11 Ağustos 2014

#hergünbirfilm

148. THE WARRIORS (Yön: WALTER HILL, 1979)Çete savaşlarını anlatan The Warriors, popun yüksek sanat eserine evrilmesinin en nadide örneklerinden biri. Öyle gömülü bir hazine ki bu film, hala keşfedilmeyi bekliyor neredeyse. Distopik bir New York’ta şehrin tüm çeteleri bir toplantı için bir araya gelir. Bu toplantıyı düzenleyen, çetelerin azametli kanaat önderi öldürülür. Ve suç Warriors çetesinin başına kalır. Şimdi tüm şehirde bütün çeteler onları aramaktadır. Gelmiş geçmiş en heyecanlı maceralardan biri bu. Herkes yaşasın. Çizgi roman, bilgisayar oyunu, aksiyon, bilimkurgu meraklılarıysa görmeden vefat etmesin!

149. PIXOTE: A LEI DO MAIS FRACO (Yön: HECTOR BABENCO, 1981)

Anasız babasız büyüyen, her türlü suça itilen sokak çocuklarının hikayesi daha etkileyici anlatılmadı. Gerçekçi olduğu kadar masalsı anlar da barındıran, güldürürken hüzünlendiren çok güçlü bir yapım Pixote. Tüm dünyada yarattığı etkiyle Brezilya sinemasının Yol’u gibi düşünülebilir. Hector Babenco’nun filmi ve filme adını veren çocuk kahramanı sizin de kalbinize dokunacak. İki saatliğine siz de Brezilyalı olacaksınız.

150. TO BE OR NOT TO BE (Yön: ERNST LUBITSCH, 1942)La Vita E Bella’yı sevmiş miydiniz? Bir dönemin en saygın yönetmenlerinden Ernst Lubitsch’in bu mükemmel II. Dünya Savaşı satirini de bir o kadar seveceksiniz. Polonyalı bir tiyatro kumpanyasının Alman işgali sırasında çevirdikleri müthiş tiyatroyu anlatan To Be Or Not To Be, Nazilerle dalga geçen filmlerin de açık ara en iyisi.

151. REFLECTIONS IN A GOLDEN EYE (Yön: JOHN HUSTON, 1967)Carson McCullers, John Huston, Marlon Brando ve Elizabeth Taylor gibi dev isimleri buluştursa da tarihin karanlığında çokça unutulmuş bir yapım. Oysa görüp görebileceğiniz en tuhaf filmlerden biri. Gizli eşcinsellik, evlilik, ihanet ve orduya mensup şerefli bir erkek olmak gibi muhtelif temaların anatomik düzeyde sorgulandığı bir sinema gösterisi.

152. HÖSTSONATEN (Yön: INGMAR BERGMAN, 1978)Daha çok baba-oğul çatışmasına meraklı 7. sanatın, anne-kız çatışmasına attığı unutulmaz bir bakış. Yüreğinizi burkarken beyninizde şimşekler çaktıran bu dev yapıt perdedeki en büyük buluşmalardan birine sahne oluyor. Yönetmenlik sanatının zirvesinden Ingmar Bergman’la oyunculuk sanatının zirvesinden Ingrid Bergman’ı bir araya getiriyor! Özellikle bir annesi ve/veya bir kızı olan her kadının görmesi gerekiyor. Kendinize yapabileceğiniz eşsiz bir jest inanın.

153. SORCERER (Yön: WILLIAM FRIEDKIN, 1977)Tarantino’nun tüm zamanların en iyi 12 filmi arasında saydığı bir gizli hazine. Bir avantür şaheseri. The Exorcist’in yönetmeni Friedkin ve Jaws’ın yıldızı Scheider’i en iyi dönemlerinde buluşturan film, şaşırtıcı anlatımı ve keza gerilimiyle esaslı bir sinema şöleni. Tangerine Dream’in bu film için yaptığı ve 80’lerde neredeyse her üç Türk filminden birinde karşımıza gelen tema müziğine de dikkat!

154. RYAN’S DAUGHTER (Yön: DAVID LEAN, 1970)Sinemaya başta ihtişam duygusu olmak üzere büyük katkılar yapmış bir ustanın az bilinen başarılarından. Sinir bozucu derecede inandırıcı bir aşk üçgeniyle İrlanda devrimini koşut olarak anlatan, müthiş eğlenceli bir tarihi dram. O en çok gitmek istedikleri ülke İrlanda olanların eli mahkum görmesi gerek; zira İrlanda’yı daha iyi tasvir eden bir film daha yapılmadı. Üç saati aşan süresi gözünüzü korkutabilir. Ancak öyle lezzetli bir film ki bu, hissedilen süre 90 dakikadan fazla değil.

 

https://instagram.com/hergunbirfilm

İlgili Başlıklar