01 Eylül 2019

Röportaj: Sporty&Rich'in Yaratıcısı Emily Oberg

RÖPORTAJ: DEFNE SARIÇETİN

emily,oberg

Fotoğraf: Pavielle Garcia

Emily Oberg’in sanat yönetmenliğini bir bakışta tanıyabilirsiniz – ana renklerde tonlar, spor giyim temaları, 80’lerden 90’ların sonuna uzanan zamanları anımsatan hem lüks hem natürel bir his. Complex’te başladığı kariyeriyle, sneakerlar ve sokak tarzı moda olmadan uzun süre önce kamera önünde hip-hop’un en büyük isimleriyle röportaj yapıyordu, ya da DJ Khaled ile squat sonrası meditasyon.

Celiné-Nike-ile-tanışıyor olarak anılan tarzı ve estetik anlayışıyla etkileyici bir takipçi kitlesi kazanırken, stil kadar projelerin anlamına da eşit, hatta daha fazla, önem verdi. Supreme’in yeraltı yeniden-satma ekonomisi üzerine bir belgesel filmi çekiyor, sokak giyim markası KITH’in en genç kreatif direktörü oluyor ve en yakın zamanda, Nowness için Pam Shamshiri’nin yer aldığı bir artist-in-residence videosu yönetiyor.

Tüm bunlarla eş zamanlı kendi başına Sporty&Rich’i yaratıyor – yıllık basılan, mimari ve tasarımdan sağlık ve yaratıcılığa Oberg’in zevkini yansıtarak sportif ve zengin bir hayatın akla gelebilecek her yönünü ele alan bir dergi. İsmindeki zenginlik ibaresi ise maddiyattan ziyade kalite ve sağlığa yatırım yapmayı kastediyor.

S&R’ın instagram hesabı da dergi kadar ünlü, İngiliz Vogue’un Laura Bailey’sinin favori hesabı ilan ettiği online bir hayat tarzı mood boardu. Bir Slim Aarons fotoğrafında yaşıyormuş hissi veren mimariler, sürat tekneleri, eski Ralph Lauren ve Range Rover reklamları, Polo’ları içinde tenis oynayan bronz erkekler, 80’lerde Rio’da okyanustan, 2000’lerde ise havuzdan çıkan sıfır makyaj bikinili kızlar. Capri’den meyve pazarları ve deniz mavisi şemsiyeler, Fransa’dan yalnızca hafta sonları için kullanıldığı belli olan villalar, 90’ların modelleri, genç Pharell, kapüşonlar, sıcak mutfaklar, modern spor salonları. Kariyer, basit bir hayat, sağlık, mutluluk ve tabii Dieter Rams’ın tasarım prensipleri üzerine incilerin yanı sıra Carolyn Bessette ve John F. Kennedy Jr.’ın sabah koşusu sonrası Central Park’ta flörtleşirkenki halleri. Doğal, mahrur ve alabildiğine güzel.

Bu hayat tarzının içine döşenmiş hissiyatı veren ilk koleksiyonunda pazardaki havuçların tenis raketinin yanına sıkıştırılabileceği yeşil bez çantadan, Diana’nın spor görünümlerini andıran şort ve sweatshirt’lere kadar her ürün lüks ama minimal, sağlık ve kaliteyi merkezine almış bir hayata hizmet ediyor.

Emily ile Sporty&Rich’i markalaştırmaktaki ik adımını, nostaljik referanslar ve orijinalliği, denklemin bir parçası olan sürdürülebilirliği, hustle kültürü karşısında sağlığın önemini ve tabii kaçınılmaz olarak sosyal medyayı konuştuk. 

emily,oberg

Fotoğraf: Fahim Kassam

Sporty&Rich nasıl başladı ve kimler için yaratıldı?

Ben Sporty&Rich’in öncelikle bir dergi olmasını istedim ve bir bakıma önce Instagram’da mood board tarzı bir referans noktası olarak başladı. Sadece kendi işlerim için görselleri arşivlediğim online bir yer gibiyken, sonra insanlar da bu hesabı aynı şekilde referans ve ilham için kullanmaya başladılar. Bunu asla gerçek bir markaya dönüştürme gibi bir niyetim yoktu. Geçmişte sadece eğlence amaçlı bazı ürünler yaptım, sadece elli parça gibi ve yakın zamana kadar hepsinin bu kadarla kalacağını düşünüyordum. Ama talep arttıkça, bundan daha fazlası olabileceğini farkettim. Sporty&Rich’i benim gibi hem sokak tarzını ve spor kıyafetleri hem de lüks markaları ve bunları karıştırmayı seven insanlar için başlattım. Bu, bir süredir büyük bir trend ama Sporty&Rich’in başlangıcı henüz tüm büyük isimli markalar ve lüks moda evleri sneakerlar, kolaborasyonlar ve sokak modasıyla ilgilenmeye başlamadan tam önceydi. Şimdi ise bunları her yerde görüyoruz.

