18 Mart 2015

Savage Beauty Sergisi

YAZI: SUZY MENKES

Dimdik tüyler, solan güller, canlı ekoseler, iskeletler ve kemikler... Bu kadar heyecanlı ve dokunaklı başka bir moda sergisi olabilir mi? 
 
Victoria & Albert Müzesi'nin Alexander McQueen'i anmak için düzenlediği "Savage Beauty" sergisi (14 Mart-2 Ağustos), 2011'de New York Metropolitan Müzesi'nde sergilenenden çok daha etkili bir görsel bir şölen vadediyor.  
 
Serginin Londra ayağı cinselliği en açık haliyle göstermesi ve ölüme şaşırtıcı bir şekilde odaklanmasıyla, New York sergisinde de kullanılan "romantik" sözcüğüne farklı bir şekilde dikkat çekiyor. 
 
V&A'deki Savage Beauty sergisinden "Romantik Gotik" enstalasyonu 
Fotoğraf: Victoria and Albert Museum London 
 
New York'takinden 3 kat daha büyük olan "tuhaflıklar odası", serginin en çarpıcı kısmıydı. Vahşi görünümlü tüyler, sendeleyen "armadillo" ayakkabıları, Shalom Harlow'un giydiği elbisenin iki robot tarafından boyanmasını gösteren bir reprodüksiyon McQueen'in yaratıcılığını bir kez daha gözler önüne serdi. Bu unutulmaz defilelerin gösterildiği videolarla beraber sergi alanı, serginin ve McQueen'in mirasının simgelediği her şeyi ortaya koyan bir yer haline gelmiş.   
 
Kate Moss'un hologramından, McQueen'in intiharından önce düzenlediği 2010'daki en son defilesi "Atlantis"in sahne fonuna kadar her şeyden hoşlanmama rağmen sorulması gereken sorular var. 
 
Bunlardan birçoğu, V&A müzesinin satışa sunduğu ve serginin küratörü Claire Wilcox'ın editörlüğünü yaptığı Alexander McQueen kitabında mevcut. Zaten daha önceden Claire'le sohbet ederken, sergide hiç de ortaya atılmayan bazı soruların farkına varmamı sağlamıştı, özellikle de tasarımcının içinde çalıştığı kültürel ortamla ilgili soruları.  
 
Wilcox, Young British Artists oluşumuna dikkatimi çekerek, "Generation Sensation" olarak adlandırdığı bu grubun McQueen'in üzerindeki etkisini anlattı. Bu yaratıcı insanlar, 90'larda galeri sahibi Charles Saatchi tarafından keşfedilmişti. McQueen aynı zamanda Chapman kardeşler olarak bilinen Jake and Dinos Chapman'la da yakın arkadaştı. Tasarımcının ölüme bakış açısının, Damien Hirst'ün 1991 yılına ait "Ölü Köpekbalığı"na benzer olduğunu da söyleyebiliriz. 
 
Bir sanat eleştirmeni değilim ama V&A Müzesi'nin McQueen sergisine neden kendi döneminin sanat dünyasını ve tasarımcının sanatla etkileşimlerini dahil etmediğini anlamadım. Ölü inekler, ölü kuşlar... Bunların kültürel bağını görebilmek için dedektif olmanız gerekmiyor.  
 
"Tuhaflıklar odası" enstalasyonu, Alexander McQueen Savage Beauty sergisi, V&A Müzesi 
Fotoğraf: Victoria and Albert Museum London 
 
Bir de McQueen'in tasarımlarının belkemiğini oluşturan usta terzilik yeteneklerini öğrendiği Savile Row'daki yılları var. Paris'te, haute couture'ü bütün incelikleriyle öğrendiği Givenchy dönemini de unutmayalım. Her iki konu da kitapta farklı konu başlıkları altında işlenmişse de sergiye dahil edilmemişler.  
 
