18 Ağustos 2014

#hergunbirfilm

YAZI: CEM ALTINSARAY

155. PAPURIKA (Yön: SATOSHI KON, 2006)

Bu muhteşem anime, Japon animasyon sanatçılarının bizimle aynı dünyada yaşamadığının ispatı sanki. Nasıl ki anime şaheseri Ghost In The Shell olmadan The Matrix olmazdı, bu film olmadan da Inception olmazdı diyeceğim. Animeye başlamak için altın bir fırsat olduğunu hatırlatıp hiç değilse fragmanına bakın demekle yetineceğim.

 

156. STROSZEK (Yön: WERNER HERZOG, 1977)

Hapisten çıkmış bir deli, bir ayağı çukurda bir ihtiyar ve yarım akıllı bir fahişe. Bir araya geliyorlar ve Werner Herzog’un at koşturabileceği ideal ortam oluşmuş oluyor. Ian Curtis’in intihardan önce son eyleminin Amerikan rüyasını ters yüz eden bu hiper gerçekçi filmi izlemek olduğu söylenir. 20 küsur yıl önce sessiz sedasız İstanbul Film Festivali’nde oynayan bu meydan okuma şimdi yeniden gösterilse kapılar kırılır yemin ederim. O kadar acayip bir film. 

157. JALSAGHAR (Yön: SATYAJIT RAY, 1958)

Evlat acısını melodramın kolaycılığına kaçmadan ama bütün karanlığıyla anlatan bir 7. sanat abidesi. Hindistan’ın dünya sinemasına en büyük mirası büyük usta Satyajit Ray’in hareketli görüntü sanatının tüm inceliklerini kullandığı film, zamandan bağımsız, eskimeyen bir klasik. İnsan ruhunu esir alan, hayatı zindana çeviren suçluluk duygusu kavramını bir filozof derinliğinde inceleyip, resmediyor yönetmen.

158. ESTÔMAGO (Yön: MARCOS JORGE, 2007)

Brezilya’dan gelen bu modern zaman masalı, yemek üzerine yapılmış en büyük güzellemelerden biri. Baştan sona gülerek/gülümseyerek izleyeceğiniz nefis bir fantezi. Sadece iyi yemek yaparak dünyaları fethedebilirsiniz diyor. Dramatik yapısı ve karakter çalışmasıyla hayranlık uyandırırken, bir de iştah açıyor ki sormayın. Aslında bir suç filmi olduğunu ve hapisanede geçtiğini söylemiş miydim?!

159. THE MIRACLE WORKER (Yön: ARTHUR PENN, 1962)

Benim Dünyam, Hint filmi Black’in yeniden çevrimi. Black ise Arthur Penn’in The Miracle Worker’ının… Penn’in filmi Anne Bancroft ve Patty Duke’un mantık sınırlarını zorlayan performanslarıyla izlemesi en tuhaf, en zor yapımlardan biri. Bugünün 3D filmleri bile bu kadar içine alıp hırpalamıyor seyirciyi. Filmin zorluğu duygu sömürüsünden kaynaklanmıyor lakin. Bu bir melodram değil. Zor çünkü sinir bozucu derecede gerçekçi. Yüreğinize güveniyorsanız izleyin.

160. TENGOKU TO JIGOKU (Yön: AKIRA KUROSAWA, 1963)

Akira Kurosawa’nın stiliyle ayrı, anlatımıyla ayrı çarpan filmi, kusursuz bir polisiye film atölyesi. Bir fidye hikayesini sınıfsallık üzerinden ele alan Kurosawa, gerek gizem matematiği, gerekse ahlaki problematiğiyle epeyi uğraştırıyor seyirciyi. Benzer Amerikan yapımlarını suya götürüp susuz getirecek filmin en büyük kozlarından biri de yönetmenin fetiş oyuncusu Toshiro Mifune tabii ki.

161. SHI BA BAN WU YI (Yön: CHIA-LIANG LIU, 1982)

Akıllara durgunluk veren silahlar, doğaüstü savaşçılar ve en uçuk martial arts fantezilerinden biri. Kung fu filmlerine meraklıysanız çizgi film izleyen altı yaşında bir çocuğa dönüşeceksiniz. Ki finalde ne hale geleceğinizden bahsetmiyorum bile. Kill Bill filmlerinde Johnny Mo ve Pai Mei olarak karşımıza gelen Chia-Hui Liu’nun dehası karşısında ne denilebilir ki?

İlgili Başlıklar