28 Eylül 2014

Paris Moda Haftası: Dördüncü Gün

YAZI: SUZY MENKES

JEAN PAUL GAULTIER: EĞLENCELİ, SIRADIŞI, KISITLAMASIZ BİR FİNAL
 
Jean Paul Gaultier, yanaklarında ruj izleriyle sahneye çıkıyor. Hazır giyim kariyerine son veren Gaultier'e, şirin gülüsemesiyle Boy George şapka çıkarıyor. Catherine Deneuve ise gözlerindeki yaşı siliyor. 
 
Fotoğraf: InDigital
 
Uzun süredir, Gaultier'in ilham perilerinden biri olan İspanyol oyuncu Rossy de Palma, üzerinde Madonna tarzı bir korseyle sahnede bir güzellik yarışmasına katılmış gibi yürürken Le Grand Rex'teki kalabalık neşeyle çığlıklar atıyor.
Sahnede oynanan bu yalandan güzellik yarışması, yine ten rengi bir korse giyen manken ve oyuncu Coco Rocha tarafından sözüm ona kazanılıyor. Ancak daha sonra, "olgun" mankenler ve onlara eşlik eden seksi vücutlu erkeklerin çılgın yürüyüşü başlıyor ve ondan önce de JPG'nin tasarımlarını üstlerinde kasıtlı olarak en kaba ve müstehcen halleriyle taşıyan mankenler Footballer's Wives dizisinden fırlamış gibi yürüyerek sıralanıyorlar.
 
Fotoğraf: InDigital
 
Ve kıyafetler! Jean Paul'un hazır giyim kariyerini umursamazlıkla sonlandırması kıyafetleri çok sade kılmıştı: Keskin bir biçimde dikilmiş smokinlerin bir tarafı kesilmişti çünkü JPG'nin cinsel özgürlük ve kendi vücutlarının kontrolü sadece kendilerine ait kadın imajını sergiliyordu. 
Gaultier, defilesini iki kısma ayırmıştı, biri gelecekte haute couture koleksiyonlarının temelini oluşturacak olan mükemmel terziliği ve diğeri de spor giyim. Spor giyim, ipek ve esnekliğin bir karışımından oluşuyordu. Kıyafetlerin birçoğunun üzerinde "Coco" yazıyordu ki burada tasarımcının ince zekasıyla gönderme yaptığı "Coco Rocha" değil "Coco Chanel"di. 
Defile, altın sarısı konfetiler yukarıdan dökülerek ve JPG'nin seyirciye doğru hızlıca koşmasıyla bitmeden önce başka karakterler de sahneye çıktı.
 
Fotoğraf: InDigital
 
Ben ve moda dünyasından iş arkadaşlarım, podyumda hicvedildik ve onurlandırıldık. Turuncu saçlarıyla Grace Coddington, çıkık elmacık kemikleriyle Carine Roitfeld, Fransız Vogue editörü Emmanuelle Alt'ın rock-chic tarzı, Vogue İtalya editörü Franca Sozzani'nin Boticelli tablolarını andıran sarı lüleleri. Ayrıca, benim alnımdan geriye doğru hafif kabartarak kullandığım saç modelini de sahnede gördüm, bunu muhteşem bir tasarımcıdan aldığım büyük bir iltifat olarak görüyorum. 
 
Fotoğraf: InDigital
 
Gaultier'in bize bıraktığı mirastan bahsetmek için çok erken, çünkü önümüzdeki ocak ayında couture koleksiyonunu sergiliyor olacak. Ancak bazı yönleriyle alkışlanmalı. Podyumuna farklı etnik kökenlerden ve ırklardan mankenleri çıkararak etnik meselelere dikkat çekti. Aynı zamanda o konik sütyenle  sokağa iç çamaşırını taşıyarak cinselliğe vurgu yaptı. Defilenin bir kısmındaki yürüyüş, "Gay Pride" yürüyüşlerine benziyordu. Ayrıca bu defileden, iyi terziliğin ve Paris şıklığının özüne dair bilgisinin derinliği de anlaşılıyordu.
Bundan sonraki Paris hazır giyim defileleri, onsuz daha soluk, sıkıcı ve eğlencesiz geçecek. 
 
