mütevazı tavrıyla kendine hayran bırakan Öykü Baştaş’a yöneltiyorum. “Moda gerçeği yansıtmalı, bu yüzden de farklı modeller görmemiz çok önemli” diyor Öykü, “Sadece tek tip modeller gördüğümüzde normal ve güzel olanın o olduğunu düşünmeye meyilliyiz. Farklı fiziksel özelliklere sahip modeller görmeliyiz ki normal veya güzel dediğimiz şeyin aslında kişiden kişiye değişiklik gösteren ve fiziksel sınırlaması olmayan bir kavram olduğunu anlayalım.”

21-06/21/img_1998-1624307717.JPG

Moda dünyasının küresel oyuncuları bu yaklaşımı özümsemiş gibi görünüyor. Öykü de; “Dünyada yüksek modada stereotipler aşılmaya başlandı kesinlikle. Çok daha fazla çeşitlilik, farklı vücut tipine sahip modeller görmeye başladık” diyerek teyit ediyor, “Fakat daha hızlı ilerleyebileceğimizi düşünüyorum. Yine de beş yıl öncesiyle bile kıyasladığımız zaman, bugün geldiğimiz durum iyi bir nokta bence.”

Gözlerimizi Türkiye’ye çevirdiğimizde de bu trend’in etkilerinin yavaş yavaş hissedilmeye başladığını görebiliyoruz. Genç neslin başarılı moda fotoğrafçılarından Mert Terliksiz, Türkiye’yi “Küreseli takip eden” bir konuma yerleştiriyor. “Kapsayıcılık kavramına alışmaya yeni başlıyoruz, adapte olmamız biraz zaman alacaktır.” Bununla beraber, markaların son dönemde farklı yüzlere daha açık olduğunu da ifade ediyor: “Burada değişen şey markaların bakış açısı oldu. Toplum, kusurlar konusunda fikrini değiştirdikçe, insanlar ‘kusurları’ ile barışık hâle gelmeye başladı, markalar da kaçınılmaz bir şekilde buna ayak uydurmak durumunda kaldı. Bu da potansiyeli olan modelleri daha görünür kıldı.”

21-06/21/00019_versace_rtw_ss21.jpg

Markaların bu bakış açısını değiştirmesi elbette kendiliğinden gerçekleşmiyor. Moda sektörünün genç girişimcisi Eylem Başar Söğüt’ün kurduğu, umut vaat eden Casting Killer gibi projeler değişime öncülük ediyor. Casting Killer, sektörde yer bulamayan isimlere ses olan, yerli, streetcast, engelli ve büyük beden modellerin yer aldığı bir modellik ajansı. Kendi deyimiyle güzel, yakışıklı ve mükemmel yüzü değil; gerçekçi olanı, mükemmel olmayanı temsil eden ajansını Eylem tamamen kişisel birikimi ve çabasıyla kurmuş. Motivasyonunu; “Yıllardır bize dayatılan ütopik güzellik standartlarına bütün dünyada bir başkaldırı başlıyordu, ülkemizde de bu rüzgarın esmesini istedim” sözleriyle anlatıyor. Öykü gibi o da önce yurt dışında keşfedilenlerden. İngiliz moda dergisi I-D için yapılan çekimle beraber ajansa ilgi de artmış. Ajansı kurarken genelde negatif tepkiler aldığını söylüyor Eylem; “Projem zamanın ilerisinde olduğu için tam olarak anlaşılamamıştı, ancak şu an değişim yavaş yavaş Türkiye’ye geldi ve sektördeki çoğu şirketin de bu savaştığımız doğruları kabullendiğini görebiliyoruz”. Casting işine ilk başladığında modelleri ajans bünyesinde değil, casting direktörü ya da sokak gözlemcisi olarak, proje bazlı keşfediyormuş. Keşifleri yaparken sokak sokak gezdiğini anlatıyor. Zamanla o kadar farklı yüzler ve yetenekler bulmuş ki zamanla siyaset alanındaki beyaz yaka kariyerini bir yana bırakıp kendi ajansını kurmaya karar vermiş. Şu anda 200’e yakın model var ajansında; “Ancak bu zamana kadar proje bazlı keşfettiğim isimlerin sayısı 1000’i geçmiştir.”

Türkiye’de pek çok markanın “siyahi ya da Asyalı müşterimiz yok” diyerek farklı modelleri çağırmadıklarından bahsediyor, öte yandan aynı markaların çekimlerin büyük çoğunluğunda, bembeyaz tenleriyle yine Türklere pek de benzemeyen “kusursuz” Rus modelleri tercih etmesi tezatına dikkat çekiyor. “Benim modellerimde boy, dil, din, ırk, ölçü, beden, cinsiyet, hiçbir sınırlandırma yok. Otantik ve kendileri olmaları yeterli.” İnsanların kendileri gibi olduğu için kötü hissetmedikleri bir moda dünyası yaratmayı aklına koymuş Eylem, yalnızca Türkiye’de değil dünyada da bunun temsilcilerinden biri olmak onun amacı.

 

Evet, değişim bir anda olmuyor, zamanla geliyor. Bununla beraber, Türkiye’de de hem sektörde hem de tüketici tarafında yol kat ettiğimizi söylemek mümkün. Bugün durduğumuz yerden baktığımızda, “askı” olarak görülenlerle değil, yaşayan ve hikayesi olan modellerle çok daha fazla karşılaşacağız gibi duruyor.

İlgili Başlıklar