McQueen'in çatısı altında bulunduğu Kering grubu tarafından finanse edilen bu defile, ziyaretçilerinin şu basit sorusunu bile yanıtlayamıyor: Bu kadar garip kıyafetlerden para kazanmayı nasıl başardılar? 
 
V&A defilesiyle ilgili sinir bozucu olan en büyük şey de ilk iki büyük sergi alanında McQueen'in yukarıda anlattığımız geçmişini sergileme imkanının bulunması. Üçüncü alanda da "Romantic Gothic" adı altında görsel öğelere geçebilirlerdi.   
 
Sergi, tasarımcının 1992'de Central Saint Martins'ten mezuniyeti için hazırladığı ve Viktoryen seri katil Karındeşen Jack'ten esinlendiği çarpıcı frak ceketle başlıyordu. "Bumster" olarak bilinen düşük bel pantolonlar, McQueen'in hiphop ve sokak kültürüne katkısıydı. 
 
McQueen'in hikayesini zaten biliyorsanız, Wilcox'ın  küratörlüğünü yaptığı sergideki bilgilendirmeler size yetebilir. Ama genel olarak McQueen'in kariyerinin ilk zamanlarına dair çok az açıklama vardı.  
 
"Platos Atlantis" kısmındaki enstalasyon, Alexander McQueen Savage Beauty sergisi, V&A Müzesi 
Fotoğraf: Victoria and Albert Museum London 
 
Sergide gezinirken McQueen'in sesini duyar gibi oluyorsunuz (Tabi sergiyi gezen kalabalığın sesinin onunkini bastırmadığı zamanlarda). Tasarımcının konuştuğu bir video görünürde yoktu, belki de müze sergiyi gezme süresini hızlandırmak istediği için böyle yapmıştır. 
 
Sergiyi ilgi çekici ve sürükleyici bulduğum için çok keyif aldım. McQueen'in uzun süredir prodüktörü olan Sam Gainsbury tarafından hazırlanan görsel sunumu beğendim. Metropolitan Müzesindeki sergi sunumlarını da o hazırlamıştı. Ancak o zamanlar bile McQueen'e yapıştırılan "romantik" etiketine dair şüphelerim vardı. Bu isimlendirmeyi, Metropolitan Müzesi'ndeki serginin küratörlüğünü yapan, önceden de V&A 'de yardımcı küratörlük pozisyonunda olan Andrew Bolton yapmıştı. 
 
McQueen, moda tarzına bakıldığında romantik miydi? Tasarladığı bir gece elbisesindeki solmuş gülleri düşününce, evet.Tasarımlarını, asıl gerçek romantik olan Christian Dior'la kıyaslarsak, hayır. 
 
McQueen'in bütün o güllerini, deniz kabuklarını, boynuz ve kemiklerini, hikaye anlatmak için kullandığı dayanaklar olarak görüyorum. "Show and Tell" kitabında anlatıldığı gibi, McQueen'in isteği "Defileleri, modanın sergilenmesi için icra edilen mekanik bir olay gibi görmek değil bir anlatım şekli haline getirmekti." Bu açıdan, ruh kardeşi John Galliano'ya benziyordu, ayrıca Galliano da sergide yine adı hiç geçmeyenlerdendi. 
 
Bağlamlar, modada çok önemlidir. Kıyafetler kendi kendilerine oluşmazlar, kendi zamanlarının kültür köklerinden doğarlar.  
 
The Savage Beauty sergisine mutlaka gidin. Ancak eğer modanın sıkı bir takipçisiyseniz, Alexander McQueen kitabını almayı da sakın unutmayın. 
 
Çeviri: Kardelen Berfin Kobyaoğlu
 

ETİKETLER: SUZY MENKES , ALEXANDER MCQUEEN , SAVAGE BEAUTY , MODA , TARZ , STİL , SERGİ , ÜNLÜ STİLİ , TASARIM , JOHN GALLİANO