 

Sporty&Rich’i sonunda marka olarak geliştirme kararı vermene ne neden oldu?

Aslında her zaman Sporty&Rich’i tam anlamıyla bir markaya dönüştürme fikriyle kendi içimde mücadele ettim. Sanırım bir sürü başka insanla rekabet etme fikrinden biraz korktum. Günümüzde herkes kendi markasını yaratmak, bir marka olmak istiyor ve Instagram ile bazı şeylerin zorlaştığını hissediyorum. Etrafta çok fazla şey var. Ama sonra farkettim ki ben ürünlere bayılıyorum ve esasen tam bir ürün ve tasarım insanıyım. Güzel şeyler yaratmayı seviyorum ve hala benim istediğim ve kişisel olarak aradığım ürünler için piyasada bir boşluk olduğunu düşünüyorum. Bu boşluğu doldurmak, basit, iyi yapılmış ve uzun süre dayanacak ürünler yaratmaya konsantre olmak istedim. Tabii ki Sporty&Rich’in amacı Comme des Garçons olmak değil. Abartılı silüetler ya da delice yenilikçi, çok kalıpların dışında kıyafetler yapmıyorum. Ama farklı olan benim perspektifimden olması, benim sevdiğim ve başka insanların da seveceklerini düşündüğüm parçalar olmaları.

 

Birbirine benzer oldukça fazla şey gördüğümüz, her zamankinden fazla markanın ve ilham hesaplarının olduğu bir atmosferde, orijinalliği nasıl tanımlıyorsun?

Sana katılıyorum. Bence kesinlikle bir şeyden esinlenip onu referans almak ile onu yalnızca kopyalamak arasında net bir çizgi var. Ben referans almaya bayılıyorum, yani neredeyse tüm işlerim eskiye bir referans niteliğinde. Tasarımda 70’lerden 90’lara kadar olan döneme karşı güçlü bir bağ hissediyorum ve sürekli o dönemden ilham alıyorum. Ama referans alırken, aynı zamanda kendi bakış açın ve vizyonun olması gerektiğine ve referansını eşsiz bir şeye dönüştürmen gerektiğine inanıyorum. Bazen insanların bir fikri gördüğünü ve direk “Hadi aynen bunu yapalım” dediğini düşünüyorum. Bir fikri olduğu gibi alırsan ondan ilham almış olmuyorsun. Onu tamamen yeni bir sonuca dönüştürmek zorundasın yoksa bu sadece çalmak olur. Markaların sıklıkla bunu yaptığını gözlemliyorum, bir ürünü ya da fikri yeniden yaratmak istiyorlar ve bunda hiç bir sıkıntı yok. Ama eğer kendi kişiliklerini ve perspektiflerini buna eklemezlerse, ellerinde sadece düşüncesizce yaratılmış, sıkıcı bir kopya olur.

 

Sporty&Rich’in önemli bir yönü ise sürdürülebilirlik ve Internet satışlarının sadece ön-sipariş yöntemiyle yaratılması; yani yalnızca sipariş verilen kadar ürün üretmek. Patagonia’dan etkilendiğini biliyorum, S&R sürdürülebilirlik bakımından nasıl yönetiliyor ve bu konudaki kararların nasıl şekillendi?

