13 Nisan 2015

Hermès Harikalar Diyarı

YAZI: SUZY MENKES

Sokaklarda kusursuzca giyinmiş bir halde, elindeki bastonu sallaya sallaya dolaşan "flâneur"  dediğimiz aslında kimdir? Bir keresinde, bir koleksiyoncuda, bu insanlara ait dili ağzından sarkan at figürüne sahip bir baston bile görmüştüm. 
 
Garip parçalardan oluşan başka bir koleksiyon, Emile c'inki (Hermes ismini taşıyan aile girişimcilerinden biri daha) kadar asil olabilir miydi? 
 
Koleksiyon parçalarının bir kısmı şimdi Londra'da çağdaş sanat sergileriyle tanınan Saatchi Galeri'de sergileniyor. Bu serginin bir üst katında yine  Hermès'in "Wanderland" sergisi var (2 Mayıs'a kadar). Sunum mütevazı, ilgi çekici, dijital anlayışta ve bu ünlü ismin hem garipliğini hem de işçiliğini gözler önüne serebilmenin özgün bir yolu. 
 
Saatchi Gallery'de Hermès Wanderland Sergisi
Fotoğraf: James Bort 
 
Şirketin CEO'su Axel Dumas, kuzeni ve Hermès'in sanat direktörü Pierr-Alexis Dumas'la beraberken " Hermès'te çalışacaksanız biraz deli olmanız lazım." diyor.  Hermès daha önceki birkaç mağazasını yüksek tavanlı mekanlarda sadece mobilya, özellikle de markanın imzası haline gelen turuncu deri, satmak için açmıştı. Bu ikili ise Londra'ya New Bond Sokağı'ndaki yeniden döşenen Hermès mağazasının tanıtımını yapmak için gelmişti. Bu mağazanın teras kısmında, saksıdaki ağaçların arasında bir Henry Moore heykeli bulunmakta. 
 
Her iki kuzen de "kendisinin farkında, eğlenmeye düşkün erkek asaleti" anlamına gelen ve özünde son derece Fransız olan flâneur sözcüğünün çevirisinin ne kadar zor olduğunun farkında.  
 
Pierre-Alexis "Özgürleştirici bir sanat olan şehirde dolaşma Hermès insanının alışkanlığı" diyor. Axel Dumas, Londra'nın sürekli etkinlik dolu olduğunu söyleyerek, artık o Anglosakson ceketleri düğmeli sınıfının kalmadığını iddia eder gibiydi. Bu da, mağazanın asil parçalarının bu yeni kozmopolit şehir için daha uygun olduğu anlamına gelmekte.  
 
Saatchi Gallery'de Hermès Wanderland Sergisi
Fotoğraf: James Bort 
 
Saatchi Gallery'de Pierre-Alexis heyecanlı bir şekilde büyük büyükbabası Emile hakkında konuşuyor, Emile ona ilk şemsiyesini 12 yaşında almış ve torunu için bir koleksiyon tutkusu oluşturmuş. Bu koleksiyon şimdi Wanderland sergisinde görülebilir. 
 
30.000 parçadan oluşan ve bastonlarla dolu bir odadan başlayan bu koleksiyon için Axel Dumas "Kapsayıcı" diyor. Duvarlarda grafik pencerelermiş gibi duran videolar objeleri canlandırıyor.  
 
Sergi boyunca, küçük posta pullarından, siz onlara doğru yürüyünce konuşan kapı panellerine kadar size eşlik eden videolar, Avrupa'nın 19. yüzyılda yaşadığı eğlence ve huzur dolu zamanları ve "flâneur" tarzını 21. yüzyıla hızla taşınmasına yardımcı olmuş. 
 
Küratör Bruno Gaudichon ve sergi tasarımcısı Hubert Le Gall, sergiye "Alice Harikalar Diyarında" etkisini verebilmek için 8 sanatçıyla çalışmışlar. Harikalar Diyarı'nın gariplik etkisini verebilmek için sokak lambaları tersine döndürülmüş. Ünlü Paris yerlerinin çizimlerinde atlı arabanın arkasında duran bir motor araba veya modern mini etekli bir kızla  sohbet eden eski zamanlardan şapkalı bir centilmen görmek mümkün.   
 
Saatchi Gallery'de Hermès Wanderland Sergisi
Fotoğraf: James Bort 
 
Bastonlu odadan sonraysa "Hanımefendiler" ve "Beyefendiler" diye iki odaya ayrılıyor sergi, kadınlar kısmında  Hermès çantaları varken erkek kısmında daha koleksiyonluk eşyalar bulunuyor. Sergide bir de Fransız Kafesi oluşturulmuş ve adına " Cafe des Objets Oubliés" (Unutulan Objeler Kafesi) denmiş. Burada satmamış ve boş şişelere konulmuş objeler bulunuyor. 
 
Serginin etkileyici yanı, eskiyi ve dijitali yanyana getirmesi. Örneğin bir şamdan, şampanya bardaklarıyla yapılmış veya bir Eyfel Kulesi aynanın içinden fırlıyormuş gibi gözüküyor. 
 
Açık posta kutusundan ve içinde Marcel Proust'ta veya Virginia Woolf'a adreslenmiş ve gönderilmiş mektup zarflarından çok etkilendim. Dijital olarak yaratılan videolarla hareket eden, akan su görüntüsünden de büyülendim. Şehir kısmında Cept olarak bilinen efsanevi sanatçının pop-art grafittileri bulunuyordu. 
 
Sergideki en Fransız şey, eski alışveriş galerisiydi; bir nevi 19. yüzyılın alışveriş merkezi .Bu klasik Fransız mağazasının vitrininde küçük mavi bir çaydanlığın üstüne basmakta olan kocaman bir fil vardı, İngilizce "bull in the china shop" (seramik mağazasındaki boğa kadar sakar olmak) deyiminin Fransız versiyonu gibiydi. 
 
Hermès'in yeni  Bond Street's mağazası 
Fotoğraf: Michel Denance 
 
Belki de sadece özel bir lüks şirketi, bu kadar insanları içine çeken ve kendi aile geçmişinin garipliğine gülen ve bunu aynı zamanda kutlayan bir sergi düzenleyebilirdi. Ancak illuzyonlarla dolu bu serginin sonuna yaklaşırken iletmek istediği mesajı daha iyi algıladım. Son kısımda, süslemeler ve kıvrımlarla dolu bir kapı vardı. Gerçekteyse bu aslında düz bir yüzeydi, üç boyutlu etki 21. yüzyıla özgü bir şekilde dijital olarak verilmişti.   
 
Axel Dumas bana "Gelecek, dijitalde" dedi, işte gerçek dünyayı Harikalar Diyarı'na çevirecek olan da bu.  
 

ETİKETLER: HERMES , SUZY MENKES , AXEL DUMAS , HERMÈS , PİERR-ALEXİS DUMAS , SERGİ