01 Mart 2015

#hergunbirfilm

YAZI: CEM ALTINSARAY

 

267. RUANG RAK NOI NID MAHASAN (Yön: PEN-EK RATANARUANG, 2003)

 

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
267. RUANG RAK NOI NID MAHASAN (Yön: PEN-EK RATANARUANG, 2003)
Düzen takıntılı bir adam. Pasaklı mı pasaklı bir genç kadın. Adam hayatı o kadar ciddiye alıyor ki habire intihar etmeyi deniyor. Kadınınsa umurunda değil hayat; öylesine yaşıyor. Ölüme meyyal olanın aslında yaşamak, yaşama tutunanın aslında ölmek istediği kusursuz bir buluşma ve birbirine ilaç olan iki güzel ruh. Kocaman gözlerle izleyeceğiniz bu Miyazaki animesi tadındaki macera, Wong Kar Wai filmlerinin görüntü yönetmeni Christopher Doyle’un da enfes katkısıyla bir içim su adeta. Sıra dışı bir aşk filmi arayanlar, ‘gözü kapalı’ görebilirler efendim!   
 
 
 

268. BİZİM BÜYÜK ÇARESİZLİĞİMİZ (Yön: SEYFİ TEOMAN, 2011)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
268. BİZİM BÜYÜK ÇARESİZLİĞİMİZ (Yön: SEYFİ TEOMAN, 2011)
Gönülsüzce ebevenynliğine soyundukları genç kıza yaşlarına bakmadan aşık olan iki eski ve iyi arkadaşın hikayesi. Genç yaşta kaybettiğimiz Seyfi Teoman’ın Barış Bıçakçı’nın aynı adlı romanından sinemaya aktardığı bir büyüme/büyümeme anatomisi. Kadını ve aşkı tanımamış, koca adamlar olsalar da çocuk kalmış iki erkeğin arkadaşlığa ve melankoliye tutunma çaresizliği. Temalarıyla olsun, üslubuyla olsun Avrupa sinemasına yakın duran, alışılımışın dışında bir Türk filmi. Film izlerken düşünmek isteyen herkes görmeli.
 
 
 

269. THE INCREDIBLE SHRINKING MAN (Yön: JACK ARNOLD, 1957)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
269. THE INCREDIBLE SHRINKING MAN (Yön: JACK ARNOLD, 1957)
Radyoaktif bir sızıntıya maruz kalan genç adam inanılmaz bir biçimde küçülmeye başlar. Tıp çaresizdir! Bugün tartışmasız bir kült klasiği olan bu olağanüstü eğlenceli fantezi, insan muhayillesinin sınırlarında bir yaratıcılıkla bezeli. Anbean ele geçirecek, zevkten sarhoş edecek sizi. Creature From The Black Lagoon’un ardından yine bir Jack Arnold hediyesi. Çok istiyorum Amerikan bilimkurgusuna yön vermiş ve dönemin imkanlarıyla mucizeler yaratmış bu harika yönetmeni keşfetmenizi.
 
 
 

270. THE DESCENT (Yön: NEIL MARSHALL, 2005)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
270. THE DESCENT (Yön: NEIL MARSHALL, 2005)
2000’lerin en tesirli korku filmlerinden biri. Benim diyen babayiğidin betini benzini attıracak kadar iyi. Altı kadın mağara keşfine çıkar ve işler ters gider. İşler daha ne kadar ters gidebilir derken, bayağı bir ters gider! Nabızdan ter bezlerine, nefesten irislere kadar etki eden bu matruşka gibi dehşet filmi zekâmıza da saygı duyuyor üstelik. Çok iyi yazılmış, çok iyi kotarılmış bir şey izleyeceğinizi bilin.
 
 
 

271. BELLISSIMA (Yön: LUCHINO VISCONTI, 1952)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
271. BELLISSIMA (Yön: LUCHINO VISCONTI, 1952)
Kızı film yıldızı olsun isteyen bir annenin canhıraş mücadelesi. Annelik kavramı üzerine yazılmış unutulmaz bir şiir. Luchino Visconti-Cesare Zavattini ortaklığının güzelim meyvesi. İtalyan yeni gerçekçiliğinin zaferi. Film endüstrisini de bir güzel taşlıyor tabii. İtalyan sinemasının Türkan Şoray’ı olarak nitelendirebileceğimiz efsanevi Anna Magnani, sinema sanatının gördüğü en büyük oyunculuk gösterilerinden birine soyunuyor. Öyle bir oynuyor ki yıllarca akıldan çıkacak gibi değil. Evladı için saçını süpürge eden tüm annelere gelsin.
 
 
 

272. GREMLINS (Yön: JOE DANTE, 1984)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
272. GREMLINS (Yön: JOE DANTE, 1984)
80’lere ruhunu veren filmlerden, unutulmaz bir korku-komedi klasiği. Ergen kahramanımızın evlerinin yeni misafiriyle ilgili uyması gereken üç hayati kural var: 1. Su yok. 2. Gece yarısından sonra yemek yok. 3. Parlak ışık yok. Ne ki üçünü birden ihlal ediyor ve kaşla göz arasında peyda olan minik yeşil canavarlar Kingston Falls isimli kasabanın altını üstüne getiriyor! Gerek Gizmo isimli, beyazperdenin gördüğü belki en tatlı mahluk, gerekse tema müziğiyle popüler kültüre mal olmuş katıksız bir eğlence. Birkaç yılda bir tekrar görülesi, heyecandan ölünesi bir macera.
 
 
 

273. ORLANDO (Yön: SALLY POTTER, 1992)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
273. ORLANDO (Yön: SALLY POTTER, 1992)
Bir ömre dört asırlık deneyim sığdırdığınızı düşünün. Bir de bunu hem kadın hem erkek olarak idrak ettiğinizi! Kraliçe tarafından sonsuza dek genç kalması buyurulan Orlando tam da böyle yapıyor. İngiliz tarihinde, şaşkınlıkla izleyeceğiniz, masalsı bir yolculuğa çıkıyor. Virginia Woolf’un en çok iz bırakmış romanlarından birinden yola çıkan bu acayip film, iki farklı cinsiyette karşımıza gelen eşsiz Tilda Swinton için yazılmış sanki. Mülkiyet duygusundan ve bağlanmaktan uzak bir yaşamın tüm cazibesini gözler önüne seren, düş gücüyle bezeli bir kült klasiği. Tadına varmak için özel bir zaman ayırmanız gerekiyor tabii.

 

İlgili Başlıklar