19 Haziran 2014

#hergünbirfilm

YAZI: CEM ALTINSARAY

106. DINER (Yön: BARRY LEVINSON, 1982)



1959 yılında geçen 1982 yapımı bir gençlik filmi. Mükemmel kadro, nefis karakterler, harika senaryo. Büyüme hikayelerine, zaman ve mekana tabi arkadaşlık öykülerine ilgi duyuyorsanız ve kıkır kıkır gülmek istiyorsanız…

107. HOW TO STEAL A MILLION (Yön: WILLIAM WYLER, 1966)

 

Audrey Hepburn, Peter O’Toole ve Eli Wallach gibi üç dev oyuncuyla, tarihin en romantik soygun filmi. Gerilimse gerilim, mizahsa mizah; bir de üstüne erotizm! Bir kez görüp 20 yıl sonra hatırlayacağınıza bahse girerim.

108. DO THE RIGHT THING (Yön: SPIKE LEE, 1989)

 

Etnik kimlikler, tek tek hiçbiri kötü olmayan insanları nasıl canavara dönüştürüyor; buyurun gözlerinizle görün efendim. Şiddetin küçücük bir kıvılcıma baktığı, işlerin kaşla göz arasında kontrolden çıktığı dünyamızı dudak uçuklatan bir sinemayla resmediyor Spike Lee. 80’lerin ihtimal en iyi 10 filminden biri.

109. LETTER FROM AN UNKNOWN WOMAN (Yön: MAX OPHÜLS, 1948)

 

Bilinmeyen bir kadından gelen bir mektup. Ziyan olmuş bir mutluluk. İyi melodram gibisi yok. Sinema sanatının büyük zanaatkarlarından Max Ophüls’la romantizm zirvesi. Kürk Mantolu Madonna’yı sevenler bu filmi de sevdi!

 



110. BODY HEAT (Yön: LAWRENCE KASDAN, 1981)



Noir yani kara film sevip de bu kusursuz filmi görmeyen var mı? Bu tarihin belki de en erotik filmini? Star Wars, Indiana Jones filmlerinin senaryolarında büyük katkısı olan, The Big Chill gibi çok sevdiğimiz bir filmi bizlere hediye etmiş Lawrence Kasdan’ın kariyer işi. Zavallı William Hurt güzelliğinin zirvesinde ve gerçek bir femme fatale olan Kathleen Turner karşısında ne yapabilir ki? Unutamayacaksınız bu filmi.

 



111. TAMPOPO (Yön: JÛZÔ ITAMI, 1985)


Bir kamyon şoförü küçük bir noodle lokantasına uğrar. Ve işlerin yolunda gitmediğini görüp yardım etmeye başlar. Yaşam sevinci gibi bir Japon klasiği. Yemek üzerine yapılmış en güzel filmlerden; nefis bir komedi.

 



112. OSLO, 31. AUGUST (Yön: JOACHIM TRIER, 2011)



Dünya sinemasının en heyecan verici genç yönetmenlerinden Joachim Trier, büyük bir klasik olan Le Feu Follet’yi yeniden yorumluyor ve boğazımıza bildiğiniz düğüm atıyor! Yalnız ve naçar bir insanın kafasının içini bu kadar iyi anlatan bir film daha çekilmedi uzun süredir. Yaşam ve ölüm üzerine dev bir meditasyon bu film. Altüst olacaksınız, şimdiden söyleyeyim

 

İlgili Başlıklar