Şahsi görüşüm; Patagonia, değerleri, filozofisi ve ürün yaratma konusundaki tutumu açısından dünyadaki en iyi marka. Süper fonksiyonel, pratik ve inanılmaz poliçeleri var. Çıkarttıkları her yeni şeyi satın almanızı değil, aldığınız ürüne sonsuza kadar sahip olmanızı istiyorlar ve sizin için onu tamir ediyorlar. Umarım ben de bir gün bunu yapabiliyor olurum. Ön-sipariş kararı tamamen muhafaza etmek ile ilgiliydi. Geçmişte bu yöntemi kullanmamıştım ve bütün fazladan ürün yığınına bakıp "Bunlarla ne yapacağım?" diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ürünlerini yakan ya da atan çok fazla marka var, bence bunun hiçbir mantığı yok ve oldukça israfkarca. Ön-sipariş kararını alırken gergindim de, çünkü insanların uzun süre beklemek istemediğini, ürünlerinin anında hazır olmasını istediklerini biliyorum. Ama insanların iyi bir amaç için beklemeye istekli olmasından çok mutluyum. Bu sayede temelde markanın hiç atığı olmayacak. Aynı zamanda bir nevi ayrıcalıklı olma elementi de getiriyor. Eğer kaçırdıysan, ürünü sonra tekrar alabilmek için başka bir şansın yok ve bence bu her parçayı çok daha özel kılıyor. Genel olarak hepimizin daha bilinçli olması gerektiğini düşünüyorum, özellikle de ürün yaratmakla ilgili. Bu markayı geliştirmekte tereddüt etme sebeplerimden de biriydi. Dünyanın daha da fazla eşyaya ihtiyacı yok. Hepimizin kendi katkılarımızla ilgili çok düşünceli olması gerekiyor. Ve bence ön-sipariş bu hasarı bir bakıma telafi etmek için yapabileceğim küçük bir şey.

 emily,oberg

Fotoğraf: Pavielle Garcia

Kendi deneyiminden öğrendiğin, seni takip eden ve kariyerinden ilham alan gençlerin keşke bilselerdi diye düşündüğün bir şey ne olurdu?

Bence kendini tüketmemeyi öğrendim. 22 yaşına gelmeden tam olarak ne yapmak istediğini bilmen gerektiği fikriyle strese girmemeyi ya da her zaman aynı anda üzerinde çalıştığın beş farklı projen olması gerektiği fikri... Günümüzde gençlere yönelik 'hiç çalışmadan durma' ve 'asla boş günün olmasın' tarzı fikirler üzerinde büyük bir vurgu olduğunu hissediyorum. Bunu özellikle daha gençken ve New York’tayken çok hissediyordum. “Çok çalış, atağa geç, saldırgan oyna” tarzı çok baskın ve bunun iyi tarafları da var – tabii ki güçlü bir iş etiğin olmalı. Çalışmayı çok seviyorum ancak geçtiğimiz sene öyle bir noktaya geldim ki tükenmişlik sendromu yaşadım ve bu beni biraz depresif bir moda bile soktu diyebilirim. Çünkü hayatın iş etrafında dönmeye başlıyor, çalışmak için yaşıyorsun ve bence bunun tam tersi olmalı. Bence hala kendimize zaman ayırmaya, tatil yapmaya, hayatın keyfini çıkarmaya, kendimizi ve sağlığımızı ön plana koymaya ihtiyacımız var. Bazen bunların geri planda kalmasına izin verdiğimizi düşünüyorum çünkü başarmaya, para kazanmaya ve kendimiz için bir isim yapmaya fazlasıyla odaklanmış oluyoruz. Kendini tükenmiş bir noktaya getirmemenin ve herkesin inanılmaz işler başardığını ve durmadan çalıştığını gösteren sosyal medyanın baskısına boyun eğmemenin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu genel olarak hiç sağlıklı değil ve bu şekilde olmak zorunda da değil, sağlıklı bir denge kurmak mümkün.

 

Sosyal medyadan bahsetmişken, Instagram’ı oldukça etkili bir şekilde kullanıyorsun. Sana göre bu platformu iş veya yaratıcılık için eksilerinde kaybolmadan sağlıklı bir şekilde kullanmanın yolu nedir?

Kesinlikle benim de sosyal medyayı fazla kullandığım ve bunun bana kötü hissettirdiği zamanlarım oldu. Bazen tabii ki ben de bunun içine çekiliyorum ama biliyor musun, bu keyif verici bir şey olmalı, günün sonunda bu sadece bir uygulama! Eğlenceli olmalı ve bir iş gibi hissettirmemeli. Ben sadece istediğim zaman paylaşım yapıyorum, belli bir zaman diliminde, şu sayıda ya da şu tarzda paylaşım yapmaya ya da algoritmayı takip etmeye çalışmıyorum. Bazen düşünüyorum da eğer daha hesapçı olsaydım belki daha büyük bir takipçi kitlem olurdu. Çünkü bazı insanların öyle olduklarını ve Instagram'ları için özel olarak fotoğraf çekimleri yaptıklarını biliyorum. Kişisel hesabımı gündelik hayatımı paylaşmak üzere bana doğal gelen bir şekilde kullanıyorum. Sporty&Rich hesabı ise safi eğlenceli amaçlı. Zamanım olduğunda, iyi görseller bulduğumda paylaşıyorum. Bence bir denge kurmak ve sana kendini kötü hissettiren insanları takip etmemek önemli. Bu aralar daha çok mimari üzerine ilham hesapları takip ediyorum. Kendini karşılaştırdığın ya da senden daha iyi konumda olduğunu düşündüğün insanlar yerine seni iyi ve mutlu hissettiren fotoğraflar görmek daha iyi hissettiriyor.

 emily,oberg

Fotoğraf: Fahim Kassam

Yaratıcı sürecin hakkında ne paylaşabilirsin?

