02 Mayıs 2014

#hergünbirfilm

YAZI: CEM ALTINSARAY

78. TONY MANERO (Yön: PABLO LARRAIN, 2008)

 

Yakın dönemin en sert, en sarsıcı filmlerinden. Karın boşluğuna yumruk misali. Meşhur Saturday Night Fever filminde John Travolta’nın canlandırdığı disko tanrısına takıntılı, arıza bir kahramanımız var. En fazla filmlerde karşımıza çıksın isteyeceğimiz türden. Evlerden ırak yani. Şilili yetenek Pablo Larrain’in bir anda bütün dikkatleri üzerine çektiği Tony Manero, asla ve kat’a herkese göre bir film değil, altını çizelim tabii.

 

 

 

79. LAST NIGHT (Yön: DON MCKELLAR, 1998)

 

Altı saat sonra dünya yok olacak ve yapacak da bir şey yok; koyver gitsin demekten başka… Oyuncu-yönetmen Don McKellar, romantik komediden bilimkurguya sayısız türü melezliyor, harikulade bir fanteziye imza atıyor. Post apokaliptik filmlerin tartışmasız en eğlencelisi. 

 

 

 

80. IN A LONELY PLACE (Yön: NICHOLAS RAY, 1950)

 

Godard’ın sinemanın ta kendisi diye bahsettiği Nicholas Ray’den noir’a sihirli bir rötuş In A Lonely Place. Bogart’ın son lahzaya dek gizemini koruyan senaryonun yaratıcılarına paralel harikalar yarattığı film, izleyeni entrikaya ortak ediyor. Nefes nefese izlenen bir kara film klasiği çıkıyor ortaya. 

 

 

 

81. FOUR LIONS (Yön: CHRISTOPHER MORRIS, 2010)

 

Özellikle 2000’li yılların en önemli olgularından teröre ince bir mizahla yaklaşan ve her türlü yabancılaştırmaya başvuran enfes kara komedi. Dört beceriksiz mücahit bir terör eylemi yapmaya kalkarsa ne olur? İzleyin, gözünüzle görün efendim. 

 

 

 

82. THE MAN WHO SHOT LIBERTY VALANCE (Yön: JOHN FORD, 1962)

 

Liberty Valance’ı kimin vurduğu çok önemli zira western türü yılların erkek stereotipini yerle bir ediyor! Ford’un son önemli yapıtı The Man Who Shot Liberty Valance ve Wayne, Marvin gibi vahşi adamların karşısına James Stewart gibi bir centilmeni dikiyor. Hal böyle olunca da erkekliğin kitabı sil baştan yazılıyor. İçiniz cız değil, cızzzzzz edecek; benden söylemesi.

 

 

 

83. LA CIENAGA (Yön: LUCRECIA MARTEL, 2001)

 

Reha Erdem’in Hayat Var’ını sevenler bu filmi de sevdi! Gezegende yaşayan ve filmler yapan belki de en heyecan verici kadın yönetmen olan Lucrecia Martel’in başyapıtı… Martel dışında kimsenin yanına yaklaşamayacağı bir gerçeklik duygusu, benzersiz bir estetik ve son demindeki aile kurumuna sert bir bakış.

 

 

 

84. THE PARALLAX VIEW (Yön: ALAN J. PAKULA, 1974)

 

Mühim olan hadiselere nerden baktığındır; bakış açını değiştirdin mi her şey değişir! Alan J. Pakula’nın Klute’la başlayıp, All The President’s Men’le tamamlanacak eşsiz politik paranoya üçlemesinin 2. halkası… Warren Beatty’nin film boyunca yaşayacağı gerilimi siz de iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Bir parça unutulmuş olsa da çok önemli bir film.

İlgili Başlıklar