03 Kasım 2014

Azzedine Alaïa'nın Dikişlerinin Ardında

YAZI: SUZY MENKES

Azzedine Alaïa ile beraber onun son koleksiyonuna dair videosunu izlemek üzere bir araya geldik. Ama kemerli safari ceket veya örümcek ağı örgülü elbise daha ekranda gözükmeden önce Azzedine’nin aklına başka fikirler gelmişti bile.
 
 
Bir parça kumaş alarak yaka şeklinde kesti, teyelli dikişler attı ve ütü masasına yöneldi. 
Baştan aşağı siyah giyinmiş bir şekilde ütüden çıkan duman bulutunun ardında küçük bir figür olarak dikiliyordu. 
 
 
Makaslarla kesimler yapmaktan tutun da İtalyan dikim ekibiyle ipleri dantele dönüştürmeye kadar bütün sürecin içinde bulunan tek tasarımcı olmalı. “Küçük bir düzeltme yapmam gerekti” diyor. 
 
Azzedine Alaïa’nın dikişlerinin ardında bir tür sihirsellik var. Sadece tasarımcının “örgü” olarak tarif ettiği elbisenin nasıl bu kadar şeffaf olabileceğine dair şaşkınlıktan ibaret de değil. 
 
 
Öncelikle  çalışanlar, kadın terziler, Rus ziyaretçiler ve içeri girip çıkan küçüklü büyüklü köpeklerle dolu bir ortamda öğle yemeği yendi. Bu bir bakıma İsa’nın 5000 insanı doyurduğu mucizesinin moda versiyonu gibiydi. 
 
Daha sonra kıyafet deneme odasına geçtik, burada Alaïa’nın sanatçı Julian Schnabel tarafından yapılmış kan kırmızı bir portresi bulunuyordu. Alaïa’nın şirketinin The Richemont lüks grubuna dahil olması, bu markanın hala tek kişilik bir orkestra olduğu gerçeğini değiştirmiyor. 
 
 
Defile mekanına yöneldiğimizde kumaşlara dokunarak ve Azzedine’nin tekniklerle ilgili açıklamalarını dinleyerek birçok şey öğrendim. 
“O gördüklerin tülün içine eklenmiş rafyalar, bu ise daha opak ve şeffaflık daha az.” diyor tasarımcı, böylece gündüz ve gece elbiselerine işlenmiş zincir veya triko örgülerin altındaki ince zekayı daha iyi anlayabiliyorum. 
 
Bir keresinde, neredeyse 10 sene önce, Alaïa’yı “Couture tasarımı yapmayan en iyi couture tasarımcısı” olarak tanımlamıştım. Ve hala öyle. 
 
Vücut ölçülerini ve kadın bedenini iyi anlaması ve elbette, modanın gittiği yönü iyi bilmesi sanatçının en mükemmel yetenekleri arasında. 
 
 
Herhangi bir hazır giyim mağazasındaki şortları veya şort-etekleri ele alalım. Azzedine onları öyle bir tasarlıyor ki dikişler ve ilmikler onlara son derece sade bir zerafet ve ihtişam katıyor. 
 
Eteklerinde fırfırlar olmasına rağmen 70’lerin ağır görüntüsünü oluşturmayan, aksine daha ustaca tasarlanmış o uzun elbiseleri beğendim. 
 
Fotoğraf hakkı: Azzedine Alaïa
 
“İnsanlar uzun etek boyları istiyor.” diyor. Ancak bir dakika sonra bana, tasarladığı kırmızı timsah derisinden şirin kısa etekleri gösteriyor. 
 
Defile sırasında Alaïa’nın sunduğu fikri anlayabilmek zor. Görünüşte çok sade görünen terzi kesimi gömleklerin, parlak Japon kumaşların, dantelli poplinlerin yeniliğine kendimi kaptırmışım. 
 
Fotoğraf hakkı: Azzedine Alaïa
 
Diğer şirketlerde nadiren rastlanan bir şekilde, Alaïa’nın şirketinin ana çıkış noktası kıyafetler, aksesuarlarsa ikinci sırada gelmekte. Stüdyonun sonundaki ayakkabıların ve çantaların üstüne atılıyorum. Dantel kesimli deri çantalar, tasarımcının ustalığına iyi bir örnek. 
 
 
Azzedine’nin son bir sürprizi daha vardı: kadın terzilerin çember oluşturmuş halde bir kumaşa işleme yaptıkları atölyeye gittik. Bu kumaş, bir gelinlik olacakmış. (Müşterinin ismi gizli.) 
 
Başka bir couture kıyafetse üzerinde yaldızlar olan küçük siyah bir elbiseydi. 
 
Ancak kişisel olarak, Alaïa’nın uçsuz bucaksız koleksiyonunun içinde küçük beyaz elbiselerinden daha tatlı bulduğum hiçbir şey yok. 
 
Fotoğraf hakkı: Azzedine Alaïa
 
Çeviri: Kardelen Berfin Kobyaoğlu

ETİKETLER: AZZEDİNE ALAİA