24 Şubat 2014

#hergünbirfilm

YAZI: CEM ALTINSARAY

29. A PLACE IN THE SUN (Yön: GEORGE STEVENS, 1951)

 

 

Bir film bu denli romantik olsun, sonra üstümüze bunca dram boca etsin. Sen misin iki kadını birden aynı anda seven! Pek lezzetli, pek hafif başlayıp giderek seyirciyi nefes alamayacak hale getiren filmlerin usta yönetmeni George Stevens’tan yüreğinizi yakacak bir aşk hikayesi. Montgomery Clift ve Elizabeth Taylor’ın gençlikleri, güzellikleri, hele aralarındaki kimya inanılır gibi değil. Bir kayık sahnesi var ki, kendi hesabıma hayatta en gerildiğim sahnelerden biri olduğunu söyleyeyim.

 

 

30. FIVE EASY PIECES (Yön: BOB RAFELSON, 1970)

 

 

Jack Nicholson’ı artık gözle görülecek biçimde haritaya yerleştiren eşsiz bir karakter draması. 70’lerde formunun zirvesine ulaşan Amerikan sinemasının en iyi örneklerinden, gösterişsiz ama bir o kadar zengin bir anlatı. Nicholson, sonraki 40 yıl boyunca üzerinden çıkarmayacağı perde şahsiyetini buradaki Robert Dupea karakteri üzerine dikmiştir. Ve bu karakter bendenizin tüm sinema evreninde en çok özdeşleştiği karakterlerden biridir. Bakalım size de dokunacak mı? 

 

 

31. TRUST (Yön: HAL HARTLEY, 1990)

 

 

Amerikan bağımsız sinemasının uzun yıllar en heyecan verici yönetmeni olarak kalan Hal Hartley’nin belki en heyecan verici filmi… Hartley, günümüz ilişkilerinin en büyük meselesine, güven kavramına eğiliyor. Ömrübillah unutamayacağınız cümleler kuruyor. Tümüyle kendine özgü bir dünyası olan sayılı yönetmenden Hartley ve Godard ruhuyla dünyanın en romantik hikayelerinden birini anlatıyor şimdi. ‘90 yapımı Trust’ın, izleyene sevmek ve bir araya gelmekle ilgili hala taze bir-iki fikir vereceğine eminim. Cinayete kurban gidip genç yaşta aramızdan ayrılan esas kızımız, biricik Adrienne Shelly’yi de özlemle anmış olalım tabii.

 

 

32. SALINUI CHUEOK (Yön: JOON-HO BONG, 2003)

 

 

Güney Kore’den gelen bu mucize filmin, 2000’lerde yapılmış tüm filmler içerisinde EN SEVDİĞİM olduğunu söylemekle yetineceğim! 

 

 

33. THE LONG GOODBYE (Yön: ROBERT ALTMAN, 1973)

 

Babaların babası Robert Altman’dan kusursuz bir Raymond Chandler uyarlaması. Polisiye edebiyatına yön vermiş tüm özel dedektifler içinde kişisel favorim Philip Marlowe’u adeta baştan yaratıyor Altman. Elliott Gould’un enfes kompozisyonuyla içinizi titretecek bi macera bekliyor sizi. Ders gibi bir gerilim, entrika, atmosfer filmi.

 

 

34. THE BEGUILED (Yön: DON SIEGEL, 1971)

 

Erkeklerin kaçırmaması gereken, kadınlarınsa özellikle (!) kaçırmaması gereken bi romantik-savaş filmi. Clint Eastwood filmografisinin de tartışmasız en acayip filmi. İzleyince anlayacaksınız neden bahsettiğimi. Death Proof’tan çok önce ve çok feci şekilde alıyor kadınlar erkek milletinden intikamlarını. Sabırla izleyin efendim.

 

 

35. PICNIC AT HANGING ROCK (Yön: PETER WEIR, 1975)

 

İhtimal görüp görebileceğiniz en etkileyici gizem filmi. Kesin bir cevaba yıllar geçse de ulaşamayacaksınız, o kadar söyleyeyim. Peter Weir’ın yönetmenlik sanatının inceliklerini gözlerimizin önüne serdiği Picnic At Hanging Rock, bu dünyadan değil sanki. İnternet forumlarında 37 yıl sonra hala tartışılıyor kaybolan kızların akıbeti. Filmi görün; siz de kaybolacaksınız onlar gibi. Botticelli’den Zamfir’e, bir güzellik abidesi. 

 

İlgili Başlıklar