22 Şubat 2015

#hergunbirfilm

YAZI: CEM ALTINSARAY

 

260. RECONSTRUCTION (Yön: CHRISTOFFER BOE, 2003)

Ein von twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) gepostetes Foto am

 

260. RECONSTRUCTION (Yön: CHRISTOFFER BOE, 2003)

Aşkın başladığı an aynı zamanda bittiği an olabilir mi? Birini tıpatıp aynı bir diğeri için terk ediyor olabilir miyiz? Aşkın bir türlü kabullenemediğimiz, yıllarca atlatamadığımız o haşin kurgusu olanca acayipliğiyle bir film kurgusuna tercüme edilebilir mi? Seyirciyi seyirci olmaktan çıkarıp kahramanlardan birine dönüştüren, oyuna dahil eden, sarsıcı bir deneyim. Son yılların en zihin açıcı, yürek hoplatıcı filmlerinden biri. Acıyla tatlıyı aynı anda yemek gibi. Hayatın kendisi sanki.

 

 

261. Z (Yön: COSTA-GAVRAS, 1969)

Ein von twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) gepostetes Foto am

 

261. Z (Yön: COSTA-GAVRAS, 1969)

Devlet dediğimiz yapının nasıl çalıştığını en sarih ve etkileyici şekilde anlatan, unutulmaz anti-faşizm destanı. Gerçek kişi ve olaylarla benzerliklerin tesadüfi olmadığı notuyla açılan bu Oscar’lı başyapıt, politik sinemanın da mihenk taşı. Mikis Theodorakis’in müzikleri, Jean-Louis Trintignant’tan başlayarak oyuncu performansları ve tabii Costa-Gavras’ın yönetmenlik dehası inanın öyle böyle değil. Yargıyla ilişkisinden tutarak iktidar olgusunun ipliğini pazara çıkaran ve tüm dünyada ayakta alkışlanan bu filmi mutlaka izleyin.

 

 

262. TOMBOY (Yön: CÉLINE SCIAMMA, 2011)

Ein von twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) gepostetes Foto am

 

262. TOMBOY (Yön: CÉLINE SCIAMMA, 2011)

Taşındıkları yeni muhitte erkek sanılan ve rolüne bir çırpıda adapte olan 10 yaşındaki bir kızın şaşırtıcı serüveni. Başroldeki Zoé Héran’ın muazzam katkısıyla her dakika biraz daha bağlanarak izleyeceğiniz enfes bir büyüme hikayesi. Tonunu çocuk başkahramanının çocuksuluğundan alan, yer yer fevkalade eğlenceli olan, dramıyla da boğmayan lezzetli mi lezzetli bir seyirlik. Yakın dönemin en iyilerinden.

 

 

263. LA FEMME D’À CÔTÉ (Yön: FRANÇOIS TRUFFAUT, 1981)

Ein von twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) gepostetes Foto am

 

263. LA FEMME D’À CÔTÉ (Yön: FRANÇOIS TRUFFAUT, 1981)

Fırtınalı bir aşkın iki kahramanı yıllar sonra tesadüfen komşu olur, yetmezmiş gibi geçmişlerini de eşlerinden gizler! Daha baştan “hadi buyur!” dedirten bu hikaye öyle beklenmedik bir seyir izler ki izleyeni sersem eder. 10 kere başlar film, 10 kere biter. Gérard Depardieu ve Fanny Ardant’ın kıvılcımlar çıkaran kimyası, Truffaut’nun hünerli ellerinde bir tutku destanına döner. Tıpkı Demirkubuz’un Kader’i gibi boğazınıza düğümlenir, yerinize çiviler. Aşkın insanı insanlıktan çıkaran karanlığı herhalde daha iyi betimlenemez!

 

 

264. SAFETY LAST! (Yön: FRED C. NEWMEYER, SAM TAYLOR, 1923)

Ein von twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) gepostetes Foto am

 

264. SAFETY LAST! (Yön: FRED C. NEWMEYER, SAM TAYLOR, 1923)

İşte bu meşhur kare sayesinde herkesin bildiği ama neredeyse hiç kimsenin görmediği bir sinema anıtı. Charles Chaplin ve Buster Keaton’dan sonra sessiz sinemanın en büyük dehası olarak kabul edilen Harold Lloyd’un akıllara seza macerası! Everest’in zirvesine tırmanmaktan, Ay’a ayak basmaktan, elektriği bulmaktan zerre kadar farkı yok inanın bu filmin. İnsanın nelere kadir olduğunun simgesi. Eski demeyin, sessiz demeyin, izleyin bu mucizeyi. Emin olun, hayatta kendinize yapacağınız en büyük iyiliklerden biri.

 

 

265. DELICATESSEN (Yön: MARC CARO, JEAN-PIERRE JEUNET, 1991)

Ein von twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) gepostetes Foto am

 

265. DELICATESSEN (Yön: MARC CARO, JEAN-PIERRE JEUNET, 1991)

Hayatta hiç film izlememiş birini iflah olmaz bir sinemasevere dönüştürebilecek güçte bir sinerüya! Marc Caro ve Jean-Pierre Jeunet ismindeki iki dehanın yıllarca bir kumbarada biriktirdiği birbirinden ince fikirler, adeta bu filmin kahramanı olmak için dünyaya gelmiş Dominique Pinon ve sinemanın vadettiği en büyük kaçışlardan biri. Fanteziyle bilimkurgu arasında mekik dokuyan bu emsalsiz kara komedi hayatınızın bir parçası olacak, uyarmadı demeyin. Sayısız kez görmek isteyeceğiniz bilin!

 

 

266. THE MISFITS (Yön: JOHN HUSTON, 1961)

Ein von twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) gepostetes Foto am

 

266. THE MISFITS (Yön: JOHN HUSTON, 1961)

Sinema sanatının gelmiş geçmiş en büyük yıldızlarından ikisinin birden son filmi. Lanetlenmiş bir hüzün abidesi. Ne acıdır ki kariyerlerinin en iyi performanslarını verdikleri bu filmin ardından peş peşe kaybedeceğiz, önce Clark Gable’ı, sonra Marilyn Monroe’yu. Montgomery Clift ve Eli Wallach gibi iki harika aktörün de katkısıyla, Arthur Miller’ın sorunlu senaryosundan adeta bir sanat filmi çıkarıyor John Huston. Aksiyondan ziyade tansiyona yaslanan bu siyah beyaz üslup denemesinin herkese göre olmadığını söyleyelim. Sinefilim diyen kaçırmasın tabii.

 

ETİKETLER: SANAT , FİLM , SİNEMA