Şahsen endişeli olduğumda yaratıcı hissetmiyorum. Elimden geldiğince stresten uzak durmaya çalışıyorum. En yaratıcı hissettiğim zamanlar, kendime iyi bakabildiğim, düzenli egzersiz yaptığım, sevdiğim insanlarla vakit geçirebildiğim zamanlar. Sanırım bir nevi iç huzura sahip olmak. Bence en iyi işler bu moddayken yaratılıyor.

 

Konu işe ve iş-hayat dengesine geldiğinde bir motton var mı?

Sanırım genel mottom daha az, ama daha iyi. (Less, but better -- endüstriyel tasarımcı Dieter Rams’ın prensibi ve kitabının adı.) İş-hayat dengesine gelince, New York’taki çok çalıştığım stresli dönemden sonra, sağlığımı ön plana koymayı tercih eden biri olduğumu farkettim. Ve ilişkilerimi. İş ve diğer her şey bunları takip edebilir, bunlardan sonra gelebilir. Bence insanlar işi biraz fazla ön planda tutuyorlar ve bu bazen, diğer bizi iyi hissettiren şeyleri gözden kaçırdığımızda oldukça negatif olabilir. Tabii ki iş de bizi mutlu ediyor ama hayatta daha fazlası da var. Günün sonunda, işiniz her zaman orada olmayabilir, birkaç sene içinde farklı bir şey yapıyor olabilirsiniz. Ama her zaman sahip olacağınız şey sağlığınız ve ilişkileriniz. Bu yüzden onlara da eşit derecede emek vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Sadece bir bedenimiz ve bir beynimiz var, onlara elimizden geldiğince iyi bakmamız gerekiyor.

 

Genel olarak sağlık ve wellness ile ilgili önemli bir hareket olduğunu düşünüyorum, sence sağlık ve çalışma kültürü ile ilgili tutumlar geleceğe doğru değişiyor mu?

Geçmişte 'asla çalışmıyor olma' olayı büyük bir modayken şimdi insanların kesinlikle daha sağlıklı düşünmeye ve yaşamaya yöneldiğini ve bunun giderek daha da popülerleşeceğini düşünüyorum. Çünkü fark ediyorsun ki tükenmiş hissediyorsun ve bu sürdürülebilir değil.

 

Hangi markalar veya insanlar senin en büyük ilhamların?

Kesinlikle Phoebe (Philo, Celiné’in eski kreatif direktörü.) Patagonia’nın kurucusu Yvon Chouinard. Ve Sofia Coppola’ya bayılıyorum. Bence o kendisi için harika bir kariyer yaratmış birinin çok iyi bir örneği, gerçekten yetenekli, harika bir tarzı ve ailesi var. Pam Shamshiri’yi de çok ilham verici buluyorum. Kısa zaman önce onun evi üzerine Nowness için bir kısa film yönettim. Büyük bir firması olan harika bir iç mimar ve iki çocuğu olan bekar bir anne. Onun gibi insanlar, yani kendileri için süper enteresan yollar çizmiş ve sunacak gerçek bir yetenekleri olan kadınlar, bence inanılmaz ilham verici. Bugünkü çocukların örnek aldığı ya da ilham için baktığı pek çok insan... Neden bu insanlara hayranlık beslediklerini anlayamıyorum. Bugün ünlü olan insanların yarısının ne sunduğundan pek emin değilim. Bir kariyeri, becerileri ve yeteneği olan insanları daha fazla görmek isterdim. Tabii ki ben de Instagram kullanıyorum, kendi fotoğraflarımı çekiyorum ve paylaşıyorum. Ama her zaman sunduğum gerçek bir yeteneğim ve değerin olmasını istiyorum. Yetmiş yaşımda ve kırışıklarla kaplı olduğumda ve kimsenin umrunda değilken, hala güzel filmler yaratabilirim.

ETİKETLER: SPORTY&RİCH