15 Şubat 2015

#hergunbirfilm

YAZI: CEM ALTINSARAY

 

253. HUNDSTAGE (Yön: ULRICH SEIDL, 2001)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
253. HUNDSTAGE (Yön: ULRICH SEIDL, 2001)
Çoğu kez insanlığın kötü yolda olduğunu düşünüyoruz. Ulrich Seidl ise tastamam bittiğini söylüyor! Yılın en sıcak günlerinde Viyana banliyöleri; Amerikan Güzeli’ni suya götürüp susuz getirecek bir modern toplum eleştirisi. Sonsuz depresifliğiyle izleyende mani yaratan, alabildiğine sert bir film. Avrupa sinemasında yeni bir damarın tetikleyicisi.
 
 
 

254. WHERE THE TRUTH LIES (Yön: ATOM EGOYAN, 2005)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
254. WHERE THE TRUTH LIES (Yön: ATOM EGOYAN, 2005)
Kariyerinin zirvesinde iki şovmenin karıştığı esrarengiz bir cinayet; sonrasında altüst olan hayatlar. Genç bir muhabirin yazacağı portre yıllar sonra büyük bir gizemi aydınlatıyor. Kara film türüne yakın tarihli önemli bir halka ekleniyor. Değeri bilinmemiş bu Atom Egoyan bulmacasını Kevin Bacon ve Colin Firth hayranlarının ne yapıp edip görmesi gerekiyor.
 
 
 

255. TETSUO (Yön: SHIN’YA TSUKAMATO, 1989)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
255. TETSUO (Yön: SHIN’YA TSUKAMOTO, 1989)
Sinema tarihi tuhaf filmlerle doludur. Bu endüstriyel distopya ise ihtimal, tüm filmlerin en tuhafıdır. Cronenberg ve Lynch filmlerinin, yanında Disney Saati gibi kaldığı bu sinematik histeri, uçsuz Japon muhayyilesinin de simgesidir. Kiminizin 20 dakika ancak tahammül edebileceği, kiminizinse defalarca kez yaşamak isteyeceği zor ama eşsiz bir sanat deneyimidir. İnsan aklını duraksatan o korkunç görselliğin ötesinde, erkek cinsinin yok edici doğasına atılan keskin bakışı da gözden kaçırmayın efendim.
 
 
 

256. UNA GIORNATA PARTICOLARE (Yön: ETTORE SCOLA, 1977)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
256. UNA GIORNATA PARTICOLARE (Yön: ETTORE SCOLA, 1977)
Hitler ve Mussolini’nin bir araya geldiği tarihi gün, bir ev kadını ve bir geyin en özel günü olur. Halk çoluk çocuk faşizm zirvesine seyirtmişken, evlerinde kalan iki komşu, ikisini de sonsuza dek etkileyecek bir günlük bir aşka düşerler. Hayatta annelik ve ev işleriyle mükellef Sophia Loren ve cinsel kimliği yüzünden işinden olan Marcello Mastroianni. Faşizmin en büyük mağduru iki karakter. İki dev oyuncu. İki unutulmaz performans. Adeta bir kimya deneyi. Makrodan mikroya giden anatomik perspektifiyle faşizm üzerine yapılmış en güçlü anlatılardan biri. Ve tabii olağanüstü bir aşk hikayesi. Kendine sinemaseverim diyen kayıtsız şartsız izlemeli.
 
 
 

257. VOZVRASHCHENIE (Yön: ANDREY ZVYAGINTSEV, 2003)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
257. VOZVRASHCHENIE (Yön: ANDREY ZVYAGINTSEV, 2003)
Hiç görmedikleri babaları yıllar sonra çıkagelen iki kardeşin ayaklarınızı yerden kesecek macerası. Tarkovski mistisizmini 21. yüzyıla taşıyan, insanı duygudan duyguya savuran, gündüşü gibi bir sinema deneyimi. Çok ama çok özel bir film. Bizde ‘Dönüş’ ismiyle oynayan ve dünyanın dört bir yanında kazanmadık ödül bırakmayan bu eseri görünce henüz ilk filmini çeken yönetmenine “dönüşün muhteşem olmuş!” diyeceksiniz.
 
 
 

258. STRANGERS ON A TRAIN (Yön: ALFRED HITCHCOCK, 1951)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
258. STRANGERS ON A TRAIN (Yön: ALFRED HITCHCOCK, 1951)
İki yabancı. İkisinin de ölsün istedikleri birileri var. Her biri diğerininkini öldürüyorlar. Plan bu! Kurbanlarla aralarında hiçbir bağ olmadığından görünürde kusursuz olan bu plan aksayınca klasik Hitchcock gerilimi merdivenleri tırmanıyor. Büyük usta, Patricia Highsmith’in romanından Raymond Chandler’ın (!) uyarladığı kusursuz senaryoyla harikalar yaratıyor. North By Northwest, Vertigo, Rear Window, Notorious, Psycho gibi başyapıtların gölgesinde kalsa da bir o kadar mükemmel olduğu aşikâr.
 
 
 

259. LE MARI DE LA COIFFEUSE (Yön: PATRICE LECONTE, 1990)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
259. LE MARI DE LA COIFFEUSE (Yön: PATRICE LECONTE, 1990)
Çocukluk aşkı mahallenin kadın berberi olan Antoine’ın hayalleri gerçek olur ve günün birinde güzeller güzeli bir berberle evlenir! Berber salonunun masalsı bir evrene dönüştüğü, komik, romantik ve bir o kadar da erotik bir başyapıt. Dramı da tam kıvamında. Patrice Leconte’un Jean Rochefort ve Anna Galiena’nın nükleer kimyasından aldığı güçle adeta döktürdüğü bu harikulade filmi sevmemek ne mümkün. Aşık olacaksınız hatta. 

 

ETİKETLER: #HERGÜNBİRFİLM , SANAT , SİNEMA