01 Ağustos 2017

Elle Fanning'in Kanatları

YAZI: NATHAN HELLER

FOTOĞRAF: ANNİE LEİBOVİTZ

MODA EDİTÖRÜ: GRACE CODDİNGTON

Elle Fanning’i tarif etmek için yaptığı işler kadar, yapmadıklarını da kullanabilirsiniz. Mesela hareketsiz oturamaz, tweet atmaz, çekimden bir gece öncesine dek rolünü ezberlemez ve konuk olduğu talk show programlarını izlemez. (Bu, ona, kendi sesini telesekreterden dinlemek gibi geliyormuş). Paparazzilerin spor salonuna dek onu takibinden hoşlanmaz, zira bu velveleyi gerektirecek kadar meşhur olduğunu düşünmüyor. Dünyayı kendisiyle meşgul ediyormuş gibi hissediyor. Dakota Fanning’in kız kardeşi olduğundan ise hemen hemen hiç bahsetmiyor. Kısacası, Elle Fanning, bu kadar nadir bir karaktere ve ışığa sahip olduğunun farkında olmayan tek genç star, diyebiliriz.

elle fanning

Yalnızca aristokrat güzelliği değil, etkileyici portfolyosu ile de dikkat çeken bir yıldız o. Bir akşam Tableau’da, New Orleans’ın Fransız bölgesindeki restoranda buluşuyoruz. Elle, tam bir özgüvenle giriyor içeri ve çok rahat bir edayla sarılıyor bana. Zarif, kırmızı bir Celine bluz giymiş, Balenciaga siyah jean ve simli bağcıklarıyla Maison Margiela spor ayakkabıları kıyafetini tamamlamış. Küçük Gucci çantasını yandaki sandalyeye atıp yerleşiyor. Haftalarca, So a Coppola’nın yeni lmi The Beguiled’ın çekimleri için New Orleans’ta yaşadı. Bu lmde Kirsten Dunst, Colin Farrell ve Nicole Kidman gibi dev isimlerle kamera karşısına geçti. Yedi yıl önce yine Coppola’nın Somewhere lminde rol almıştı; bu kez, aile bireylerinden refakatçi olmamış yanında.

 

Bugün, birlikte bir şeyler içip sohbet edeceğiz. Yarın ise Fanning’in hep hayalinde olan, paranormal tura çıkıp Fransız bölgesini keşfedeceğiz. Önce yeni filmi konuşuyoruz.

The Beguiled, Thomas P. Cullinan’ın 1966 yılında yayınlanan kitabı ve 1971’de Clint Eastwood’un başrol oynadığı lmin adaptasyonu. Amerikan İç Savaşı sırasında yaralı bir Kuzeyli askere (Farrell) kapılarını açan Virginia’daki bir yatılı kız okulunda yaşanan, misafirperverliğin yanı sıra, baştan çıkarma ve dehşet unsurlarını barındıran bir hikâye. Fanning, lmde, Alicia rolüyle karşımıza çıkıyor, cazibeli, baştan çıkarıcı bir kız, lmin başlarında, gizlice askerin kaldığı odaya girip uyuyan adamı şehvetle öpüyor.

“Süper romantik bir insanım” diyor, hatta “Süper romantik” lafını oturduğumuz kafede, kollarını yana açıp bağırarak tekrar ediyor."

Coppola, “Elle, son derece tatlı, masum ve çocuksu biri” diyor, “Filmdeki karakteri ise biraz sürtük, yaramaz, kendini beğenmiş, bir nevi kötü kız. Elle’in, kendi kişiliğinin tam tersi bir karakteri canlandırmasını seyretmek çok eğlenceliydi.”

Fanning de “Sophia beni kötü kıza çevirmeye çok hevesliydi” diye ekliyor, bu fikri çok cazip bulduğunu
da saklamıyor. Mike Mills’in, 70’lerin karmaşasında yollarını bulmaya çalışan üç kuşağın kadınlarına adadığı filmi 20th Century Women’ın çekimlerinin ardından, Mills’in hediyesi olarak, hayatında ilk kez yıldız haritasını incelettirmiş genç yıldız. “Anlaşılan büyük çelişkilerin insanıymışım” diye anlatıyor, “Karşıtlıklarla doluyum.” Balık burcu tarafının getirdiği, feminen, olağanüstü yetenekli bir yanı var. Colin Farrell, Elle için, “Rolünü bu kadar derin bir içgüdü ile canlandıran başka bir aktrisle daha karşılaşmadım sanırım” diyor. Nicole Kidman da Fanning’in zarafet dolu ve rahat yanından bahsediyor, “İşini yaparken özel çaba göstermesine gerek kalmıyor” diyor. Günümüz gençleri, Fanning’i, Male cent lmindeki Uyuyan Güzel olarak tanıyorlar, bu rolün, güzel yıldızın yüreğinde özel bir yeri var.