COMMES DE GARÇONS: GÜLLER VE KAN
 
Kıyafetler, akan kan kadar parlak, dalından yeni koparılmış güller kadar kırmızı ve modanın olabileceği maksimum derinlikteydi. 
Baştan aşağı kırmızı giyinmiş, sanki 18. yüzyılda bir saray çalışanıymış gibi gri bukleleli saçlara sahip kadınlarla dolu Comme des Garçons defilesi bittiğinde, Rei Kawakubo "Güller ve kan." diyor.
 
Fotoğraf: InDigital
 
Kesilmiş ve şekil verilmiş her kumaş parçası aynı tonu ve ruhu yansıtıyordu
Ancak buna rağmen, garip bir şekilde asil olan defile, korkunç değildi. 
Vücudu saran kırmızı şeritler, ışığın cilt üzerinde parlamasını sağlıyordu. Şeffaf bir kukuletanın ardında manken, kırmızı dudaklarıyla gülümsüyordu. Tamamıyla kemerlerden ve tokalardan yapılmış olan kıyafetin yakası, bütün bunların üzerinde açık açık görülebiliyordu.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Beyaz peruğu ve güllerle kaplı montuyla yürümeye başlayan ilk mankenle beraber, İngilizce ve Latince olarak "Keep moving on..." adlı şarkı çalmaya başladı. Şarkı Scott Walker ve Sunn O mix'iydi ve ses tasarımcısı Frédéric Sanchez tarafından aranje edilmişti.
Bir süre sonra çiçekler bitti ve deri kıyafetler görmeye başladık. Göğüs altından itibaren kıvrımlar başlıyordu ve hatta garipten ziyade sanatsal gözüken, uzun, ve kıvrımlı kesikler de vardı. 
Sergilenen bu drama misali defilede, baştan çıkarma vardı: Sırt kısmı çıplak elbiseye ve fırfırlı iç çamaşırlarına baktığımızda bunu anlayabiliyoruz.
Rei Kawakubo'nun alışık olduğumuz tarzı şudur: Kargaşının içinde güzellik. Sanki yeni kavgadan çıkmış gibi gözüken o kırmızı damlalarla dolu şişkin montun bile bir çekiciliği vardı.
Bir Comme des Garçons defilesi, yaz defilesi olarak ya da müşteriler için tasarlanmış ürünler olarak algılanmamalı. Bu defile, daha içten gelen duygusal bir tepki doğurmak için tasarlanmış. Ve, siyahlar içinde duran tasarımcı "Güller ve kan." cümlesini defalarca tekrarlarken bunu hissetmek mümkündü. 
 
OLYMPIA LE-TAN: OKULLU KIZLARIN TUHAFLIKLARI
 
Ünlü Pink Floyd şarkısının sözleri "We don't need no education." (Eğitime ihtiyacımız yok.), Olympia Le-Tan'ın haşarı okul kızlarının yürüdüğü podyumun arka fonuna tebeşirle yazılmış. Kariyerine, kitap gibi görünen nükteli çantalar tasarlayarak başlayan tasarımcı, bu esprili tarzını kıyafetlere taşımış. Ve Olympia, kalem etekleri yeniden yorumlamasıyla hünerini çok hızlı bir şekilde kanıtlıyor.Elbiselerin üzerinde kalem desenleri görüyoruz. 
 
Fotoğraf: Indigital
 
"Benim okulumda üniforma yoktu o yüzden ana ilham kaynağım St. Trinian oldu." diyerek, Harry Potter'ınkinden çok farklı bir kurguya sahip kız yatılı okulu hikayesine göndermede bulunuyor. 
Olympia, kız kıyafetlerine yalandan bir masumiyet vermek amacıyla kolejlere özgü şerit desenleri, esprili baskılar ve kesik boyunbağları eklemiş. İyi kesim elbiseler ve büyük beden blazerlar, eğer Fransa'da okullar üniforma giymeyi zorunlu hale getirseydi Fransız kızlarının ne kadar şık görüneceğini gösteriyor.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Çantalar, kalem kutusu, kitap ve dünya küresi şeklindeydi. Dünya küresi belki coğrafya dersine bir atıftır, veya belki de Le-Tan markasının küreselleşeceğine dair bir işarettir.
 
