26 Şubat 2015

Marc Jacobs'la Röportaj

YAZI: SUZY MENKES

MARC JACOBS: AKLINDA VREELAND 
 
 
Picture credit: Indigital 
 
"Son zamanlarda Diana Vreeland hakkında çok düşünüyorum, özel olarak onu değil ama onun saplantısı ve bağımlılığı, bunun verdiği zevk ve sonrasında bağımlılığın beraberinde getirdiği acı..." diyor Marc Jacobs, "Hiçbir şey kolay veya baştan savma olmamalı. Kadınları giyinmiş süslenmiş mükemmel halleriyle görmek istiyorum." 
 
Marc'la sonbahar/kış 2015 koleksiyonuyla ilgili konuşmak için New York'a gittim, elbette ki koleksiyon bir öncekinden tamamen farklıydı. 
 
 
Stüdyoya vardığımda Marc iş ortağı Robert Duffy ve sadık arkadaşı -süper stilist- Katie Grand'la beraberdi, ona ilham kaynaklarını sordum. İşte o zaman moda yazarı ve editör Diana Vreeland'i ve ilham kaynağı olarak moda tarihinde neredeyse karikatüre dönüşmüş  birini neden esin kaynağı olarak gördüğünü anlatmaya başladı. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Bir zamanlar sürekli olay çıkartan tasarımcı "Biliyorsun artık daha yaşlıyım, birkaç ay içinde 52 yaşına basacağım." diyor. "Ama genç modaya bakıyorum ve her şey aynı gibi geliyor, her yerde keskin ve 'cool' olma fikri var. Özü olmayan bir stil, ortaya çıkmasının özel bir sebebi yok. İçinde isyan veya keskinlik göremiyorum. Her şey klişe gibi gözüküyor: Saçlarda salata yağı, Frankenstein ayakkabıları, punk tuzakları ve diğer her şey..." 
 
"Keşke birisinde, genç birinde mesela, o enerji ve güç olsaydı," diye devam etti, "Ya da belki de bu ilhamı verecek hiçbir şey olmuyor dünyada. Ama "sokak tarzı" veya "cool"luk bana yeni bir şeymiş gibi gelmiyor. O yüzden de geçmişte bir çekicilik gören ama geleceğe dair de meraklı birisi ilgimi çekti. Bu yüzden Vreeland beni bu kadar etkiledi." 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Genelde güçlü tasarımcılar kariyerlerinin erken aşamalarında bir "look" oluşturup, onu sürekli bir kıstas olarak alırlar. Ama Marc Jacobs'ta bu tam tersi. Özellikle Louis Vuitton'da geçen 16 yılı boyunca, konsept her zaman "değiş, şaşırt ve yeniyle şok et" olmuştur. 
 
"Modanın gerçekliğinin sadece o an olmasını ve daha sonra bir şeylerden hemen ve yoğun bir şekilde vazgeçilmesini seviyorum." diye itiraf ediyor tasarımcı. " Tıpkı çok sevdiğim ilham perisi tasarımcı Miuccia Prada gibi beni de bir sezondan diğerine değişmekle eleştirirler, ama ben modaya dair bunu seviyorum zaten. Böylesine adanmışlığı, fedakarlığı ve sanki o an sahip olmalıymışsınız gibi hissettiren o saplantıyı seviyorum. Ve bir dahaki sezon, aynı şeye bakıp "Öldüğümde üstümde bunun olmasını istemezdim!" diyebiliyorsunuz. Bu huysuzluğu seviyorum."  
 
Bu ani değişim bazen makyaj kadar basit bir şeyle başarılabilir, tıpkı Marc'ın makyajsızlığa geçmek istemesi gibi. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
"Geçen sezon ne yaptığımıza bakıp ona göre yeni koleksiyon yaratıyoruz. Geçen sezon, kıyafetler daha çok askeri renklerden oluşuyordu ve askeri süslemelere karşı karikatüristik bir bakış açısıyla kıyafetler tasarlamıştık," diyor, "Bu sefer yine o kesinliği istedim ama daha nazlı, sofistike ve sade bir şekilde."  
 
