28 Mart 2014

#hergünbirfilm

YAZI: CEM ALTINSARAY

57. IN THE COMPANY OF MEN (Yön: NEIL LABUTE, 1997)

 

Gelmiş geçmiş en yaratıcı finallerden birine sahip harika bir senaryo. ‘Kadın milleti’nden topyekun intikam almak isteyen iki hazımsız yuppie’nin haince planı ve dünyanın en masum kurbanı! Başta bir parça yadırgayabilirsiniz; zira tiyatro kökenli Neil Labute’un karakterleri çok konuşurlar ama dişinizi sıkıp kulak kesilirseniz pişman olmayacağınızı da bilin. Birbirinden iyi oyunlarla alkışı hak eden Aaron Eckhart, Matt Malloy ve inanılmaz Stacey Edwards’a benden selam söyleyin…

 

 

58. LEBEWOHL, FREMDE (Yön: TEVFİK BAŞER, 1991)

 

Tevfik Başer’in üçü de Alman yapımı filmlerinin sonuncusu ve tartışmasız en acayibi Elveda Yabancı. Karizmatik perde şahsiyetinin zirvesinde bir Müşfik Kenter ve Aşk Üzerine Küçük Bir Film’in unutulmaz arzu nesnesi Grazyna Szapolowska bir arada. Aşk hikayesiyle, politik zeminiyle ve görüp görebileceğiniz en iyi görüntü yönetimlerinden biriyle kalbinizi çalacak bu film. Sorun şu ki bu filmi nereden bulup nasıl izleyeceksiniz konusu biraz çetin. Ben filmin benim gibi hastası Mete Avunduk’a doğumgünü armağanı yapabilmek için bizzat yönetmenin kendisinden temin etmiştim. Bu çok özel filmi izlemek için elinizden geleni ardınıza koymayın, gerekirse yönetmeni taciz edin!

 

59. TOUCHING THE VOID (Yön: KEVIN MACDONALD, 2003)

 

Ölüme en yaklaştığınız an yaşamı en iyi anladığınız andır! Böyle diyor bu mitleşmiş dağcılık belgeseli. Peru’daki Siula Grande zirvesine doğru tarihin en zor tırmanışını yapan iki dağcının kurmaca filmlere taş çıkartan hikayesi. Belgesel dediğime bakmayın, bu bildiğiniz film. Hayatınız boyunca bu filmden daha çok etkileneceğiniz kaç şey göreceksiniz bilmiyorum efendim.

 

60. JOHEUNNOM NABBEUNNOM ISANGHANNOM (Yön: JEE-WOON KIM, 2008)

 

Güney Kore’den çıkıp gelen ve her türlü övgüyü hak eden bir İyi, Kötü ve Çirkin uyarlaması! Genç usta Kim Jee-Woon’un Kore sinemasının üç önemli yıldızını bir araya getiren filmini lütfen bir parodi gibi düşünmeyin. Kendi başına bir zafer bu. Türe ve orijinal filme yapılan ince göndermeler, nefes kesen aksiyon setleri ve bir eşi daha olmayan destansı takip sekansı. Gırla eğlence vadediyor bu film. Yaşadınız yani.

 

 

61. SLEUTH (Yön: JOSEPH L. MANKIEWICZ, 1972)

Hi tech’ten medet uman kof yeniden çevrime boş verin. Anthony Shaffer’in meşhur oyununu Mankiewicz’in muhayyilesinden seyreyleyin! Usta aktör Michael Caine ve ustaların ustası Laurence Olivier, 140 dakika süren bir ölüm satrancına oturacaklar. Sizi de gizem ve gerilimin doruklarında bir gezintiye çıkaracaklar. İnsan zekasına sesleniyor bu film. Sinemadan öncelikle iyi senaryo ve iyi oyunculuk bekleyenlerin göbeklerini sıvazlayarak izleyeceklerini belirtelim.

 

62. THE HUNGER (Yön: TONY SCOTT, 1983)

 

Tüm zamanların en ayrıksı vampir filmlerinden biri. Catherine Deneuve, Susan Sarandon ve David Bowie gibi üç harika ismi bir araya getiren The Hunger, görüp görebileceğiniz en tarz anlatılardan.  Delibes’in Lakme’sinden muhteşem Çiçek Düeti’nin çaldığı sahne de yine görüp görebileceğiniz en unutulmaz sahnelerden. Kuşkusuz, Tony Scott’un yönetmen olarak sinema tarihine en büyük hediyesi.  

 

63. KES (Yön: KEN LOACH, 1969)

 

İngiliz sinemasının vicdanı, işçi sınıfının sesi üstad Ken Loach’un vaktiyle sinemaya bomba gibi düşen başeseri. Çıkışsızlıklar içindeki küçük bir çocuğun yırtıcı bir kuş olan kerkenezle, yüreğinize akacak destansı muhabbeti. Belki de yetişkinlere yapılmış en iyi çocuk filmi. Hiçbir zaman geçmeyecek, 20 yıl sonra duruyor olacak etkisi.

 

İlgili Başlıklar