HAIDER ACKERMANN: ELEM ÇİÇEKLERİ
 
Heider Ackermann "Hayatımın daha sakin geçen bir dönemindeyim bu yüzden renkler pembe ve grinin yumuşak tonlarında. Çiçekleri ise 'Elem Çiçekleri'nden esinlendim." diyor, Baudelaire'in erotik şiirlerine gönderme yaparak. Bu cümleyi, bir fısıltı sessizliği içinde geçen ve elbiselerin bedenle adeta birbirine karıştığı defilesinden sonra kuruyor. 
 
Fotoğraf: Indigital
 
Yavaşça başlayıp kreşendoya yükselen bir müzik yoktu, aksine arka fondaki müzik sessiz bir mırıldanmadan ibaretti. Bununla uyumlu bir şekilde, elbiseler de yumuşak ve nazikti, zorla şekil verilmemişti.  Hatta şort-eteklerin yerini şortlar aldığında bile, o şekil verilmemişlik hissi devam ediyordu.
Çiçekler, bir blush pembesi ipek cekette göğüs kafesinin üzerine halkalar halinde sıkıca tutturulmuştu. Aynı küt ve kısa peruğu tokan modellerin üzerinde, bu süslemenin verdiği etki, pantolon-ceket takımlarından ve elbiselerden oluşan defilenin kalbini oluşturuyordu. 
 
Fotoğraf: Indigital
 
Çelişkili olarak, kıyafetler önceki koleksiyonlardan daha "bitmiş" ve toplu durduğu için, daha az duyguya sahipti. Haider genelde kadınlara sanki ufuk çizgisindelermiş gibi uzaktan baktığını söyler. Ancak bu koleksiyonda, şarap rengi takımı vücudundan adeta kayan Ackermann kadınının kasıtlı bir şekilde öne doğru bir adım atmış olduğunu görüyoruz.
Önceki defilelerin belirsiz şekillerdeki kıyafetleri ve uçuşan kumaşlarıyla kıyaslanınca bu zarif kesimli, narin dikişli kıyafetler müşteriler için bir lütuf gibi.
Defileyi çok beğendim ama bana göre Heider'ın tasarımlarındaki derinlik, her zaman, bilinmeyen ve yapılmadan bırakılmış bir şeylerden gelmiştir.
 
JUNYA WATANABE: UZAYA YOLCULUK
 
Eğer André Courrèges, ismi o ünlü 1966 yılı filminden gelen Polly Maggoo'yla evlenseydi, 21. yüzyıldaki torunları neye benzerdi?
Junya Watanebe, parlak geometrik desenler, 3D etkisi, ve PVC kumaşlarla cevabı vermiş gibi. 
 
 
Fotoğraf: Indigital
 
Junya, defile, elbiseye benzeyen bir elbise ve üstle bittikten sonra perde arkasında "Grafik yürüyüşü" diyor. 
Modeller brogue tarzı ayakkabılarıyla asker yürüyüşü yapar gibi yürürken elbiseler çok sert ve fütüristik gözüküyordu. Ama giyilemeyecek kadar da değiller. Daha çok, meydan okuyan bir tarafları var. Yumurta kabı gibi gözüken şapkayı ve sarı elbiseyi çıkartırsanız olabilir. Ya da parlak deriden kırmızı mont siyah kalem pantolonla kombinlenebilir, böylece modern gözükür ve başka bir dünyadan gelmiş gibi durmaz. 
 
Fotoğraf: Indigital
 
Kot pantolon desenli tişört veya Minni Mouse kulaklarını çıkartırsanız o denizci şeritli tişört gibi sade parçalar da vardı.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Junya, spor giyimle deneysel giyim arasında gidip geliyor. Bu, uzaya doğru atılmış büyük bir adımdı. Uzay mı desek yoksa siber uzay mı?
 