Bu koleksiyonun Parizyen mükemmeliyetçiliğinde bazıları bir Schiaparelli etkisi hissettiklerini söylediler. (Ve şu anda o modaevinin kreatif direktörlük koltuğu doldurulmayı bekliyor.) 
 
Marc Jacobs, orada 15 yıldan fazla zaman geçirerek Louis Vuitton'u sadece çantalarıyla değil bir marka olarak inşa etmeye çalıştığı Paris'I özlediğini itiraf ediyor. Orada aynı zamanda kendi markasını ve onun daha ucuz kolu olan "Marc by Marc Jacobs"ı yaratmaya başlamıştı.
 
Stüdyosundaki uzun masalarda oturup neredeyse haute couture sayılabilecek detaylarla uğraşan çalışanları, New York'tan uzakta geçen yıllarının adeta bir kanıtı. 
 
Bana gösterdiği İskoç eteğine, 100 parçalık kristal işlenmişti ve bu parçalar, tüllerle bir araya getirilmişti. Bazı örgü işleri gördüm, normalde baklava deseni veya Fair isle deseni gibi gözüken bu örgü işleri aslında üzerlerine halkalar perçinlenerek yapılmıştı.  
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Marc'tan,  giyim tarzı sorulduğunda verdiği cevap "Pembe, Hindistan'ın lacivertidir" diyen ve hep bu tür zekice sözleriyle bilinen Diana Vreeland'i biraz daha anlatmasını rica ettim. 
 
Vreeland'ın kitabı Allure'den bahsetti ve kitapta Rus balerinlerden, yeni keşfedilen estetik ameliyatlara kadar her şeyi bulabilmesinden nasıl da etkilendiğini anlattı. 
 
İnce vücudu ve canlı duruşuyla Jacobs, olduğundan 10 yaş küçük gözüküyor. Ama bir konuda, yaşını ele veriyor. 
 
"Bütün bu sosyal medya olayı beni dehşete düşürüyor" diyor, "Anlamıyorum, ne bir bilgisayar ne de laptopta çalışmak bana çekici geliyor. Bir cihazdan kitap okumak istemiyorum. Kitabım ciltli olsun, sayfaları olsun isterim ben. Dergileri severim. Dergileri ne kadar ağır olurlarsa olsunlar yanımda taşımaktan çekinmem, internetten bakmak yerine bunu tercih ederim. Ben o kuşaktan değilim işte... Çekiciliğini anlıyorum ama beni cezbetmiyor."  
 
Onu anti sosyal medya tiradlarından uzaklaştırmak için Marc'a koleksiyonunu soruyorum, özellikle de sarı çiçekli bir elbise var, o biraz Vreeland perspektifine uzak düştüğü içim onu soruyorum; ve bir de vizon kürkü olmasına rağmen tüy kadar hafif ceketleri... 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Başka bir ceketi göstererek "Bunun yapımında modernlik namına hiçbir şey yok," diyor. "Bu makas kesimi çift taraflı bir ceket, 60'lardan. Ve bence, bugün lazer kesim veya kuru yıkamacılarda kumaşların ayrılmasına sebep olan lazer yapıştırma herhangi bir şeyden çok daha modern. Anlayacağınız, moderniteden veya gelecek fikrinden bahsettiğimizde ben yine çift taraflı makas kesim ceketi tercih ederim."  
 
Marc'ın makaslarından birini eline almasına izin vermeden onu Vreeland sahne setine doğru ilerletiyorum: sahne, dergi editörünün apartman dairesine benzetilmiş ama tek bir farkla: editörün dairesinin aksine burada tek bir renk kullanılmış: siyah. Sahne, bir mobilya örtüsünün üstüne uygulanan boyamayla oluşturulmuş ve son defilesinin düzenlendiği New York'un yukarı kısmındaki tophanede kullanılmış.  
 
