12 Ekim 2014

Paris Moda Haftası: Sekizinci Gün

YAZI: SUZY MENKES

HERMÈS: ÇÖL BEKÇİSİ
 
Fotoğraf: Indigital
 
Çöl olarak dekore edilmiş Hermès podyumunda güneşi temsil eden o ihtişamlı altın sarısı küre, 4 hafta boyunca 4 farklı şehirde Bahar/Yaz 2015 defilesi için sergilendi. 
Hermès’in tasarımcısı Christophe Lemaire görev süresini doldurdu. Son koleksiyonu zerafet ve hatta asalet doluydu, bu yüzden de Hermès’teki görevini büyük bir başarıyla sonlandırdığını söyleyebilirim.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Açık sarı ve turuncu gibi açık renklerden hardal sarısı, pas rengi ve en son da siyah gibi koyu renklere kadar değişen tonlarla çöl, tasarımcının tarzına uymuş gibiydi. Kumaşların yüzeyleriyle oynayarak sepet örgüsü bir ceket ve kırışık pamuklu bir elbise gibi kıyafetler tasarlamış. Ağörgüsü dikişler veya yerli kabilelere ait dijital baskı desenler eklemiş. 
 
 
Fotoğraf: Indigital
 
Tasarımcılar için Hermès’in gücünü anlamak zor olabilir çünkü gerçek anlamda moda “yaptığı” söylenemez. Çantalarda olduğu gibi, bu markaya ait kıyafetlerde de belli bir dinginlik var. Bu tür bir zerafete ve kaliteye para yatıran kadınların, şeftali rengi saten bir üstü veya beyaz bir tuniği sezon sonunda atmayacaklarını bilirsiniz. 
 
Fotoğraf: Indigital
 
Elbette ki Christophe Lemaire da bir kenara atılacak türden bir tasarımcı değil. Hermès ailesinden Pierre-Alexis Dumas ayağa kalkarak onu alkışlıyor. Christophe Lemaire’ın yerini alacak olan Nadège Vanhee-Cybulski ise Amerika’da The Row adını taşıyan bir başka sessiz sedasız modaevinde çalışmaktaydı.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Modadaki bu çeyrek yüzyıldır oynanan sandalye kapmaca oyununda başka sürprizler de var. Paris Moda Haftası’nın son gününde Nina Ricci’de 5 yıldır çalışmakta olan İngiliz tasarımcı Peter Copping’in modaeviyle yollarını ayırdığı duyuruldu. Moda dünyası, Peter Copping’in yakında New York merkezli Oscar de la Renta’ya katıldığını duymayı bekliyor. 
Bu da Ricci’de boş bir pozisyon doğurdu…
 
MONCLER: DENİZE TUTKUN
 
Moncler podyumundaki dijital su akıntıları sadece Gamme Rouse koleksiyonunun deniz kıyısı hikayesinden ibaret değildi.
Aynı zamanda, bu sezon kendi adını verdiği markası ve Giamba defilelerinin yanı sıra 3. defilesinde de başarıya doğru yelken açtığını simgeliyordu. 
 
Fotoğraf: Indigital
 
Fotoğraf: Indigital
 
 
 
Moncler için yarattığı tasarımları sportif ve sade bir enerjiyi yansıtan Valli “Bu koleksiyonu tasarlarken Fransa’nın güneyini, Akdenizi ve St. Tropez’deki kızları düşündüm.” Diyor.
Suyun üzerindeki ışık ve podyumdaki ışıltılar ilerleyen dakikalarda kumaşlarda göreceğimiz parıltılara ve süslemelere bir giriş niteliği taşıyordu.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Kıyafetler genelde yüksek belliydi, hatta bazen göğüs kısmına bağlanmış bir eşarp görüyoruz. Kırmızının tek bir tonunda olan çiçekler bol bol kullanılmıştı. En çok kullanılan diğer renkse deniz köpüğü beyazıydı.
Beyaz ve kırmızı aynı zamanda yatta veya moda tutkunları kumsal dışında hangi aktiviteleri yapıyorlarsa orada giyilebilecek kıyafetlerde de kullanılmıştı.
 
MIU MIU: AŞK VEYA ŞEHVET
 
Miu Miu’nun podyumu ahşap kemer ve sütunlardan yapılmıştı, bu yüzden bakan herkes podyumu bir kilise nefine benzetebilirdi. Ancak Miuccia Prada “Özellikle kiliseye benzetilmek istenmemiş, sadece seksilik fikriyle, kadın sorunları ve feminizmle alakalı.” Diyor.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Fotoğraf: Indigital
 
Kalem eteklerin üzerine, iyi dikim ceketler eklenmişti fakat göbek kısmını açıkta bırakan üstler Prada’nın bu alışıldık sapkınlığını zekice ortaya koyuyordu.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Olur da Liv Tyler ve yanındaki Hailee Steinfeld gibi genç aktrislerden oluşan sıra seks meselesini anlamaz diye  Miu Miu kızlarına bir de kurdeleli baştan çıkarıcı ayakkabılar giydirilmişti.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Uzun fırfırlı bir üst veya dar pantolonlar gibi birkaç parça dışında, koleksiyon kendini tekrarlayıp duruyordu, buna rağmen ilgi uyandıran bir yanı da vardı. Elbiselerde ve kemerlerde ekose desenler baskında. Bir montun ön kısmında süet kumaştan dikey çizgiler vardı.
Başka bir deyişle, bu ya aşık olacağınız ya da şehvetle isteyeceğiniz türden çantalar da dahil klasik bir Miu Miı koleksiyonuydu.
 