VIKTOR & ROLF: ROMANTİK SPOR
 
Sık dokulu kilimler, Dutch Masters'tan kaz ve ördek resimleri, yaldızlı aynalar ve yemyeşil bir bahçe... Viktor & Rolf'un Paris'te Hollanda Büyükelçisi'nin evinde yapılan defilesi yeni bir yöne doğru attıkları büyük bir adım oldu.
 
Fotoğraf: Indigital
 
2014 Moda Haftası için Tuileries Garden'daki büyük çadırdan, Büyükelçiliğe yapılan geçiş bir yer değişimi olduğu kadar, bir tempo değişimi de.
İkili, moda hayatlarının son 10 yılındaki nükteli temaları bırakarak sade, sportif ve şirin kıyafetlere yönelmiş.
Rolf Snoeren, koleksiyonu "Romantik spor" deyişiyle özetliyor. Bu koleksiyonda, sarı ve mercan rengi şişkin çiçek desenlerini soluk mavi bir arka fonda kullanmışlar ve yanlarında şeritler olan syah bisikletçi şortlarıyla beraber birleştirmişler. 
The duo responded with simple, sporty and pretty clothes, casting aside the witty themes that have filled the last decade of their
fashion lives.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Güzel tasarımlar. Ancak aynı fikri tekrar ve tekrar görünce değil. Aynı desenler, kısa tek kollu bir elbisenin üzerinde de vardı, toplanan boyun bantlı bir bluzda da, straplez bir elbisede de... 
Bu sezon her yerde görebileceğiniz balerin ilhamı olan tütü etekler, defilenin havasını biraz değiştirdi. Ama çok fazla değil. Aynı şey, aşındırma desenli şifon şortlar ve bazı yana doğru kayan, defilede genelde  bu tür eğrilik ve yana kaymalar ağır basıyordu, beyaz elbiseler için de geçerli. 
Hepsi çok çekici gözüküyordu. Güneş de çok güzel parlıyordu. Ancak Paris hazır giyim modası bir hayli rekabetli geçer ve Viktor & Rolf yarışmaya bile zar zor dahil olmuş gibi.
 
MUGLER: BUZ KOKUSU
 
Mugler, tıpkı Jean Paul Gaultier, Paco Rabonne ve Viktor & Rolf gibi, moda dünyasındaki başarısını özünde parfüm satışlarına borçlu olan nadir markalardan biri. 
Markanın orijinal tasarımcısı Thierry Mugler sahneden çekildiğinden beri, 1980'lerde zirveye ulaşmış o buzlu ve soğuk dünyayı yeniden yaratmak için çalışan birkaç tane tasarımcı oldu.
 
Fotoğraf: Indigital
 
En son Mugler tasarımcısı David Koma, o ateşi tekrar yakmayı başarmış gibi gözüküyor. Hatta bazı ince elbiseleri gerçekten de alev desenli.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Koleksiyon daha çok siyah ve beyaz renklerden, elbisenin üstünde sarmallar oluşturan geometrik kesimlerden  oluşuyordu. Biraz da gümüşi süslemeler ve parlak gümüş rengii etek ekleyince o sert ve metalik hissi yakalamış.
 
Fotoğraf: Indigital
 
Eğer bu iki sezon arası bir "pre-collection" olsaydı, etkilenebilirdim. Asimetrik kesimli, sırt dekolteli, buzul mavisi kıyafetlerden alınabilecek birçok parça vardı. Yanları yırtmaçlı, gümüş işlemeli siyah uzun elbiseler iyi tasarlanmıştı ama herhangi birinin tasarımı olabilirdi.
Thierry Mugler'ın ezberbozan tasarımlarını görme şansına ermiş biri olarak o günleri özlemle anmamak mümkün değil.
Program notlarına doğru uzanıyorum. Verilen torbanın içinde aynı zamanda bir şişe Mugler suyu ve Mugler markasının sahibi Clarins'ten küçük parfüm numuneleri de var.
 
Çeviri: Kardelen Berfin Kobyaoğlu
 

ETİKETLER: THİERRY MUGLER , JEAN PAUL GAULTİER , SUZY MENKES , OLYMPİA LE-TAN , VİKTOR & ROLF , HAİDER ACKERMANN