elle fanning


Fanning, Decatur, Georgia’da doğmuş ve iki yaşına dek Conyers’de yaşamış ancak hayranları onu tam bir LA çocuğu olarak algılıyorlar. Çabasız şıklığı, duru güzelliğiyle gerçek bir Hollywood prensesi. İki yaşından beri kameraların karşısında, hatta hayatının ilk öpücüğünü 14 yaşındayken Ginger & Rosa filminde almış.


Fanning’in bir de Koç burcu olan bir tarafı var, çok az insanın bildiği, çabuk alevlenen öfkesi. Annesiyle ablasına göre, pek de övünülecek bir özellik değil tabii. “Olsun, insanlara bu yönümü söylemekten kaçınmıyorum hiç” diyor, gülerek. Koç burcu ağır bastığında Elle Fanning, ne istediğini bilen, palavraya karnı tok, evinin yakınındaki spor salonuna boks dersleri almaya giden, sol yumruğu şimdiden “konuşan” bir genç kadın. Kendine has yürüyüşü, yemek yemesi, konuşma şekli olan biri. The Beguiled’ın çekimleri sırasında yakın arkadaş olduğu Kirsten Dunst, “Elle’in, yaşlı teyzelerin laflarını kullanmak gibi komik bir tarafı var” diyor. Fanning kardeşler, çocukluktan itibaren film setlerinde çalıştıkları için, yanlarında genelde büyükanneleri refakatçi olarak bulunuyormuş, Elle’in zaman zaman olaylara başka bir çağın gözlüğünden bakabilmesi ve o çağın sözleriyle yorum yapması bu yüzden muhtemelen.

"Anlaşılan büyük çelişkilerin insanıymışım, karşıtlıklarla doluyum."


İşte Elle’in Koç burcu versiyonu, profesyonel anlamda gerçek bir maceraperest. Geçen yıl, henüz on sekiz yaşındayken, Nicolas Winding Refn’in The Neon Demon filminde oynayarak herkesi şaşırtmış. Seks, ölüm ve starlık üzerine karanlık bir film olan bu yapımın, sürreel düş sahnesi, klasik korku filmlerinin kanlı sahnelerini aratmıyor. Dakota Fanning, bu sahnede, kardeşini işkence altında görmenin onu çok sarstığını, kalkıp gitmemek için kendini zor tuttuğunu söylüyor, “Bir aktris olarak yeteneği beni çok etkiledi” diyor. The Beguiled’da, genç yıldız, İç Savaş yıllarının ahlak değerlerine göre baştan çıkarıcı bir kızı canlandırıyor. Yani, köprücük kemiğini bluzunun altından sergileyen ya da eteğinin altından çıplak ayak bileğini gösteren türden.

elle fanning

 


Basın, bu tip rollerinden sonra ona durmadan bir aktris olarak nasıl olgunlaştığı, kimi örnek aldığı gibi sorularla geliyor, Fanning’e göre bu çok tuhaf, zira, filmler, onun için işin en kolay kısmı. “Kimse bana gerçekten büyümeyle ilgili sorular sormuyor” diyor, “Mesela mezuniyet, partiler, nasıl bir kadın olmak istediğim...”


“On sekiz yaşın getirdiği sorumluluklar var tabii ama sonuçta hâlâ çocuk sayılırım” diyor. Dakota, New York Üniversitesi’ne gidene dek, büyükannelerinin de dahil olduğu, geniş aile şeklinde yaşamışlar, iki kız da ailelerindeki kadınların oluşturduğu yaşam tarzı standartlarına göre yetişmiş. Bu yüzden, Elle, liseden sonra üniversite seçeneğini epey düşünmüş ama lmlerde oynayamamak ağır gelmiş ona ve seçimini bu yönde yapmış.


Fanning’in renkli, sinematik bir iç dünyası var, mesela en sevdiği şeylerden biri yatağında oturup hayaller kurmak. Uyurken de son derece canlı rüyalar görüyormuş, hatta bazı rüyalarında geleceği gördüğünü iddia ediyor. Daha on yaşındayken, hoşlandığı çocukla sinemada karşılaşacaklarını düşlemiş, arkadaşlarına söylediğinde inanmamışlar çünkü çocuk o yakınlarda yaşamıyormuş ama ilginç bir şekilde delikanlıyla burun buruna gelmişler. Elle, neşeyle, “Cadı gibi özel güçlerim var benim” diyor.


