08 Şubat 2015

#hergunbirfilm

YAZI: CEM ALTINSARAY

 

246. MÙI DU DU XANH (Yön: TRAN ANH HUNG, 1993)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
246. MÙI DU DU XANH (Yön: TRAN ANH HUNG, 1993)
Bu Fransız yapımı Vietnam filmi, koşturmayan, bağırmayan, huzur veren bir şey izlemek isteyenler için birebir. Çoğun Cyclo ile tanınan Tran Anh Hung’un daha ilk filmi. Buna rağmen neredeyse bir olgunluk eseri. Doğal yaşamın kendine has sessizliğinde, dinginliğinde cereyan eden bir külkedisi hikayesi. Ruha masaj gibi; öyle rahatlatıcı, öyle etkileyici.
 
 
 

247. MON ONCLE (Yön: JACQUES TATI, 1958)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
247. MON ONCLE (Yön: JACQUES TATI, 1958)
Sadece altı filmle sinema tarihinin en büyük yaratıcıları arasına adını yazdırmış Jacques Tati’nin imza filmi. Tati, kendi bedeninde cisimlenen Hulot karakteriyle unutulmaz bir modernizm eleştirisine soyunuyor ve gözleriniz yaşarana dek güldürüyor. Tati mizahı da, sineması da, inanın, başka hiçbir şeye benzemiyor. Hala tanışmadınızsa hayatta yapacağınız en büyük keşiflerden olacak. Yok zaten hastasıyım diyorsanız, yeniden görmek için ne bekliyorsunuz ki?
 
 
 

248. CREATURE FROM THE BLACK LAGOON (Yön: JACK ARNOLD, 1954)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
248. CREATURE FROM THE BLACK LAGOON (Yön: JACK ARNOLD, 1954)
Klasik Amerikan bilimkurgusunun altın çağından, çıktığı dönemde ortalığı kırıp geçirmiş, büyük sansasyon yaratmış bir fantezi. Özellikle kusursuz su altı çekimleriyle Jaws’ın öncülü olarak kabul ediliyor. Tarih öncesinden kalma tuhaf bir yaratık terör estiriyor, bilim adamları çaresiz kalıyor, B film tutkunları mest oluyor! 3 boyutlu çekilmiş, çok sevilmiş, gerçek bir kült bu film. Ingmar Bergman gibi bir büyük ustanın her yıl doğumgününde bu filmi izlediğini söylesek daha çok merakta kalacağınız kesin. 
 
 
 

249. UNBREAKABLE (Yön: M. NIGHT SHYAMALAN, 2000)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
249. UNBREAKABLE (Yön: M. NIGHT SHYAMALAN, 2000)
Altıncı His’le rüya gibi bir başarıya imza atan ve bir anda tüm dikkatleri üzerinde toplayan M. Night Shyamalan’ın belki de en iyi filmi. Biraz da başta yükselttiği beklenti çıtasının altında kalan her filmiyle giderek daha sert eleştirilere muhatap olan Shyamalan, klişeler değil karakterler üzerinde yükselen, alışılmışın çok dışında bir süper kahraman hikayesi anlatıyor. Bir süper kahraman filminin seyirciye sunabileceği azami heyecanı aksiyona sığınmadan da yaşatabilmenin mümkün olduğunu haykırıyor. 
 
 
 

250. DAS CABINET DES DR. CALIGARI (Yön: ROBERT WIENE, 1920)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
250. DAS CABINET DES DR. CALIGARI (Yön: ROBERT WIENE, 1920)
Alman ekspresyonizminin en büyük klasiği. Benim gibi birçoklarının sessiz sinemaya aşık olmasını sağlamış bir başeser. Hikayesi, karakterleri, finaldeki müthiş sürprizi ve en çok da yapım tasarımı ile büyüleyen, sinema tarihinin ilk katıksız korku filmi. Doktor Caligari ve uyurgezer hizmetkarı Cesare’ın tüyler ürperten serüveni son plana dek gizemini koruyor. Gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bu çarpık evrende adeta kayboluyorsunuz. Belli aralıklarla yeniden dönmek isteyeceğiniz bir ada gibi bu film. 
 
 
 

251. MAUVAIS SANG (Yön: LEOS CARAX, 1986)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
251. MAUVAIS SANG (Yön: LEOS CARAX, 1986)
Çoğu zaman kelimelere dahi dökemediğimiz aşkın eşi benzeri olmayan bir dille perdede vücut bulması. Sevmeden sevişenler insanların yaydığı bir virüs aşık olmayı imkansız hale getirmiştir. Kahramanlarımız bu illeti yenebilecek midir? İzleyen her iki kişiden birinin hayatının filmi. Harikulade performanslar ve unutulmaz anlarla bir duygu mıknatısı sanki.
 
 
 

252. THE SERVANT (Yön: JOSEPH LOSEY, 1963)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)
 
252. THE SERVANT (Yön: JOSEPH LOSEY, 1963)
Sınıf meselesine afallatıcı bir bakış atan, zamanın eskitemediği bir İngiliz sineması klasiği. Harold Pinter’in Robin Maugham’ın romanından yola çıkarak yazdığı ders gibi senaryo ve vurucu diyaloglardan aldığı güçle, tek mekanda yönetmenliğinin zirvesine çıkıyor Joseph Losey. Dirk Bogarde klostrofobik ve entelektüel bir şiddet gösterisinin sonunda efendisinin efendisi olan uşak rolünde mucizeler yaratıyor. Bir kez görüp bir daha asla unutamayacağınız filmlerden. 

ETİKETLER: #HERGÜNBİRFİLM , SANAT , SİNEMA