27 Ocak 2015

Suzy Menkes Couture Defilesinde: 2. Gün

YAZI: SUZY MENKES

DIOR: DÖNEMLER ARASINDA YOLCULUK 
 
Dior haute couture defilesinde mankenlerin etek uçları sanki geçmiş yıllara batırılıp çıkarılmış gibiydi, 50'lerden fırfırlı, 60'lardan kısa renkli ve çizgili etekler.  
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Zevksiz 70'lerden ne vardı? Gümüş renkte veya rengarenk jakarlı tulumlar vardı, bu tulumlar kısa kalın ve şeffaf topuklarla adeta dikkat çekme yarışına girmiş gibiydi.  
 
Raf Simon'ın Christian Dior couture defilesi bir ikilemdi; yarı saydam plastik monttaki çiçek işlemeleri veya güpür dantelin üzerindeki küçük pullar o kadar güzel bir el işçiliğine sahipti ki hangi büyülü ellerin onları diktiğini merak etmekten kendinizi alamazdınız.  
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Mankenler, kurulu rampa sisteminin üzerinde yürürken, üstlerindeki her çizginin, her süslemenin, hatta at kuyruğu saçlarına takılı altın halkaların bile sanat eseri olduğunu söyleyebilirdiniz. Ön sıradaki Natalie Portmen ve Benjamin Millepied gibi izleyiciler her baş döndürücü detayı dikkatle incelediler. 
 
Defileyi "retro" olarak tanımlamak mümkün, David Bowie'nin yıllar öncesinden gelen sesi odayı dolduruyordu. Ancak yine de şık ve modern bir hava vardı, sportif bir üstle bir araya getirilmiş uzun eteklerde bile. 
 
Raf, sahne arkasında "Geçen sefer direkt olarak geçmişe dönmüştük, bu sefer üç farklı dönemi birleştirmenin ilginç olacağını düşündüm: 50'lerin romantizmi, 60'ların cesareti, 70'lerin özgürlüğü" diyor. Geçen sezonun haute couture'ünde 18. yüzyıldan başlayıp aya çıkmaya kadar uzanan bir zaman tünelinden geçirmişti bizi. 
 
Her yolculukta olduğu gibi, hızlı ve dinamik geçişler de vardı, daha belirsizleri de ve hatta bazı düşüşler de. Sahneye kurulmuş yapı iskelesi önemliydi, çünkü hala devam etmekte olan bir sürecin parçası olduğumuzu simgeliyordu. 
 
Raf'i romantik veya süsleyici bir insan olarak görmüyorum, onun daha çok bir mimar olduğunu düşünüyorum. Ama yine de kabarık etekler çok şirindiler. Çim yeşili, turuncu, sarı, kırmızı ve mavi çizgilerle pileler verilmiş eteklerin arasında güzel gözüküyorlardı. 
 
Aradan fırlayan bu tür renklerle, elbiselerin şirinliğine modern bir etki katılmış oluyordu, cafcaflı renkteki plastik çizmeleri söylemiyorum bile. 
 
Limon sarısı kısa bir mont şirin gözükse de, kısa etekler biraz problemli gözüküyordu. Kısa eteklerde de aynı renkli çizgili pilelerden kullanılsa bile, kalçalara kadar uzanan çizmeler sanki "Barbarella" adlı 1968 yapımı filmden çıkma gibiydiler ve Dior'un bizi uzay yolculuğuna çıkardığından şüphelenmeme sebep oldular.   
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Raf Simons'ın tam da hedefine ulaştığını hissetmemiş olsam da, modaevinin yüksek enerjisi hissediliyordu. Monsieur Dior çiçekleri kullanarak en klasik yoldan gitmeyi tercih ederdi. Ama şu anki tasarımcının daha radikal bir bakış açısı var.  
 
Her ne kadar stüdyolarını ziyaret etme şansını bulamamış olsam da, yetenekli ellerin veya modistraların, işlemelerle ve renk paletleriyle yeni şeyler denemekten heyecan duyduklarını tahmin edebiliyorum.  
 
Ve tulumlar hakkında ne düşünüyorum? Bu tulumlar, moda dünyasının her noktasında görülebilirler, o zaman haute couture'de neden olmasınlar? 
 
SCHIAPARELLI: GELECEK ZAMAN 
 
Fransa'nın eski first lady'si Carla Bruni arkadaşı Farida Khelfa'yla ön sırada yerini alırken, Schiaparelli defilesinin sahnesi Jean-Paul Goude'un ünlü 1990 Chanel Egoiste reklamındakileri andıran pencerelere kadar pembeyle kaplanmıştı. 
"Schiap"a özgür her şey oradaydı: belirgin terzilik, acayip şapkalar, esprili baskılar ve fiyonklu elbiseler. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Ancak yaz couture sezonunun bu açılış gününde, bu defilenin ardında hiçbir tasarımcının ismi geçmiyordu, ve aslında buna gerek de duyulmamıştı.  
 
Her ne kadar Marco Zannini, Schiap'ın gösterişli hayatından üzerinde çalışılabilir bir miras yaratmış olsa da bu seferki defile, onun Elsa'nın kurallarıyla oluşturduğu eski defilelerden daha yeni ve taze görünüyordu.  
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Defile, şık beyaz bir pantolon takımla başladı, süs olarak iğneler işlenmişti ve bu kıyafete püsküllü bir Fas şapkası eşlik ediyordu. Bunu günlük birkaç kıyafet izledi. Odak noktası daha çok sırttaydı, özellikle büyük fiyonklar veya omurilik kısmında el baskıları dikkat çekiyordu. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Parlayan yıldızlar, iğnelerle iliştirilmiş kalpler, cep kısmına işlenmiş asma kilit, ve çim yeşili satenin üzerindeki gölgeli efektler gibi birçok desen Schiap'ın mirasındandı. Drapelendirilmiş örgüler, geçmişten kalma gibi görünüyordu.  
 
Defilenin program açıklamasında, koleksiyonun couture olduğunu kanıtlarcasına detayların karmaşıklığı listelenmişti.
 
Modern dijital dünyaya gönderme yapan hiçbir şey yoktu, ve bu bir eksiklikti. Cep telefonları veya laptop baskıları gibi bariz şeylere gerek yoktu ama içinde bulunduğumuz zamanları hatırlatan küçük ipuçları eklenseydi iyi olurdu.  
 
Bunun için Schiaparelli'nin kalbini ve aklını iyice araştırmanız gerekir.  
 
Schiap markasının yeniden kuruluşunun ardındaki isim diego Della Valle, 1930'larda Coco Chanel'in rakibi olan bu tasarımcıyı anlamak için birçok kitabın, çizimin ve diğer arşiv bilgilerinin bulunduğuna inanıyor.  
 
Yönetici Valle, "Okuldan yeni mezun olmuş genç tasarımcıları getirip beraber çalışabiliriz" diyor.  
 
Şimdilik sistem işliyor. Ancak bütün ünlü markalar için zorlayıcı iş aynı: markalarının asil geçmişinde dinamik bir gelecek bulabilmek.
 
Çeviri: Kardelen Berfin Kobyaoğlu 
 

ETİKETLER: SUZY MENKES , DİOR , ELSA SCHİAPARELLİ , SCHİAPARELLİ , COCO CHANEL , MARCO ZANNİNİ , SCHİAP , MODA DEFİLE