Ertesi günü yapacağımız tekinsiz gezi öncesi bu muhabbetten biraz ürkmüyor değilim doğrusu. O da bunu anlamış olacak ki, “Bu gece seninle ilgili ne rüya göreceğim bakalım” diye takılıyor.
Jackson Square köşesinde, paranormal aktivite araştırmacısı, Ghost City Tours’dan Michael Bill ile buluşuyoruz. Kafamda hiç hayalet turu rehberi görüntüsü canlandıramıyorum ama Bill’i karşıdan görür görmez, “Bu o” diyor insan. Kır saçları, bronz teni, beyaz jean üzerine çekmiş olduğu uzun çizmeleri, Star Wars logolu gömleği ve boynunda sallanan iki gümüş haçla hemen dikkat çeken bir adam. Belinde “ruh ölçer” cihaz asılı, sırtında da diğer aletlerini taşıdığı kocaman çanta. “Ovilus kullanacağız, bir de bazı ruh kutularını, bakalım neler olacak” diye açıklama yapıyor bize. Hemen yakındaki bir restorana gidiyoruz.

elle fanning

 


“Burası Muriel’in yeri” diyor, “iyi bir lokantadır, aynı zamanda hayaletli.” Hayalet, on sekizinci yüzyılda kumarda kaybedince kendini asan Pierre Jourdan isimli biriymiş. Döner merdivenlerden ikinci kattaki, kırmızı ışıkla aydınlatılmış, lüks, konforlu bir odaya çıkıyoruz. Oturduğumuzda Bill, Ovilus’u çıkarıyor, bu cihaz, ruhsal enerjiyi İngilizce kelimelere çeviriyormuş. Bebek monitörlerine benziyor. Bill, cihaza, “Buranın hayaletli olduğu doğru mu” diye soruyor. Fanning’in gözü Ovilus’un ekranına kilitli, aletin verdiği cevabı okuyor heyecanla, “Kesinlikle”. Royal Street’de dolaşırken arabanın birinden bir kadın, bluzuyla ilgili övgü dolu sözler söylüyor Elle’e. Uzun boyuyla Fanning, gerçekten ne giyse, son derece zarif ve güzel görünüyor. Rodarte ve Miu Miu sevdiği markalar. Geçtiğimiz yıl, Cannes’da, gösterişli bir Valentino elbise giydi, söylediğine göre, eteklerini döndürerek dolaşmış bütün gece, elbiseye bayılmış.


Karanlık çöküyor, French Quarters, ortalıkta dolanan bir sürü insanla dolu. Bill bizi önceden randevu evi olan bir binaya götürüyor, House of the Rising Sun’mış ismi. Anlatılanlara göre, müşterilerden herhangi biri hayat kadınlarına kötü davranırsa, evin sahibi olan madam, aynı şekilde öç alırmış ondan. İki fahişe, önce ilaçlı bir içki getiriyorlarmış, sonra başka kadınlar da gelip adamı bir güzel pataklıyor, ardından boğazını kesip önceden kazdıkları bir mezara gömüyorlarmış. Tabii cebindeki tüm parasını ve değerli eşyaları aldıktan sonra. İçki şişesini mezarının üzerinde kırarak bu eylemlerini taçlandırıyorlarmış. Şimdilerde bu bina otel olarak hizmet veriyormuş. Bunu duyan Fanning, sırıtıyor, “Kötü erkek arkadaşları getirmek için ideal yer, yani” diyor.


Fanning kardeşler aslında aktris değil, sporcu olmak üzere yetiştirilmişler, babaları, genç liglerde oynamış bir sporcu, anneleri profesyonel tenisçi, teyzeleri ise futbol yorumcusu. Elle de ziksel aktivitelere meraklıymış aslında, bale ve yoga yapmış ancak iki kardeşin de asıl ilgi alanı sinemaya kaymış. Dakota beş yaşındayken katıldığı bir tiyatro kampında bir yetenek avcısı tarafından keşfedilmiş. Ailesine, çocuktaki bu yeteneği değerlendirmek için LA ya da New York’a taşınmaları öğütlenmiş, Dakota’nın annesi de Georgia’daki hayatlarını askıya alarak kızı için Kaliforniya’ya gidip birkaç seçmeye ve reklam lmine katılmasını sağlamış. Dakota, I am Sam lmindeki rolü kapınca, babaları da yanlarına gelmiş. Elle, lmdeki karakterin çocukluğunu oynamış. Henüz altı yaşındayken, ablasıyla röportajlara katılmaya başlamış böylece. Elle, Dakota’ya hayran, kariyerini ona borçlu olduğunu düşünüyor. Küçük yaşlarda çekilen videolardan, Elle’in minicikken bile rol yapma yeteneğinin olduğu belli. Tabii Dakota sayesinde önü açılmış, iki kardeşin birbirine olan sevgisi ve desteği ile de başarıları perçinlenmiş. Dakota, “İnsanlar birbirimizi çekemememizi bekliyorlar, bu asla mümkün değil” diyor, “Başarılı olup, benden çok daha yükseklere çıkmasını istediğim bir kişi varsa, o da kardeşim.”