LOUIS VUITTON: YENİ BİR TEMEL ÜZERİNE TAŞLAR EKLEMEK
 
Fütüristik Frank Gehry tasarımı bina, Bois de Boulogne’nin mavi gökyüzünde yüzen bir gemi gibi duruyordu. Bu bine Louis Vuitton vakfının yeni binasıydı ve aynı zamanda Bahar/Yaz 2015 koleksiyonu defilesine de ev sahipliği yapacaktı. 
 
 
Bernard Arnault’un 27 Ekim’de modern ve çağdaş sanat için açacağı bu vakfın görüntüsü sansayonel mimari bir vizyondan çok daha fazlası aslında. Aynı zamanda Nicolas Ghesquière’in ikinci defilesi için de bir zemin oluşturuyor.
Bu zemin tasarımcının daha modernist bir koleksiyon ortaya çıkarmasına sebep olur mu? En az sunumun yapıldığı karanlık odaya verilen ışık huzmeleri kadar olağandışı olabilirdi.
 
 
Defile başlamadan önce modellerin yüzleri hologram olarak salona yansıtılınca heyecan arttı. Aynı anda konuşmaya başlayan bu hologram mankenler, bu binanın yapımında 3.600 adet cam panelin ve 15.000 ton demirin kullanıldığını söylediler. 
 
Daha sonra? The Sound of Silence, Simon & Garfunkel yıllarını geri getiriyor. Podyumda 60lı yılların çılgın Andy Warhol yaşam stilini yaşayan Edie Sedgwick reeankarne oluyor. Edie Sedgwick, tasarımcı Ghesquière’in doğduğu 1971 yılında öldü.
Daha sonrasında günlük kıyafetler görüyoruz. Sekreter yakalı makrame dokulu dantelli elbiseler, Retro saç kurutma makinesi desenli kot kumaşlar, kirpik kıvırıcılar ve cadillac arabalar. Ek olarak, desenlerle dolu kadifeden üstler ve pantolonlar. Hepsi mükemmel bir şekilde tasarlanmış ve dikilmişti, detayları boldu. Ayrıca, neredeyse her model çanta taşıyordu.
 
Fotoğraf: Indigital
 
“Geçen sezondan daha büyük bir çıkış yapmak gibi bir derdim yoktu, kendi “cool” kızımı tanımlamak ve ortaya koymak istedim.” diyor Ghesquière.
Anın görüntüsünü ve kıyafetini nasıl yakalayacağını bildiği kesin: mükemmel kesim pantolonlar, görkemli kumaşlardan yapılmış tek parça kıyafetler, farklı yüksekliklerde çizmeler. Ve cazibeli çantalar.
 
Fotoğraf: Indigital
 
El çantalarında kazanan parçayı belirlemek çok kolaydı: markanın başkan yardımcısı Delphine Arnault’un taktığı yumuşak köşeli, pürüzlü sığır derisinden el çantası. 
Ghesquière’in sahne önüne çıkmadan önce 15 yıllık moda hayatının yarısını geçirdiği Balenciaga yıllarını anımsamak, hem markaya hem de tasarımcıya haksızlık olur. 
Tasarımcı 70’lere ve 80’lere odaklandığı için, Balenciaga’nın önceki yıllarda küçük bir takım tarafından ortaya çıkarılan ve Jules Verne’in “Denizler Altında 20.000 Fersah”ından esinlenilen bir koleksiyonunu düşündüm. Ayrıca, daha yakın bir geçmişte 70’lerin fütüristik bir ofisi düşünelerek ortaya koyduğu iş kıyafetlerini sapkın bir şekilde yorumlayan koleksiyonunu da aklıma getirdim.
Ghesquière, odak noktası deri ürünler olan Vuitton’da yaratıcı lider olarak hayallerinin işine sahip. Ancak onun misyonu, kıyafetlere de bir dinamizm getirmek, tıpkı kendisinden önce Marc Jacobs’ın büyük bir zevkle yaptığı gibi. 
Bahar/Yaz 2015 koleksiyonunda sevilebilecek bir çok parça olmasına rağmen hiç sapkın, çılgın ve baştan çıkaran bir şey yoktu. Ancak müşterilerin her parçayı seveceğine eminim, ki bu da olumlu bir şey.
 
Fotoğraf: Indigital
 
İnsanların gözleri önünde böyle büyük bir rolü yüklenmenin zor olduğunu biliyorum. Eğer dünyanın en iyi mimarlarından biriyle ve onun ilginç yaratımıyla yarışmak zorunda kalmasaydı koleksiyonunun daha farklı olup olmayacağını ise bilemiyoruz. 
 
Çeviri: Kardelen Berfin Kobyaoğlu
 

ETİKETLER: LOUİS VUİTTON , MİU MİU