08 Nisan 2014

#hergünbirfilm

YAZI: CEM ALTINSARAY

64. ONCE WERE WARRIORS (Yön: LEE TAMAHORI, 1994)

Yeni Zelanda sinemasının tartışmalı yönetmeni Lee Tamahori’den göz kamaştırıcı bir kariyer başlangıcı. Global barış indeksine göre dünyanın en huzurlu 2. ülkesi olan Yeni Zelanda’dan, en sertinden erkek egemen toplum eleştirisi! Maori kültürünü ve Haka dansını yakından tanımak ve daha iyi anlamak için de adeta bir belgesel. Aile içi şiddetin daha beter insanın boğazına düğümlenen bir tasvirini hatırlamıyorum ben. Gördüyseniz siz hatırlatıverin lütfen.

 

 

65. THE CHINA SYNDROME (Yön: JAMES BRIDGES, 1979)

70’lerin alametifarikası felaket filmlerinin toplumsal gerçekçi çizgiye yaklaştığı, unutulmaz bir başyapıt. Jane Fonda, Jack Lemmon, Michael Douglas ve bir adet nükleer enerji santralinin başrolleri paylaştığı bir gerilim şahikası.

 

 

 

 

66. WHITE HEAT (Yön: RAOUL WALSH, 1949)

Gangster filmlerine özel bir muhabbet beslediğiniz halde bu filmi görmemiş olabilir misiniz? Bal gibi de olabilirsiniz zira çoook eski bir film. Ama biliyor musunuz ki türün en dev, en soluk kesici örneklerinden… Ömrühayatınızda James Cagney gibi bir oyuncu daha izlediniz mi? Siz filmi görünce konuşalım bu meseleyi de…  

 

 

67. SUMMER LOVERS (Yön: RANDAL KLEISER, 1982)

Listenin 67. ve buraya kadarki en hafif filmini önereceğim müsaadenizle. Grease’in yönetmeni Randal Kleiser, arada Brooke Shields’lı Mavi Göl’ü çekip bu yaş pasta gibi filmi yapar. Santorini’nin Santorini olduğu zamandan, mutlu sonla biten (evet, evet. mutlu sonla!!!) masalsı bir üçlü aşk hikayesi. Dünyanın en güzel üç insanı olarak Peter Gallagher, Daryl Hannah ve filmden yalnızca birkaç yıl sonra kaybettiğimiz Valerie Quennessen başrollerde. Vasat fakat alabildiğine zevkli filmlerin yönetmeni Kleiser’den ağzınız kulaklarınıza vararak izleyeceğiniz, dev bir eğlencelik son tahlilde.

 

 

68. GIU LA TESTA (Yön: SERGIO LEONE, 1971)

7. sanatın gerçek sihirbazlarından Sergio Leone’den, film izlemenin de ötesinde bir deneyim. Spagetti Western üçlemesi ve Once Upon A Time’ları aratmayan bu harika film, mizahı, dramı, gerilimi ve aksiyonuyla kim olduğunu unutturuyor seyirciye. Coburn ve Steiger elinizden tutuyor; iki buçuk saatlik epik maceranın kahramanlarından olup, Meksika devrimini tadıyorsunuz efendim.

 

 

69. LEOLO (Yön: JEAN-CLAUDE LAUZON, 1992)

 

 

Henüz bulmuşken kaybettiğimiz Jean-Claude Lauzon’un sinemaya unutulmaz, eşsiz, biricik armağanı. Film 12 yaşındaki bi çocuğun gözünden anlatılır. Kendi paralel evrenini yaratmış, hayatı baştan başa bir oyun gibi idrak eden... İmgeler, sesler ve sözcükler öyle dahiyane kurgulanmış, duygular öyle bir harmanlanmış ki işte sinemanın gücü dedirtiyor inanın. Leolo daha önce izlediğiniz hiçbir şeye benzemeyen filmlerden biri ve siz de benim gibi yıllarca yad edeceksiniz eminim.

 

 

 

70. ONE FROM THE HEART (Yön: FRANCIS FORD COPPOLA, 1982)

Coppola’nın az bilinen işlerinden; tadı retinanızda kalacak müzikal bir aşk hikayesi. Beş yılın sonunda yorgun düşmüş harika bir çift ayrılmaya kalkar; adamın da, kadının da karşılarına rüya gibi adaylar çıkar! Eğlenceli, bir o kadar da duygusal bir serüven başlar. Aşkın karşısına tutkuyu koyup kafa kafaya çarpıştırıyor One From The Heart. Teri Garr ve Frederic Forrest’a, Raul Julia ve Nastassja Kinski eşlik ediyorlar, ki daha iyisi can sağlığı! Tamamı dekorda çekilen film, Tom Waits’in de emsalsiz katkısıyla, son 30 yılın en önemli müzikallerinden biri kabaca.

 

İlgili Başlıklar