Elle, aktris seçmelerinden nefret ediyor, o kadar ki bir seferinde endişeden bayılmış. Yönetmenlerle tanışıp sohbet etmeye ise bayılıyor. Coppola ile Somewhere lminin seçmelerinde tanışmışlar, hemen kanları kaynamış birbirlerine. Coppola, “Elle, dikkat çekici, ışıltılı bir karaktere sahipti” diyor, “Yetişkin gibi davranan çocuk oyuncuların aksine, so stike ama gerçek bir çocuktu.” Filmdeki karakter buz pateni yaptığından Coppola, dublör kullanmayı önermiş ama Elle reddederek, okuldan önce ve sonra paten dersleri almış. Böylece, yalnızca Dakota’nın kardeşi olmadığını, gelecek vaat eden bir oyuncu olacağını da kanıtlamış. Coppola, “Şimdi boyu beni geçti ama özünde hâlâ o ışıltılı çocuk” diye konuşuyor.

elle fanning


Fanning’in on beş yaşına kadarki kahramanı Marilyn Monroe imiş. Hakkındaki her şeyi araştırmış, röportajlarını defalarca dinlemiş. “Duyguları gözlerinde yansıyan bir kadınmış Marilyn” diyor, “Ve ne büyük bir aktris olduğunun hiç farkında olmamış.”


Marilyn yaşasaydı sosyal medyayı nasıl kullanırdı diye merak ettiğini söylüyor. Yıllarca, Facebook ve Twitter’dan uzak kalmayı başarmış ama bu kadar kendi kabuğunda olmanın mesleği açısından dezavantajlı olduğuna karar vermiş. “Zamana uymam lazımdı” diyor. Görselliğe meraklı biri olduğundan Instagram ona daha cazip gelmiş. Şu anda 900 bin civarı takipçisi var. “Ablamı bir milyon kişi takip ediyor ama tabii ikimiz de dünyaya hükmeden Selena Gomez’in yanına bile yaklaşamayız” diye gülümsüyor. Teknolojiyle arasının yine de çok iyi olduğu söylenemez, daha Netflix’e yeni üye olmuş, iPhone’unu epeydir güncellememiş, bütün o emoji uygulamalarını indirmemiş bile. Bu yüzden, arkadaşlarının mesajları çoğunlukla soru işaretleri ya da saçma sapan karakterler olarak geliyor ama utandığından çaktırmamaya çalışıp anlamış gibi yapıyormuş.


Fanning eğlenceli ve komik bir genç kız. Dunst ile The Beguiled’ın setinde, bir gün birlikte komedi lmi çekme hayalleri kurmuşlar. Kirsten, “Elle’i Saturday Night Live’ı sunarken görmeyi çok isterim” diyor. The Beguiled’ın dış çekimleri, Beyonce’nin Lemonade klibinde kullandığı Louisiana çiftliğinde çekilmiş, ancak iç çekimler komedi aktrisi Jennifer Coolidge’in New Orleans’daki evinde gerçekleştirilmiş. Coolidge’in her yıl düzenlediği Halloween partisine Dunst ve Fanning, peri ve hemşire kılıklarında gitmişler, meğer o partinin özel teması varmış, herkes Gotik Marie Antoinette kıyafetleriyle gelmiş, bu ikisi haliyle ortamda çok sırıtmışlar.