Kıyafetlerin renklerini "erkek giyimi" renklerinden seçmiş. Dumansı bir paletten çıkma griler, kahverengiler, siyahlar ile kullanılan düz ve mat çamur yeşili tonları. 
 
Tasarımcının, kristal işlemelere sahip bir ceketin üzerine eğilip tutku ve sabırla el işini incelemesini izliyorum.. 
 
"Aynı zamanda çok fazla parlaklık var, çünkü renk paleti çok donuk. Biraz ihtişam katmak istedim o yüzden her şeyin parlamasını, ışıldamasını ve ışık saçmasını istedim." diyor. Bundan dolayı ojeleri, hematit taşlarını ve pulları kullandım. Şu anda burada kıyafetleri görememenin sebebi de bütün Fransız işleme atölyelerinin kıyafetler üzerinde aralıksız olarak çalışıyor olması." 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
İki farklı Marc'ı kafamda birleştirmeye çalışıyorum: Biri çok açık bir şekilde işinde tutkulu olan o adam, diğeri selfie'ler ve ünlü sirklerinden şikayet eden o huysuz adam. Anlaşılan o ki, Diana Vreeland fikri, bu iki farklı adamı birleştiren bağ. 
 
Marc, "Vreeland'ın Vogue anı kitabını tekrar tekrar okuyorum çünkü çok komik!" diyor. "Kendi editörlerine dün istediği bir şeyi ertesi gün yaptıkları için, kelimesi kelimesine "salak inekler" diyor. Onu dün istemişti! Ondaki arsızlığı seviyorum. Ve bunun sebebi çok kararsız olması değil, aksine çok kararlı. Sebebi, ertesi gün fikrini değiştirmiş olmadı. Takıntı haline getirdiği bir şeyden sonra sıkılıyor, ve ben modanın bu demek olduğunu düşünüyorum zaten. Bir şeyi görene kadar ne istediğinizi bilemezsiniz, ve onu elde ettiğinizde de canınız başka bir şey ister. Bütün her şeyin yürümesini bu sağlıyor." 
 
Peki ya Paris yılları? Vuitton'a karşı yoğun adanmışlığı?  
 
"Paris'i özlüyorum, orada bir sürü şey öğrendiğim çok açık, bayılıyorum." diyor. "16 yıl boyunca çok hızlı bi tempodaydım, ve tempolu geçtiği için yorulduğunuzu da anlayamıyorsunuz. Kendinizi otomatik pilota alıyorsunuz, sürekli uçaktan uçağa geçiyorsunuz." 
 
Sözlerine "Modayla ilgili garip olan şeyse onu bir seviyorsunuz bir nefret ediyorsunuz." diye devam ediyor, "Bir tasarımcı olarak değişime bayılıyorum ve değişimden nefret ediyorum. Bazı şeyler alışkanlığa dönüşüyor, davranış alışkanlıkları, iş alışkanlıkları... Sonra bir bakıyorsunuz: 16 yıl boyunca yaptığınız şey birdenbire bitiveriyor, büyük bir kayıp. Bütün o beraber çalıştığınız insanlara, o alışkanlığa o kadar bağlandıktan sonra. İnsanlar, kaos, bütün koşuşturmaca: hem zevkli hem acılı. " 
 
"Böylesinin daha iyi olduğunu düşünüyorum, ama bu kendimi her zaman iyi hissetmemi sağlamıyor." diyor Marc, "Bazı günler içimden 'daha mutlu olamazdım' diye geçiriyorum, bazen de, yapacak pek bir şeyim olmadığında o boşluğa düşüyorum. Vreeland, kendi apartman dairesini 'cehennem bahçesi' olarak tanımlarmış biliyor musun? Aslında modanın tanımı gibi, değil mi?" 
 
Çeviri: Kardelen Berfin Kobyaoğlu
 

ETİKETLER: MARC JACOBS , SUZY MENKES , DİANA VREELAND , MODA , DEFİLE , MODEL