25 Ocak 2015

#hergunbirfilm

YAZI: CEM ALTINSARAY

 

239. JEUX INTERDITS (Yön: RENÉ CLÉMENT, 1952)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)

 

239. JEUX INTERDITS (Yön: RENÉ CLÉMENT, 1952)

Nazilerin düzenlediği hava saldırısında ailesini kaybeden el kadar Fransız kızının ölümle imtihanı. René Clement’in en büyük marifeti çocuk olmayı anlaması; hangi anda ne hissedeceğini dayatmayıp seyirciyi duygularıyla baş başa bırakması. Oscar’dan Altın Aslan’a kadar bütün ödülleri silip süpürmüş olan bu siyah beyaz güzellik abidesi, yabancılaştırmak üzerine kurulu savaş karşıtı filmlerin de arketipi.

 

 

 

240. BEING THERE (Yön: HAL ASHBY, 1979)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)

 

240. BEING THERE (Yön: HAL ASHBY, 1979)

Edebiyat uyarlamalarına dudak bükenlerin özellikle görmesi gereken, harika bir kitaptan yapılmış harika bir film! Hayat boyu bir gün bile evden çıkmamış ve sadece televizyon izlemiş bir bahçıvanın işvereni ölünce Amerikan başkanlığına kadar giden serüveni. Jerzy Kosinski’nin baştan başa bir ironi olan romanına, Peter Sellers’ın kelimelere sığmayacak oyunuyla kusursuz bir yorum; sinemaseverler için unutulmaz bir deneyim.

 

 

 

241. MISERY (Yön: ROB REINER, 1990)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)

 

241. MISERY (Yön: ROB REINER, 1990)

İnsanı aptal yerine koymayan, iyi bir gerilim filmi bulmak zordur. Bu Stephen King uyarlaması şüphesiz ki en iyilerdendir. Dünyanın neresine giderseniz gidin bu filmin tutkunlarıyla karşılaşırsınız. Hakları da vardır. Bir numaralı hayranı tarafından rehin alınan ünlü yazarın korkunç hikayesi gerim gerim gererken, öyle şeyler olur ki şaşkınlıktan ağzınız açık kalır. Yazar rolündeki büyük yetenek James Caan’ın karşısında Kathy Bates öyle bir oyun çıkarıyor ki aldığı Oscar bile az kalır.

 

 

 

242. L’ECLISSE (Yön: MICHELANGELO ANTONIONI, 1962)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)

 

242. L’ECLISSE (Yön: MICHELANGELO ANTONIONI, 1962)

Modern dünyada aşkın tedavülden kalkışı… Antonioni’nin yabancılaşma üçlemesinin son ve altın halkası. Bakmaya kıyamayacağınız bir Alain Delon ve yönetmenin ilham perisi Monica Vitti’nin müthiş katkılarıyla, yönetmenin üslup yolculuğunda bir son durak gibi. Sonsuza ıraksayan nice derin düşünceye gark eden bir sembolizm zirvesi. Göze değil akla tutulmuş bir çiçek dürbünü sanki. O yedi dakikalık marjinal finalin sinema sanatının olanaklarının nasıl da sınırsız olduğunu muştuladığını söylüyor Martin Scorsese.

 

 

 

243. QUERELLE (Yön: RAINER WERNER FASSBINDER, 1982)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)

 

243. QUERELLE (Yön: RAINER WERNER FASSBINDER, 1982)

Rainer Werner Fassbinder, Jean Genet’nin tahripkar ve narsist anti kahramanıyla benzersiz kariyerini sonlandırıyor. LGBT sinemasının bu büyük zaferi, Midnight Express’in yıldızı Brad Davis, Franco Nero ve Jeanne Moreau gibi önemli isimleri buluşturuyor. Tümüyle aşırı yapay ışık-dekorda geçiyor ve sinema tarihinin en aykırı yönetmenlerinden birinin son cümlelerini müthiş bir estetikle karşımıza getiriyor.

 

 

 

244. DUO LUO TIAN SHI (Yön: WONG KAR WAI, 1995)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)

 

244. DUO LUO TIAN SHI (Yön: WONG KAR WAI, 1995)

Hüzünle sevincin kol kola gittiği bir şiir. Bir şarkı. Bir resim. Wong Kar Wai’nin sinemaseverlere hediyesi. Dili olup konuşmayan, dilsiz olup susmayan vb. eksantrik karakterleriyle insanı kalbinden vuran bir imkansız aşklar geçidi. Bu kadar üslupçu bir sinemanın bu denli duygulandırması olacak iş değil. Hele müzik kutusunda Shirley Kwan’ın Wang Ji Ta’yı söylediği sahne bir nevi hiçbir şey düşünemeyip sadece ve sadece hissetme hali. Chung Hing Sam Lam’la beraber yönetmene bağlandığımız iki filmden biri olduğunu itiraf edelim.

 

 

 

245. CANIM KARDEŞİM (Yön: ERTEM EĞİLMEZ, 1973)

twitter.com/altinsaray (@hergunbirfilm) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (

)

 

245. CANIM KARDEŞİM (Yön: ERTEM EĞİLMEZ, 1973)

Sinema, hayatın gerçekliğini sanatın gerçekliğine tercüme ederken güldürmek kadar ağlatmakla da ilgilidir. Nice filmler seyirciye boncuk boncuk gözyaşı döktürür. Kendi sinemamıza baktığımızda bu ağlatan filmlerin en ağlatanı hiç şüphesiz Canım Kardeşim’dir. Perdede duygu üretmek konusunda Fellini’yi aratmayan Ertem Eğilmez, ölümcül bir hastalığı olan küçük Kahraman’la onun hiç değilse son arzusunu yerine getirmeye çalışan ağabeylerinin hikayesini anlatır. Ve seyirciyi hıçkırta hıçkırta ağlatır. Berkin Elvan’ın hatırasına gelsin…

 

ETİKETLER: #HERGUN1FİLM , VOGUE SİNEMA , SANAT , SİNEMA