Elle pek umursamamış bu durumu. Ergenliğin ilk dönemlerinde doğal olan herkese uyma kaygısı, sonraki yıllarda yalnızca kendisi olabilme isteğine bırakmış yerini. Başkalarına tuhaf gelse de kendi bildiğinden şaşmıyor artık. Mesela, lise mezuniyet balosuna en yakın arkadaşı Cassio ile katılmayı kararlaştırmışlar ama Cannes festivali balo tarihiyle çakışınca, Elle, Cassio’ya kendisiyle Fransa’ya gelmesini ve orada kendi kendilerine mezuniyet kutlamayı teklif etmiş. Cassio da kabul etmiş. O kadar çok eğlenmişler ki bir daha böyle bir duygu yaşayabileceklerini sanmıyorlar.

elle fanning


Fanning’in bazı arkadaşları, lm setlerinde oluşan tanışıklıklar nedeniyle kendisinden yaşça oldukça büyükler. Kirsten Dunst’ın yanı sıra, Mike Mills ile sık sık yemeğe çıkıyor, 80 yaşındaki Bruce Dern ile uzun telefon sohbetleri yapıyor. Okul arkadaşlarına da güveniyor, hemen hepsi Hollywood yıldızlarının çocukları olduğundan, Elle’in çekimler nedeniyle uzun süre onlardan ayrı kalmasını sorun etmiyorlar. Şu sıralar herhangi bir romantik ilişkisi olmayan güzel yıldız, süper romantik biri olarak, ayaklarını yerden kesecek bir aşkın hayallerini kurduğunu belirtiyor. Hatta “Süper romantik” lafını oturduğumuz kafede, kollarını yana açıp bağırarak tekrar ediyor. Okul dışında kimle nasıl tanışılacağını ise pek bilmiyor şimdilik. “Cafe du Monde’da otururken birden ışıklar içinde biri mi belirecek, hiçbir krim yok” diyor. Hayatın doğal akışında olmayı seçmiş, zorlayarak işin büyüsünü bozmak istemiyor. Bir aile kurmayı tabii ki düşlüyor ancak on sekiz, on dokuz yaşındaki insanların henüz daha insan bile sayılamayacağını, çok yol kat etmesi, hayatı çok daha iyi öğrenmesi gerektiğini düşünüyor. Kafede atıştırdığımız ne s pastaları eritmek için tekrar yürüyüşe çıkıyoruz. Elle, bahara uygun giyinmiş, üzerinde şirin, omuzları açıkta bırakan, The Row marka bir elbise ve Chanel sandaletler var. Güneşe çıktığımızda, büyük, beyaz Rochas çantasından yine Chanel imzalı, pembeli mavili bir süveter çıkarıp giyiyor çünkü asla bronzlaşmak istemiyor. Kostümcü dükkanlarını, vintage mağazaları dolaşıyoruz. The Beguiled lminde, kadınların hepsi o dönemin elbiselerini giyiyorlar ancak normalde o elbiselerin altında kullanılan çemberleri kullanmıyorlar. Coppola, “Bu siluetin, kıyafetleri bugün de giyilebilecek hale getirdiğini düşünüyorum” diyor, “Uzun, çiçekli, pastel renklerde bunlar.”


Fanning, son üç lmini de kadın yönetmenlerle çekti. Coppola ile The Beguiled’ın çekimleri bitince, Georgia, Savannah’da, gerilim lmi Galveston’ı, Melanie Laurent ile çekti. Kısa süre sonra New York’ta, yeni bir Reed Morano yapımının çalışmalarına başlayacak. Filmin adı, I Think We’re Alone Now. Filmde, dünyada sağ kalan son erkeği canlandıran Peter Dinklage’ın karşısına beklenmedik bir şekilde çıkan kızı canlandırıyor. American Idol hakkındaki Teen Spirit lmi için de ses koçundan dersler alıyor, bu lmin yapımcı ekibi, La La Land’i gerçekleştirmiş olan ekip. “Şarkı söylemek yeni ve zorlu bir deneyim olacak” diyor.

elle fanning


Fanning’in gönlünde yatan asıl aslan ise yönetmenlik. “Aktris olarak başkasının vizyonunu canlandırıyoruz, oysa, o vizyonu yaratmak istiyorum ben” diyor. The Neon Demon’ın yönetmeni Refn, Elle’in bu krini hararetle destekliyormuş. Ben de Fanning’in yöneteceği bir lmi mutlaka görmek istediğimi fark ettim. Bu hayallerini anlatırken, özgüveni yüksek, işini iyi bilen, vizyonla dolu bir Koç kadını oturuyordu karşımda. “Yönetmenlik zor iş” diyor, “Düşünsene, herkes sorun çözümü için sana geliyor, herkes bir şeyler soruyor. Devasa bir lokma yani. Tam da bu yüzden, mutlaka yapmak istiyorum.”

ETİKETLER: ELLE FANNİNG