07 Mart 2015

Paris Moda Haftası: İkinci Gün

YAZI: SUZY MENKES

VIONNET: KLASİĞİ YENİDEN OLUŞTURMAK
 
Yukarıdan, izleyicilerin başlarından aşağı dökülen çiçekler, defilenin konseptini daha başlamadan bize gösteriyor: "Solan güzellik." Bu sözler, Kreatif direktör Goga Ashkenazi'ye ait; Ashkenazi bu klasik moda evini alarak temelinden sarsmış. Defileyi açan blush pembesi ipek-saten kıyafeti daha sonra klasik açık mavi bir kıyafet izliyor. İkinci renk, Goga'nın defilenin geneli için ilham aldığı Kuzey Kutbu'nun buz tabakalarından esinlenilmişti.  
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Goga'nın modaevinde başlattığı bu büyük sarsıntı, defilenin ilerleyen kıyafetlerinde hissedilmeye başlıyor: İlk önce göğüs dekolteli bir ipek elbiseyi, daha sonra da aynı materyal ile renklerin bir pantolonun ön kısmına uygulandığını görüyoruz. Bu sarsıcı görüntü defile boyunca süregiden bir temaya dönüşüyor:  Vionnet drapesi parlak deri bir pantolonla eşleştirilmiş veya çekçek bir çantayla eşleştirilmiş. Kulağa karmaşık geliyor değil mi? Evet, gerçekten öyleydi. John Galliano'dan Comme des Garçons'a kadar 20 yıldır birçok kere "yıkım" vizyonuna şahitlik ettik. Galliano'nun asillik ve S&M arasında gidip gelen tarzını, şimdi Vionnet'in göğüs kısmına eklediği kayışlarda görüyoruz. Goga, Roma sandallarına bakılırsa, bir yandan da yine aynı temayı tekrarlıyor.   
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Ancak bu "yıkım" teması, güzel parçaların ortaya çıkmasına da yardımcı olmuş, örneğin yüzeyi lava gibi kabarık gösteren o çatlak çatlak desenler ya da yapboz parçalarından oluşmuş gibi duran o kürk ceket. Ama bu modaevini yeniliklerle canlandırmaya çalışmak, derin bir probleme yol açmış. Madame Vionnet, hızla dönen dünyanın huzur merkezi haline gelen elbiseler tasarlardı. Goga ise tam tersini yapmış, bütün farklı fikirleri bir koleksiyonda toplamış, özellikle de vücutta yer yer dekolteler oluşturan şeffaf materyaller kullanma fikrini... 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Kaos, uygulamalı sanatlarda, özellikle modada, çok nadir başarılı olur. Asıl sınanmaysa, bir kadının aynı kıyafeti podyumda taşımasıyla gerçek dünyada giymesi arasındaki bağdadır.  
 
DRIES VAN NOTEN: UÇ SINIRLARDA 
 
Dries Van Noten'i ziyaret ettiğimde, sahne arkasında önündeki kumaş yığınına bakıyordu; sade bir trençkotun üstündeki tarihsel brokar veya dokuma pamuk kumaşın üzerine bağlanmış çiçek işlemeli önlük... Dries "Sınırları zorladım," diyor, "Benim için bu koleksiyon eskiden kadınların modaya karşı duyduğu tutkuyu yeniden yorumlamak, tıpkı o tarihi ikonlar gibi, ama onları şimdiye taşıyarak. Şöyle demek istedim: Tamam, moda ve kumaşlara tutkulusun, süslemeleri ve aksesuarları seviyorsun, o zaman onları üzerinde nasıl taşımak istersin?" 
 
Tasarımcının sözleri ile Nancy Sinatra'nın "Bang Bang"iyle dahil olduğu kadın şarkıcılardan oluşan soundtrack, Paris belediye binasının canlandırdığı barok ihtişamla kıyafetlerin getirdiği özgürlük duygusu arasında bir gerilim yarattı. Ama bu koleksiyon, çatı arasında bulunan eski şeyleri anımsatan bir koleksiyon değildi, hippi tarzıyla buluşturulmuş ve modanın eski ihtişamıyla eğlenir bir hali yoktu. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Onun yerine, defile kumaşlara romantizm katmakla alakalıydı. Defilenin, kıyafetlerin hem günlük tarzda giyildiğinde kumaşlara yeni bir hayat kazandırmak gibi, hem de özgün işlemeleri ve renkli desenleri ortaya çıkarmak gibi bir amacı vardı. 
 
Dries onlardan "Hayat dolu kumaşlar!" diye bahsediyordu, ve "her şeyi sil baştan düşünmek" üzerine konuşuyordu. Buna, süsleme malzemeleri, omuzlardaki kabarık kürkler veya yaka kısmında bolca bulunan çiçekler de dahil. Sonuç olarak, hiç de beklenmedik bir karışım ortaya çıkmış, hem de Dries nasıl yaptıysa onları gerçek ve giyilebilir kıyafetler haline getirmeyi de başarmış. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Geçen sezon, yosun yeşili halının üstünde gerçekleştirilen neşeli defileyle karşılaştırdığımda, bu defile daha kaygısız, rahat ve ikna edici geldi gözüme. Bir yandan da, haute couture tarzı kesimlerin ve formların pamuk kumaşta kullanıldığını görmek eğlenceliydi. O  
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Yüksek moda ve ulaşılabilir moda arasındaki bu oyun daha önce hiç bu kadar zarif oynanmamıştı. Kumaşlar ve kıyafetlerin kesimi birbirine zıt düşüyordu. 
 
Arada sırada, tarihle direkt bağlantısı olmayan kıyafetler de çıktı karşımıza, mesela süslü brokar bir çantayla eşleştirilmiş çizgili yün bir ceket. Defile çok cesurca ve merak uyandırıcıydı. Dries'ın özünü tamamen yansıtıyordu. Ama bu koleksiyon yanında bir uyarı taşımalı: Bu karıştır-yakıştır yöntemini evde denemeyiniz! 
 
ROCHAS: ÇAMUR, DÜĞÜNÇİÇEĞİ VE VENÜS 
 
Kıvrımlı feminenliği sıradan kahverengi renklerle veya soyut kuş figürleriyle modern bir hale getirmek yeterli mi? Fransız modaevi Rochas'ta, Alessandro dell'Acqua'nın yarattığı stil, klasik İtalyan stili. Bu, tasarımcının nereli olduğu düşünülünce çok da şaşırtıcı değil. Rochas'a da yakışan bir stil bu üstelik, zaten Parisli kimliğini kaybetmişti. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Göğüs kısmına odaklanmak, Sanki okyanustan yükselen Venüs için tasarlanmış gibi göğüsleri iki istiridye kabuğuyla kaplamak, bir kadınlığı yorumlama yoluydu. Kürk bir ceketin altına şeffaf dantel giydirmek veya bele vurgu yapacak şekilde her kıyafete kemer eklemek de öyle.  
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Ana desen, soyut bir şekilde resmedilmiş uçan kuşlardı, Rochas'ın eski işlerinden esinlenilerek tasarlanmış. Defile çok hoştu, renklerin çamur kahverengisinden düğün çiçeği sarısına dönüşmesi defileyi ayrı bir aydınlık katmıştı.  
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Dell'Acqua elinin ağır olduğu ilk günlerden beri bayağı yol kat etmiş gibi gözüküyor. Ancak böyle bir rekabet çağında, marka kimliği için bu hala yeterli değil.  
 
COURRÈGES: PODYUMLARA DÖNÜŞ? 
 
André Courrèges'in 60'lı yıllarda tasarladığı düz kıvrımların, o zamanlar terzilikte aya gitmek kadar devrimsel görüldüğünü aklımda canlandırınca ne kadar da şaşırtıcı! Şimdiyse, "aya iniş" tasarımcının yarattığı fütüristik kıyafetleri için ilham kaynağı olmuş.  
 
 
Courrèges takımı dikkatli bir şekilde düzenledikleri "mini defileyle" podyuma geri dönerek, geçmişi ve geleceği harmanlamak adına müthiş bir iş başardılar. Mini eteklerden daha uzun olan kiloş etekleri geçmişten hatırlıyorum. Ama kumaşlar 21. yüzyıla özgüydü, ya da modernize edilmişti diyelim. Sanki bir geometri dersinde gönyeyle çizilmiş gibi gözüken o pelerinin şeklini çok sevdim, ayrıca dikkat çekici bir şekilde diz üstü çoraplarla ve düz ayakkabılarla eşleştirilmişti.  
 
 
Kumaş yüzeylerine duyulmaya başlanan bu ilgi, 50 yıl önce Balenciaga'da haute couture üzerine eğitim görmüş bir tasarımcı için devrimsel olmuş. Her ne kadar Courrèges lüks moda giyiminde beyaz sneaker kullanmayı icat eden kişi olsa bile...  
 
 
Öne çıkan kıyafetler, ay yürüyüşü için hazırlanmış gibi duran gümüş botlar ve onunla eşleşen deri bomber ceket; Kenarlarında maviler olan beyaz bir üst ve pantolon; ve kan kırmızısı renkler. 
 
Çeviri: Kardelen Berfin Kobyaoğlu
 
 

ETİKETLER: SUZY MENKES , ANDRE COURREGES , DRİES VAN NOTEN , ROCHAS , VİONNET , DEFİLE , MODA